Mümin hanelere misafir, zalim canilere korku olan efsanevi komutan Muhammed Deif'i şehadetinin yıl dönümünde rahmetle, minnetle ve iftiharla yad ediyoruz.
Bir daha en yüksek sada ile ikrar edelim; "Enne ricalen Muhammed Deif!" 🫡
Genel Başkanımız Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, Srebrenitsa Soykırımı'nın 31'inci yılını anma töreni dolayısıyla bulunduğu Potoçari'de ziyaretlerde bulundu.
İnsanlığa Karşı Suç ve Soykırım Müzesi’ni ziyaret ederek hatıra defterini imzaladı.
Potoçari Anıt Mezarlığı'nda soykırım kurbanlarına dua edip, Boşnak kardeşlerimizin acılarını paylaştı.
Kıbrıslı Müslüman kadın ve kız çocuklarının uğradığı sistematik vahşet, göç ve soykırım girişimleri neden bu metinde yer almamıştır?
Hakikatin ve adaletin yanında durmak yerine siyasi hesaplarla tarihî hakikatleri çarpıtan tek taraflı siyasi metinleri reddediyor; o günden bugüne kadar İslam dünyası aleyhine çalışan, zulme arka çıkan bu zihniyetten dost olmayacağı konusunda bir kez daha uyarıyoruz.
İşgalci siyonist rejimin Gazze halkına yönelik katliam politikası hız kesmeden devam etmektedir. Son olarak Gazze kentinde HAMAS Hareketi sözcülerinden Hazım Kasım'ın bulunduğu araca düzenlenen kalleşçe suikast girişimi, terör şebekesinin vahşetinin en büyük kanıtıdır.
Bu kalleş saldırıda şehit düşen Muhammed el-Fayumi kardeşimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailesine ve HAMAS Hareketi’ne başsağlığı diliyoruz. Suikast girişiminden yaralı olarak kurtulan Hazım Kasım kardeşimize de acil şifalar diliyoruz.
İşgal rejimi, hamisi Donald Trump’ın "şiddetin dozunu düşürün, daha rafine hedefler seçin" yönündeki taktiksel tavsiyesini arkasına alarak, Gazze’de her gün en az iki kişiyi nokta atışı saldırılarla katletmektedir. Buna rağmen ortada sözde bir uzlaşı varmış gibi davranmak, sahada kesintisiz süren bu soykırımı perdelemekten başka hiçbir amaca hizmet etmemektedir.
Gazze halkının artık ne siyonistlerin bombalarına, ne abluka yönteimleriyle derinleştirilen açlığa ne de uluslararası güçlerin aylardır süren riyakar oyalama taktiklerine tahammülü kalmıştır.mak için atılmadığı ortadadır. Ne yazık ki atılan o imzalar, siyonistlerin işlediği savaş suçlarına diplomatik bir kalkan oluşturmak ve direnişi durdurmak için tasarlanmıştır. Uluslararası toplum, her gün Gazze evlatlarının kanının dökülmesine bilerek ve isteyerek göz yummaktadır.
Gazze halkının artık ne siyonistlerin bombalarına, ne abluka yönetimleriyle derinleştirilen açlığa ne de uluslararası güçlerin aylardır süren riyakar oyalama taktiklerine tahammülü kalmıştır.
Bugün bu mazlum halk için yapılacak en hayırlı, en somut şey, siyonist terör şebekesinin o toprakları tamamen terk etmesini sağlayacak mutlak askeri destektir.
https://t.co/McfK7sn4w5
Türkiye'nin geniş katılımlı ve uluslararası ölçekte bir zirveye sorunsuz şekilde ev sahipliği yapması, ülkemizin diplomatik ve organizasyon kapasitesini ortaya koymuştur. Ancak ev sahipliği yapılan 36. NATO Zirvesi'nin sonuç bildirgesi, küresel güvenlik mimarisinin Batı'nın emperyalist çıkarları ile siyonizmin kirli emelleri doğrultusunda şekillendirildiğini bir kez daha göstermiştir.
Sonuç bildirgesinin ilk maddesinde, "Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmış bir saldırıdır." denilerek NATO Antlaşması'nın 5. maddesine güçlü vurgu yapılmıştır. Buna rağmen, bir NATO üyesi olan Türkiye'yi en üst düzeyde açıkça tehdit eden siyonist işgal rejiminin tehditleri kınanmamış, saldırgan tutum ve küstahlıklarına tek kelimeyle değinilmemiştir.
Bildirgede, bugüne kadar "müttefiklerin" bizzat sağladığı silahlarla adeta küresel bir çıkmaza çevrilen Rusya-Ukrayna savaşına atıfla; Rusya “uzun vadeli tehdit” kabul edilmiş ve silahlanma yarışını körükleyecek yeni lojistik/tedarik tedbirleri duyurulmuştur. Silahlanma yarışının körüklenmesi daha fazla ölüm, daha fazla yıkım ve bitmek bilmeyen çatışmaları beraberinde getirecektir.
Zirvede Türkiye’ye yönelik ilginin; Rusya ile beklenen olası büyük karşılaşmada Türkiye’nin hem savunma gücüne hem de jeopolitik konumuna olan hayati ihtiyaçtan kaynaklandığı bilinmelidir. Geçmişte Türkiye’nin hava savunma ihtiyacı söz konusu olduğunda sistemlerini geri çeken sözde müttefiklerin bugün Türkiye’yi cephe hattının merkezine yerleştirmek istemesi dikkat çekicidir. Bu nedenle Türkiye’nin bugüne kadar sürdürdüğü arabulucu, yapıcı ve bölgesel istikrarı önceleyen dengeli politikasını tavizsiz bir şekilde devam ettirmesi hayati önem taşımaktadır.
Öte yandan Zirvenin sonuç bildirgesinde İran ile ilgili yapılan değerlendirmeler de NATO’nun güvenlik yaklaşımındaki çelişkiyi ve çifte standardı ortaya koymaktadır.
İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğinin vurgulandığı bildirgede, siyonist işgal rejiminin sahip olduğu nükleer silah kapasitesi ise görmezden gelinmiştir. Aynı şekilde Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisine vurgu yapılırken, bölgeyi istikrarsızlaştıran saldırıların ve uluslararası hukuku sistematik biçimde ihlal eden işgal ve soykırım politikalarının faili olan siyonist rejime yönelik hiçbir açıklama yapılmamıştır. Bu yaklaşım, NATO’nun siyonist rejimden yana açık bir çifte standart uyguladığını göstermektedir.
"İran'ın komşuları açısından nükleer tehdit oluşturabileceği" iddiasının da makul ve gerçekçi bir zemini bulunmamaktadır. Herhangi bir şekilde Körfez Ülkelerinden birinde yaşanabilecek bir nükleer felaket sadece o ülkeyle sınırlı kalmayıp diğer Körfez Ülkeleri ile birlikte İran’ı da etkileyecektir. Dolayısıyla burada esas alınan güvenlik anlayışı, bölge ülkeleri ya da halklarının ortak güvenliği değil; bölgede yalnızca siyonist işgal rejiminin nükleer zırha sahip olarak istediği ülkeye saldırabilmesinin garanti altına alınmasıdır.
Bugün Gazze'yi yerle bir eden, Filistin topraklarını işgal altında tutan, Lübnan'a, Suriye'ye, Yemen’e ve İran’a saldırılar düzenleyen, Lübnan ve Suriye’deki işgali genişleten ve son olarak Türkiye'yi de açık biçimde tehdit eden taraf siyonist işgal rejimidir. Buna rağmen sonuç bildirgesinde tek bir eleştiriye dahi yer verilmemiş olması, NATO'nun güvenlik politikalarının hangi siyasi eksende şekillendiğini göstermektedir.
Daha da önemlisi, İran hiçbir NATO üyesini işgal etmekle veya vurmakla tehdit etmezken, siyonist rejimin sözde başbakanı ve bakanları "vaat edilmiş topraklar" hezeyanıyla Türkiye'yi hedef gösteren tehditkâr açıklamalar yapmaktadır. Böyle bir tabloda sorulması gereken soru açıktır: Bir NATO üyesi olan Türkiye’ye yönelik yarın açık bir siyonist saldırı gerçekleştiğinde, bugüne kadar o katliam şebekesini kınamaktan bile imtina eden bu ittifak ne yapacaktır? NATO siyonist rejime karşı gerçekten 5. maddeyi işletecek midir?
Kendi üyesini açıkça tehdit eden bir terör yapısına toz kondurmayan NATO’nun o “ortak savunma” ve “bölünmez güvenlik” ilkeleri, söz konusu Müslüman Türkiye’nin güvenliği olduğunda birdenbire askıya alınmaktadır.
Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleşen NATO Zirvesi aynı zamanda, ABD Başkanı Trump tarafından adeta bölgemize yönelik yeni bir saldırganlık silsilesinin komuta merkezine dönüştürülmüştür.
Bugüne kadar bölgemizde işlenen tüm insanlık suçlarının müsebbibi olan ABD, komşumuza yönelik yeni hava saldırılarının ve savaşı tırmandırma hamlelerinin emrini bilinçli olarak Türkiye topraklarından vermiş, şeytani planlarını bu coğrafyada uygulamaya koyma hevesini açıkça ilan etmiştir. “Benim için ateşkes bitti” diyerek masayı devirenlerin, sıkışmışlıklarının faturasını bölgesel bir savaş çıkartarak "müttefiklerine" ödetmeye çalıştığı ortadadır.
Ne yazık ki emperyalist ittifakın ortakları, canları her istediğinde bölgemize bombalar yağdırıp arkalarında büyük bir yıkım ve katliam bırakarak çekip gitmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Batı, her gidişinde arkasında istikrarsızlık, kan ve gözyaşı bırakmakta; coğrafyamızı ve İslam ümmetini kasıtlı bir kaosa itmektedir.
Ümmetin ve bölgemizin selameti; sömürgeci çıkarlar uğruna hareket eden ve adeta modern bir Haçlı Birliği’ne dönüşen emperyalist ittifaklarla değil; dış müdahaleleri tümüyle reddeden bölgesel bir askerî, siyasî ve ekonomik ittifakla mümkündür. Bunun için her türlü çabanın gösterilmesi gerekir.
Bug��n Habizbinililer Derneği’ni ziyaret ederek kıymetli hemşehrilerimizle bir araya geldik. Samimi misafirperverlikleri ve gönülden sohbetleri için kendilerine teşekkür ediyorum.
Birlik ve kardeşliğimizi güçlendiren her buluşmanın kıymetli olduğuna inanıyor, çalışmalarında muvaffakiyetler diliyorum.
📌Çete şiddeti yükseliyor; toplumsal güvenlik risk altındadır.
📌Uyuşturucu, fuhuş, kumar ve benzeri zararlı faaliyetler hızla artmaktadır.
📌Mevcut hukuki yaptırımlar yetersizdir ve caydırıcı etkisi bulunmamaktadır.
📌Sorun acildir ve çözüm ertelenemez.
Yunus Emiroğlu | Parti Sözcümüz
Gece saatlerinde çevreyolu üzerindeki depolarda çıkan yangın hepimizi üzdü.
Öncelikle yangından etkilenen tüm hemşerilerimize, işletmelerimize, çalışanlarımıza ve ailelerine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Can kaybının yaşanmamış olması en büyük tesellimizdir.
Organize Sanayi Bölgesi yolu üzerindeki ana dağıtım deposunda meydana gelen yangından dolayı büyük üzüntü duydum.
Başta can kaybının yaşanmamış olmasını temenni ediyor, yangından etkilenen işletmelere ve çalışanlarına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Yangına fedakârca müdahale eden tüm itfaiye ekiplerine, güvenlik güçlerimize ve destek veren kurumlara teşekkür ediyor; yangının çıkış sebebinin en kısa sürede aydınlatılmasını diliyorum.
Rabbim şehrimizi ve milletimizi her türlü afetten ve felaketten muhafaza eylesin.
Gazze soykırımının mimarı, soykırım suçlusu Trump maalesef Türkiye’ye geldi. Bütün insanlığa tepeden bakan ve kendini kovboy sanan adamın burda olması hiç bir şekilde lehimize değildir. Siyonizmin elinde maşa olan birinden insanlığa asla hayır gelmez.
#TrumpGeliyor
Basiretsiz yöneticiler, kan içici emperyalistlere şirin gözükmekten vazgeçin.
Zira sizin yüzünüze gülerken arkanızda sizi bitirmek için planlar yapıyorlar…
İstanbul ve şanlı tarihimizin sembolü olan FSM'de ABD bayrağı renklerinin ışıklandırılması kabul edilemez bir aymazlıktır!
İzzet ve bağımsızlık ABD bayrağının olmadığı yerdir.
Bu aziz şehir ve köprülerimiz emperyalistlerin mesaj tahtası değil fethin ve özgürlüğümüzün sembolüdür.
HÜDA PAR Batman Milletvekili Serkan Ramanlı:
Biz partimizi kurduğumuzda iki ana akım vardı. Bir akım, 'Sadece hizmet siyaseti yapalım' diyordu. Diğer ana akım ise 'Sadece kimlik siyaseti yapalım' diyordu. Millet ya kimlik siyasetine mahkûm oluyor ya da yalnızca hizmet siyasetine razı geliyordu.
HÜDA PAR olarak biz, hem inanç istedik, hem kimlik istedik. Hizmet de bize lazım.
Peki, sadece hizmet mi lazım? Kimliğimiz, manevi değerlerimiz; Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren yasaklanan, varlığı inkâr edilen bir dilimiz ve bir kimliğimiz de yok mu? Bunun için de mücadele etmeyecek miyiz?
Yolumuz da olsun, köprümüz de olsun. 'Kimliğimiz olmasa da olur' diyebilir miyiz? Kimlik de en az hizmet kadar önemlidir.
Ancak kimlik mücadelesi verirken ırkçılık yapmaya gerek var mı? Rabbimiz bizden bunu kabul eder mi?
Bizim için Türkler de kardeşimizdir, Araplar da kardeşimizdir, Farslar da kardeşimizdir
…
Tarihi ve manevi değer taşıyan camilerimizde ibadet adabına uygun olmayan kıyafet ve davranışlara son verilmelidir.
Diyarbakır Ulu Camii ve Hazreti Süleyman Camii başta olmak üzere tarihi mabetlerimizin girişlerinde, Ayasofya'da olduğu gibi uygun kıyafet temin edilerek gerekli düzenlemeler vakit kaybedilmeden hayata geçirilmelidir.
İbadet edenlerle ziyaretçilerin karşı karşıya gelmemesi ve mabetlerimizin manevi atmosferinin korunması için yetkilileri göreve davet ediyor, sürecin takipçisi olacağımızı ifade ediyoruz.
Tarih, Gazze'de bin günü aşan abluka ve soykırımı insanlığın en büyük, en karanlık utanç sayfası olarak yazacaktır.
Uluslararası mahkemeler, insan hakları örgütleri ve İslam ülkeleri bu terör şebekesini durdurmakta aciz kalmış,
Bu acziyet karşısında siyonist katiller, işgali Lübnan’a ve Suriye’ye yaymış; Yemen’e ve İran’a yönelik pervasız saldırılarla tüm bölgeyi topyekûn bir savaşın içerisine sürüklemiştir.
#GazzeSoykırımı1000Gün
İHH ev sahipliğinde düzenlenen programda Moro İslami Kurtuluş Cephesi lideri Hacı Murat İbrahim ile bir araya geldik.
Moro cihadında 100 bin şehit ve 2,5 milyon mülteci ile verilen büyük mücadeleyi, tarihi barış sürecini, Bangsamoro özerk yönetiminin kuruluşuna giden süreci birinci ağızdan dinledik.
Bangsamora'da Eylül ayında yapılacak seçimlerin Müslüman kardeşlerimiz için hayırlara vesile olmasını, bölgeye kalıcı huzur ve istikrar getirmesini temenni ediyoruz.
"Ey Şehidler! Kalkın şu bahçenize bi bakın! Bahçeniz
ziyaretçiler ile dolmuş. Bu bahçe, sizin kanlarınız
ile yeşerdi. Ey azizler! Bizim bahçelerimiz su ile sulanmamıştır. Bundan dolayı bahçemiz çok kıymetlidir. Bu bahçe, Hüseyin, Selahaddin, Şeyh Zeki ve yüzlerce şehidin kanı ile yeşermiştir.."
Kaç gündür, tüyleri diken diken eden şu hakikatli hitabın önünde tekrar diz çökerken, sırtındaki yükün ağırlığını hissetmeyen var mı?!
Subhanallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahu vallâhu ekber!!!