Sayın Murat Ongun'u hiç tanımazdım.
2024 yılında evimde çıkan yangın sonucunda tanıştık. Nasıl mı?
23 sene Diyanet bünyesinde imam olarak görev yaptığım sırada, yaşadığımız acı olay sonrası bizzat beni aradı ve şöyle dedi,
- Hocam geçmiş olsun, senin için ne yapabiliriz?
- şaşırdım çünkü beni araması gereken ve yardımcı olması gereken İstanbul müftüsü veya diyanet vakfı yetkilsi olmalıydı..! Ancak; hiç biri geçmiş olsun demedi, tam aksine bazı isimler bende kalsın, sana yardımcı olacaklar vardı ama maalesef kimse oralı olmuyor dediler. Bende sebebini öğrenmek istedim, aldığım cevap şok edici oldu.
- 10 Kasım'da Atatürk'e dua ettin bu yüzden...!
Gelelim konumuza; bir akşam en az yarım saat konuştuk ve bana şu sözleri söyledi Murat Ongun
-Hocam seni biliyoruz bizim için kıymetlisin, izin ver sana yardımcı olalım ne gerekiyorsa yapalım dedi ve bende kabul ettim. Belediye'nin bir misafirhanesine yerleştirildim ve o günden sonra malum üst baş yok herşey yanmış kül olmuş, bana ve oğluma giyecek gönderdiler, daha sonra camiye yakın bir yerde kiralık ev tutularak eşyalarımı büyük kısmını gönderdiler. Hem de çok hızlı bir şekilde. Unutmadan telefon konuşması sonrası ertesi gün sayın başkanım Ekrem İmamoğlu arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti ve Hocam için ne gerekiyorsa yapın diye talimat verdi. Bu süreçten sonra
Yavuz Saltık ve başkan adayı olan İnan Güney beni ziyaret ederek sağ olsunlar ilgilendiler. Dikkat ettiniz mi? Diyanet işin içinde yok ama ben diyanet personeliyim! Yavuz başkan şimdi özgürlüğüne kavuştu, dualarım geride kalanlar için🤲 ileri bir zamanda gittim
Murat Ongun'a teşekkür etmeye o süreçte bana hal hatır sordu ve bende çok şükür sayenizde toparlanıyorum dedim. Bana eğer üzerine mobbing vs oluyorsa bünyemizde seni görmekten onur duyarız diyerek davet etti.
Ekrem İmamoğlu başkanımızla bu konu görüşülmüş ve onay alınmış.
Bende memur kadromla mezarlıklar müdürlüğüne geçişimi yaptım. Çünkü yıllarca başarı ile hizmet ettiğim diyanet benimle ilgilenmeli iken İBB bana kol kanat gerdi ve zor günlerimde yanımda oldu. Ömrüm boyunca unutmam bunu, aynı dost bildiklerimin sırtını dönüşünü unutmadığım gibi...!
Daha çok şey anlatılır ama ben bu kadar yeterli diyor ve adalet bekleyen, ailelerine kavuşmayı bekleyen tüm güzel insanlara yüce Allah'ın inayetini diliyorum 🤲
@CAOIletisim1@inanguney@SaltikYavuz
Meclis’te İYİ Parti ve DEM Parti arasında gerginlik: Oturuma ara verildi.
PKK’lı Çetin Arkaş’ın mitinglerde elinde mikrofonla yaptığı açıklamalara tepki gösteren İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, sert açıklamalarda bulundu.
Poyraz’ın sözlerinin ardından DEM Parti ile İYİ Parti arasında gerginlik çıkınca oturuma 10 dakika ara verildi.
İşte Poyraz’ın konuşmalarından öne çıkanlar:
“Tarih 25 Aralık 1991. Yer Bakırköy, İstanbul. Sizlere isimler okumak istiyorum. İnsan haf��zasının en büyük kusuru unutkanlığı olduğu için bu isimleri hatırlatıyor ve rahmetle anıyorum.
Ahmet Çetinkaya, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurucularından Sayın Necati Çetinkaya’nın yeğeni. Hasan Dervişoğlu. Merve Gül Bakkal, 2 yaşındaki bir evladımız. Sezar Bakkal, Merve Gül’ün annesi. Hatice Çelik, Habibe Çelik, Zübeyde, Nadir, Şadiye Nadir, Rezzan, Seda Kızılkırmızı, Süheyla Kızılkırmızı, Yaver, Ağabeyli, Şengül, Aras.
Bu saydığım isimlerin nereli oldukları, Türk mü Kürt mü oldukları, Alevi mi Sünni mi oldukları, yani ne oldukları gözetilmeden hepsi katledildi. Bu katliamın sorumlusu, PKK terör örgütü yöneticisi Çetin Arkaş, geçtiğimiz sene 2 Temmuz’da tahliye edildi. Önceki açılım sürecinde, şu an da faaliyetlerini sürdüren terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın sekretaryasında görevlendirildi. Bakınız, her şey dejavu gibi.
Ağır hasta olduğu iddiasıyla tahliyesi için çağrılar yapılan Çetin Arkaş isimli cani, hafta sonu düzenlenen Öcalan’a özgürlük mitinginde sahneye çıkıp konuştu. Dedi ki: ‘Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz, dönüp bize bakın, meydandaki on binlere bakın. Bizde pişman olmuş bir hâl var mı?’ dedi. ‘Bu meydanda evladım pişman olarak gelsin, pişman olsun, onu evlat olarak kabul eden var mı?’ diye sordu.
Bir insan evladı çıkıp da bana cevap versin. Şehit kanıyla sulanmış bu aziz vatanda, bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak için kurulmuş PKK terör örgütünü kuran, yöneten, hâlâ yöneten ve infaz emirleri vermiş terör örgütü hükümlüsü için özgürlük mitingi nasıl yapılabilir? Birinci sorum bu. İkincisi, bir katil, bir cani, terör örgütü yöneticisi bu cümleleri nasıl sarf edebilir?”
İlteriş Vakfı’nı biliyorsunuz. Hani şu “çocuklarına Öz Türkçe adlar koyan” ailelere verdiği çeyrek altınlarla adından sıkça söz ettiren Türkçü, Turancı vakıf.
İşte o vakfın genel başkanı Kaptan Mustafa Can, uzun yıllardır tarikatların, dergahların, istismarcıların güdümünde olan İstanbul Ticaret Odası’na başkan adayı oldu.
Tek amacı da bastırdıkları ajandaya bile Atatürk fotoğrafı koymayan, not defterini bile işlerine gelecek “hadislerle” süsleyip yandaşlarına bastıran bu tezgaha çomak sokmak, yeniden Türk’e hizmet için temizlemek.
Bunu ancak Türkçü, Atatürkçü bir iş insanı yapabilir. O da Mustafa Can olarak görünüyor.
Türkçüler olarak desteğimizi esirgemeyelim. Kendisine elimizden ne geliyorsa yardımcı olalım.
Prof. Dr. Halil İnalcık:
“Tanzimat'tan sonra Türk aydınları, azınlık liderlerine yalvarırdı:
‘Gelin; Ermeni, Kürt, Rum, Arnavut yerine Osmanlıyız diyelim.’
Kabul ettiremediler. Türkler hariç, hepsi etnikçilik yaptı.
Ne zaman ki Cumhuriyet kuruldu ve Atatürk, ‘Büyük Türk Milleti’ diye ortaya çıktı; hepsi ağız değiştirip Osmanlıcı kesildi.”
Bayrak mitingine katılın çağrımdaki sözlerimden alınan bazı siyasetçiler olmuş.
Kendileriyle yaptığım görüşmede “Çağrılmadıklarını ve İyi parti mitingi olarak yapıldığını” gerekçe gösterdiler.
Tamam o zaman hadi bir araya gelin ve ortak bir eylemle “teröriste statü verilmesine karşı, Atatürk çizgisinde” bir eylem yapın.
Ben de eleştirilerimi geri alıp özür dileyeyim.
Vatanseverim diyen siyasetçiler söz konusu vatan olunca bize mazeretlerle gelmeyin.
Birlik olun Türk Milletinin iradesi olun
Hep beraber sahada olun.
⚠️ “Tandoğan’daki miting, iktidara geri adım attırır!”
İYİ Parti YSK Temsilcisi Tolga Öztürk’ten ‘Bayrak Açıyorum’ mitingi için çağrı:
• Bu mitinge katılım sağlayacak vatandaşlarımızın oluşturacağı kalabalığın büyüklüğüne bağlı olarak Türkiye’de nelerin değişebileceğini bugün tahmin dahi edemeyiz.
• Siyasi iktidar, TBMM’ye sunduğu yargı paketinde sürece ilişkin tek bir düzenlemeye dahi yer veremedi.
• Çünkü onlar da yarın ortaya çıkacak toplumsal iradeyi bekliyor.
• Eğer Tandoğan’da güçlü bir irade ortaya konulursa, birçok konuda geri adım atmak zorunda kalacaklar.
• Bu miting, sonuçları itibarıyla ya yeni bir başlangıcın ya da yeni bir dönemin sonunun habercisi olacaktır.
• Bu nedenle sesimizin ulaştığı herkese ulaşmalı, herkesi davet etmeliyiz.
• Bayrağımızı alalım, Tandoğan’da buluşalım.
Gökhan Günaydın:
"Vatan satılıyor uyanın"
Suudi Arabistan şirketlerine;
Arazi Bedelsiz
TAHSİS
KDV-ÖTV yok
MUAFİYET
30 yıl $ bazlı enerji alımı
GARANTİ
Uluslararası tahkim
İMTİYAZ
Yerli firma yok
REKABETE KAPALI
Bu anlaşma bir KAPİTÜLASYON
Üstelik pusula SAHTEKARLIĞIYLA
Deniz Zeyrek, Müsavat Dervişoğlu’nun konuşmasını yorumladı:
“Ben solda duran bir insan olarak bir Türk milliyetçisinin konuşmasına bu kadar katılacağımı düşünmezdim.
Rousseu’dan başladı, Kant’tan devam etti. Çok iyi bir analiz yaptı.
Derin devlet ve devlet aklı konusunda söylediklerinin altına imzamı atarım.
Muhteşem bir konuşma yaptı Müsavat Bey.
Bizim yeniden kuralları olan bir devlete, özgür basına ihtiyacımız var.”
Kemal Kılıçdaroğlu'nun ihaneti ile alakalı en muhteşem paylaşımı Cem Seymen yapmış
*Öfkeliyiz. Çevremdeki herkes çok kızgın. Kimse Kemal Kılıçdaroğlu ismine tahammül bile edemiyor şu anda
*Televizyonlara çıkıyor mağdur edebiyatı yapıyor bir de. Kayyumluğu kabul etmeseymiş kaymakamlar mı yönetseymiş CHP'yi. Böyle diyor
*Kendi seçmenine gerizekalı muamelesi yapıyor, alemi aptal yerine koyuyor. Hiç sıkılmadan. Zerre umursamadan. İnsanların öfkesi biraz da buna
*Kemal Kılıçdaroğlu'nun son kurultay süreci ve sonrasındaki konumunu bu gözle okuyabilir miyiz?
*Bence evet. Neden mi?
Bakın, yıllarca bu ülkede 'sarayın yargısı', 'talimatla çalışan mahkemeler' diyerek adaletsizliğe karşı yürüyen, meşruiyetini bu eleştiri üzerine kuran bir lider düşünün
*Sonra bir gün bir kurultay yaşanıyor ve aynı lider, koltuğu geri almak uğruna, tam da hayatı boyunca eleştirdiği o yargı mekanizmasının sunduğu bir can simidine sarılıyor: Mutlak butlan kararı
*İşte kırılma noktası tam olarak burası. Bu durum, 'Partiyi kayyıma bırakamazdım' ya da 'Hukuki haklarımı kullandım' gibi rasyonalize edilmiş kılıflarla açıklanamaz
*Eğer iktidarın tek taraflı güç dinamiklerinin aparatı haline gelmiş bir yapıdan medet umuyorsanız, şeytanın temsilcisiyle masaya oturmuşsunuz demektir
Cezaevine girerken, mealen, "Biz Sakarya Savaşında savaşan dedelerin torunuyuz! Bu kumpası yapanlar o savaşta kaçanların ve emperyalizmin işbirlikçilerinin torunlarıdır. Sakarya Savaşı devam ediyor!" demiştik!
19 Haziran 2014'te, yani 4 yıl sonra da Mamak Cezaevinden çıkarken de ayaküstü aşağıdaki gibi konuştuk, kısaca...👇
Türk Milleti'nin askeri olarak bir adım geri atmadık, kimseye eyvallah demedik, şükür!
✍️🏻Kendisi ta 1972'den beri çeşitli partilerden (DP, CHP, SHP, HDP) yıllarca milletvekiliģi yapmış (32 yıl)! Üstüne belediye başkanlığı! [Hangi yetenekle, hangi öğrenimle diye sormaya gerek bile duymuyorum!]
✍️🏻Kardeşi Abdurrahim de 12 Eylül öncesi Adalet Partisinden m.vekili olmuş! (Ne güzel değil mi?)
✍️🏻Dedesi, 1915'te Ermenilerin mallarına çökmüş!
Onlardan gasp ettikleri ve Kasr-ı Kanco ismi verdikleri şatoda yaşayıp, onlardan ele geçirdikleri topraklarda, pekçok köyün sahibi olarak feodalitenin zirvesine yerleşmiş!
✍️🏻Zenginliğin hepsi orada değil haliyle, Çeşme'de de bir malikanesi pardon yazlığı var!
✍️🏻Derik'teki şatosunda, Mart 1980'de, kendisi milletvekili iken, saklanmakta olan o zamanki ismi ile APOculara(PKK) yapılan operasyonda kurulan tuzakla 1'i Yüzbaşı 3 askerimiz şehit oldu!
✍️🏻✍️🏻Bugüne gelirsek;
✍️🏻Yavuz Selim sonrası İran/Zagros'lardan geldikleri bu coğrafyadan arsızca Kürdistan diye bahseden bu bölücü şahıs, şimdi kimliğini beğenmediği ülkenin her zenginliğinden, her olanaģından en azından benden daha fazla, yararlanmış!
✍️🏻Pek milliyetçi adı lazım değil bir liderin bile övgülerine mazhar olmuş!
✍️🏻İddialara göre, Suriye sınırındaki duvarın yapım ihalesinin alt yüklenicilerinden biri bunun yeğenlerinin şirketi imiş!
✍️🏻Vesselam ne verirseniz verin, daha fazlasını isteyecek arsız ve Türk devletine emperyalist devletlerin desteğiyle meydan okuyan, meydanı boş gördüğü için pervasız, bu ve bunun gibiler yüzünden ülkeye yazık olacak!
✍️🏻Ama daha çok zarar gören de, meclisin %65'ini (Edirne'de bile bir milletvekili Kurmanç [Kürt], düşünün!), işadamlarının %60'dan fazlasını oluşturan Kurmanç kardeşlerimize olacak!
ÇÜNKÜ;
✍️🏻✍️🏻✍️🏻 Bu tür arsız, doyumsuz, kışkırtıcı ırkçı etnikçilik, onları(Kürtleri) hiç de kendinden farklı görmeyen ortalama Türk insanında artan bir tepkiye sebep oluyor!
İçten içe tehlikeli bir karşıtlık birikiyor!
Şimdiden söyleyeyim!
MÜJDAT GEZEN
Siz bana çok kötülük yaptınız.
Mahkeme mahkeme 20 yıl dolaştırdınız beni. Açmadığınız dava kalmadı. Okulumu kundaklattınız. Yurtdışına çıkıp hasta kızımı görmemi engellediniz. Hiçbir televizyon kanalına çıkarmadınız. Yıllarca emek verdiğim TRT bana yasak koydu.
Adımı ve resmimi bulmacalardan çıkardınız. İzmir’de, Bursa’da okullarımı kapattırdınız. Beyoğlu’ndaki okulumu mühürlettiniz. Bakırköy’deki okuluma ruhsat vermediniz. Kala kala bir tek eski okuluma kaldım. Çünkü Kadıköy Belediyesi’ne bağlı olduğu için dokunamadınız.
Evime polis yolladınız, o adliye senin, bu adliye benim onlarla birlikte dolaştık durduk. Maliye Bakanı Nebati’ye şaka yazısı yazdım diye müfettiş gönderdiniz. Daha çok derdim var ama kısacası hayatımdan 20 yılı yiyip bitirdiniz. Sonunda halk size dedi ki:
“Belki sizin 20 milyon oyunuz var ama bu adamın da 50 milyon seyircisi var.” Beni size yedirmediler. Zaten midenize otururdum, bunu siz de biliyorsunuz. Ben bir mizah sanatçısı, oyuncuyum. Kenan Evren devrinde bile bu kadar ağır baskı görmedim ben.
Bir kitabımdan dolayı içeri attılar, ilk duruşmamda yargılanıp çıktım. Bana o devirleri bile arattınız. Sonunda baktınız ki olmayacak, gidicisiniz, bari gönül alalım mı dediniz, nedir, beni aradınız. Avukatım Celal Ülgen’e telefon edip durumu anlattım. “Sakın arama hocam” dedi.
Geri dönüp aramadım ben de. Kin, nefret, intikam kepenklerimi kapatalı yıllar oluyor. İnanın size bile kırgın değilim. Affetmek Allah’a mahsus derler ama ben sizi affettim. Haşa... Küçük bir kul olarak tabii... Hiçbirinize kin duymuyorum... Amaaa... Bir tek isteğim var...
Allah ömür verirse, ben o yargılamalarda bulunmak istiyorum...
Bazı hayatlar kısadır... Bazılarının boyu kısadır... Bazı oyunlar kısadır... Bazı pantolonlar... Bazı basketbolcular kısadır... Bazı yazılar da kısadır.Mesela bu kısa bir yazıdır. İçeriğinde de hiçbir özellik yoktur.
Ama belki size şunu düşündürebilir: “Tamam, bazı hayatlar kısadır ama o kısa hayata insan neler sığdırılabilir?”
Yanıtı için fazla uzağa gitmeden Atatürk’e bakabilirsiniz. 57 yıl...”
İsviçre ve Amerika'da Okudu, Türkiye'ye Dönüp Dev Bir Çiftlik Kurdu!
Süt Verimliliğinde Dünyanın İlk 10'unda Bir Türk Çiftliği
@sencer_s
11 yaşında eğitim için İsviçre'ye giden, yüksek öğrenimini Amerika Birleşik Devletleri'nde tamamlayan Sencer Solakoğlu, kariyerini yurt dışında sürdürmek yerine ülkesine yatırım yapmayı tercih etti.
2008 yılında aldığı sürpriz kararla çiftçiliğe başlayan Solakoğlu, bugün Bursa'nın Karacabey ilçesinde 6 bin 250 dönümlük arazide buğday, mısır ve yonca üretiyor. Aynı zamanda 2 bin 600 büyükbaş hayvanla et ve süt üretimi gerçekleştiriyor.
📌 Hayvan yemini kendi üretiyor.
📌 Gübreyi yeniden tarımsal üretimde değerlendiriyor.
📌 Ahırdan sağım sistemine kadar tüm süreci kendi kurdu.
📌 Çalışanlarını kendisi yetiştirdi.
📌 Süt verimliliğinde dünyanın en başarılı işletmeleri arasında gösteriliyor.
Günde inek başına ortalama 40 litre süt verimiyle dikkat çeken Feyz Çiftliği, sadece Türkiye'den değil, dünyanın birçok ülkesinden gelen uzman ve çiftçiler tarafından da inceleniyor.
Yabancı ülkelerde eğitim aldı, dünyayı gördü ama yatırımını kendi toprağına yaptı...
Üreten, araştıran ve örnek olan Sencer Solakoğlu'nun hikâyesi birçok gence ilham veriyor.
Dostlar, "kim daha kalabalıktır" tartışmasına girmeyeceğim. Lüzumu yok diye düşünüyorum. Ama ben sırça sarayda yaşamıyorum. Tam olarak bu yaşadıklarınızı yaşayan biriyim - hatta bu yüzden arada bir heyheylenip laf ediyorum, aleyhime de kullanıyorlar.
Ama size diyorum ki başka bir şeye odaklanalım. Kötüyü değil, iyiyi konuşalım. Şayet biz iyi isek, bize bu iyilik dışarıdan gelmedi. Gayet Anadolu-Rumeli yaylalarında, ovalarında yaşayan köylü dede-ninelerimizden geldi. Bize gelen şey neydi, iyi olmamızı sağlayan şey neydi, ona odaklanalım. Onu büyütelim.
Moral bozmak kolay. Fakat şunu görün: Tek başına kurtuluş yok. Zira duçar olduğumuz bela zannettiğiniz gibi tek kişinin zulmü değil. Örgütlü ve kolektif bir cehaletin belası. Buradan tek başına kurtuluş yok, kolektif bir kurtuluş var. Bir anlatı inşa etmek lazım; vaktiyle Atatürk "Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır" derken bizimkilerin ne zeki ne çalışkan olduğunu biliyordu, ama zeki ve çalışkan olsunlar diye söylüyordu. Nitekim oldular da. Hepimizin hayatına dokunan bir öğretmen, bir doktor, bir memur olmuştur. O insanlar işte Atatürk'ün zeki-çalışkan-ahlaklı-milliyetçi olmak anlatısına inanan insanlardı. Şimdi sıra bizde.
Türklerin cumhuriyet kurarak medeni milletler arasında yer alma hikayesine inananlar ve inanmayanlar var. Şimdi sıra bizde, tekrar söylüyorum. Ya bu hikayeyi yeniden geçerli kılacağız yahut kızlarımızı bırak, erkek çocuklarımızı köçek edip oynatacak bu ortadoğu bataklığı.