nurullah genç'in;
'ne yaparsam yapayım, sonunda içimle baş başa kalıyorum ve bir derin hüzün gelip kaplıyor içimi. benim yurdum içimde galiba.' dediği yerdeyim.
"Doğurmak" önemli değil, bakmak önemliymiş...
Sen ne anlatıyorsun?
Benim arkadaşım, dostum, cıvıl cıvıl Cavidan"ım bebeğini kucağına bile alamadan doğum masasında can verdi. Bir kez öpemedi, bir kez koklayamadı, bir kez “anneciğim” diye sarılamadı…
9 ay boyunca karnında taşıdığı o can için her gece uykusuz kaldı, ağrılardan kıvrandı, endişe dolu geceler geçirdi. Vücudu paramparça olurken, kemikleri ayrılırken, sancılar ciğerini sökerken bile “bebeğim sağ olsun” diye dua etti. En sonunda gözlerinde yaşlarla, son nefesinde bile bebeğini düşündü…
Sen hâlâ orada “doğurmak nedir ki” diye gevezelik ediyorsun.
Yarışamazsınız, annelikle yarışamaz, sadece kendinizi kandırırsınız!
Çözümü basittir.
Kültür ve turizm bakanlığı @TCKulturTurizm filmin yapımcısına Türkiye’de çekilen kısımlar ile ilgili sarı filtre kullanmama şartıyla çekim izni vermelidir.
Allah ve Resulü'nden daha merhametli olmaya çalışmayın. Haddi aşmayın, Allah haddi aşanları sevmez. Medine çevresindeki köpekleri itlaf ettiren Hazreti Peygamber'den daha iyi insan değilsiniz, olamazsınız.
Evcil köpek sahibi bir kadına "Anne" ünvanı verip onun anneler gününü kutlamak çocuk sahibi olan annelere hakarettir ve bu kasıtlı yapılmış bir eylemdir.
Gönül ister ki eski annelerinizin cefasını görüp merhamete gelin. Bir kere de "Benim annem o bir sürü misafir bulaşığını yıkarken, evi temizlerken beli koptu, yıprandı" diye üzülün. Benim annem çok çekti, hanımımı bu kadar yıpratmak istemiyorum, elimden geldiğince alacağım deyin. En iyi marka olmasın, robot süpürge olmasın ama benim karım annem gibi yorulmasın diye düşünün. Annelerinizin yüzüne, gözlerine, bedenine bakın ve ne kadar yorulduğunu görün. Hastanelerde en çok kadınlar var sırada. Hepsi dizinden, belinden hasta. Şu cefayı övmeyin. Merhamet edin. Şu şefkati, merhameti, anlayışı görsek zaten her şey başka olacak.
Lükse gitmeyin demek başka, cefa övmek başka. Bir de eski anneler gibi yorulmuşluğu, bu yüzden kendini unutmayı görseniz laf ediyor, bakımlı, her şeyiyle güzel kadın bekliyorsunuz.
Eskisi gibi olmayacak hiçbir şey. Kabul edelim. Evet çok uçuk şeyler istemeyelim. Robot süpürge lükse kaçabilir ama iyisinden süpürge kadına şart. En pahalı şeyleri istersek de olmayacak. Ekonomi belli. Evlenecek adam da bulunmaz sonra. Kolaylaştıralım her şeyi. Bir fotoğraf çekimine 70 bin, bir kuaföre 30 bin verilmez. En iyisini alalım kısmı artık geçerli değil, uzun ömürlü yapmıyorlar eşyaları. Teknoloji ve moda da hızlı değişecek, dolayısıyla en makulu seçilmeli. Ancak bu eski annem gibi ol, şimdiki kızlar kötüsünüz diyerek değil. Senin için en iyisini yapmak isterim ama gücüm bu kadar. Oldukça daha iyisini yaparım inşallah diyerek olursa daha iyi olur.
📌Ekrem : Bu şekilde olmaz.
🔷Mahkeme Başkanı: Olur Ekrem Bey, neden olmayacak?
📌Ekrem: Ben herkes adına burada konuşmak zorundayım.
🔷Mahkeme Başkanı: Ekrem Bey, size ayrı bir ayrıcalık yapmamızı gerektirecek bir durum yok.
📌Ekrem : Ben 16 milyonun belediye başkanı, 86 milyonun da cumhurbaşkanı adayıyım.
🔷Mahkeme Başkanı: Ekrem Bey, sizin diğer sanıklardan bir ayrıcalığınız yok.
📌Ekrem İmamoğlu: Ne demek yok? (Ekrem İmamoğlu’nun sesi yükseldi)
🔷Mahkeme Başkanı: Ekrem Bey, bu şekilde bağırmaya devam ederseniz sizi salondan çıkartacağım.
📌Ekrem: Bu şekilde devam etmez bu dava.
🔷Mahkeme Başkanı: Niye edemesin. Bu dava her şekilde devam eder. Diğer sanıklara nasıl bir usul uygulanıyorsa, size de aynısı uygulanıyor. Bu üslupla devam ederseniz CMK 203’e göre sizi dışarıya alacağım.
📌Ekrem İmamoğlu: Burada bana 15 dakika söz vermemek için bu diyaloğa giriyorsunuz.
🔷Mahkeme Başkanı: Sizin burada bir sanık sıfatınız var. Siz, duruşmaya nasıl devam edeceksiniz şeklinde bir diyaloğa benimle giremezsiniz. Sizi salondan dışarı çıkarırım. Duruşmanın nasıl yönetileceğine mahkeme heyeti karar verir.
📌Ekrem İmamoğlu: Ben burada bin yıllarla yargılanıyorum. Arkadaşlarım adına konuşmak istiyorum.
🔷Mahkeme Başkanı: Sizin burada diğer sanıklardan farkınız yok. Onlar adına sözcülük yapma yetkiniz yok. Ben neden size istisna yapayım?
📎FUAT UĞUR-TGRT HABER
ermeniler tehcir edildi, rumlar mübadele ile gitti.
Peki bugün ermenistan'da neden hiç Türk yok? Düne kadar nüfusunun %80'i Türklerden oluşan Erivan'da neden bir tane bile Türk kalmadı? Ben söyleyeyim. Çünkü Türkleri katliam ve etnik temizlikle yok ettiler. Bunları da konuşsana.
Kadınların duyguları bazen sabit olmuyor erkekler bu konuda da imtihan oluyor mesela;
Hz. Ayşe validemiz kendisine iftira atıldığı dönemde, çok sevdiği eşi Efendimiz’e ﷺ karşı bile duygularında bir mesafe ve kırgınlık hissetmiş. "Bana karşı olan lütfunu/şefkatini göremiyordum" diyerek, o dönemde sevgi ve güven duygusunun yerini nasıl bir hüzün ve yabancılaşmaya bıraktığını bizzat kendisi anlatır. Bu, dış etkenlerle duyguların nasıl sarsılabileceğine dair büyük bir alim ve sahabe örneği.
Sahabe hanımların duygularının sabit kalmayıp anlık değişim gösterdiği en insani örnekler kıskançlık anlarıdır. Bir gün Hz. Safiyye validemiz çok güzel bir yemek yapıp Efendimiz’e ﷺ gönderdiğinde, o an yoğun bir kıskançlık hissine kapılan Hz. Hafsa (veya bazı rivayetlerde Hz. Ayşe), hizmetçinin elindeki tabağa vurup onu kırmıştır. Az önce sakin olan bir sahabe hanımın, saniyeler içinde öfke ve kıskançlık duygusuna mağlup olması, duyguların ne kadar hızlı yer değiştirebileceğine dair net bir örnek.
Hind bint Utbe’nin duygusal değişimi tarihin en keskin örneklerinden biri. Uhud Savaşı’nda Hz. Hamza’ya karşı hissettiği o devasa kin, intikam ve nefret duygusu, Mekke’nin fethinden sonra yerini derin bir saygı ve hidayete bırakmış.
Mesela Berire azat edildikten sonra kocası Mugis’ten ayrılmak istemiş. Mugis ona o kadar aşıktı ki Medine sokaklarında ağlayarak peşinden koşardı. Efendimiz ﷺ , Berire’ye eşine dönmesini tavsiye ettiğinde, Berire:
"Ey Allah’ın Resulü, bu bir emir mi yoksa tavsiye mi?" diye sormuş; tavsiye olduğunu öğrenince, "Ona ihtiyacım yok," diyerek kararından dönmemiştir.
Kadınların fıtrat gereği daha derin ve değişken bir duygu dünyasına sahip olması, erkeğin bu süreçte bir denge unsuru olmasını gerektirir. Sabır, burada sadece bir bekleyiş değil, aynı zamanda eşinin ruh halini anlamaya çalışmak, ona güvenli bir liman sunmak ve fevri tepkiler yerine sükûneti tercih etmektir. Bir erkeğin eşinin değişken duygularına karşı sergilediği anlayışlı tavır, aile içindeki huzuru koruyan en güçlü kalkandır. Sevgi ve şefkatle yaklaşılan her zorluk, zamanla eşler arasındaki hürmeti artırır ve bu imtihanın mükafatı olarak daha köklü, sarsılmaz bir muhabbet doğar
İslam zinayı yasaklar, hatta kadına şehvetle bakmayı bile açıkça eleştirip kınar (Bkz. Nur 30). Kadını meta olmaktan çıkarır, sömürüye ve fuhşa set çeker. Bir erkeğin kendi zararına böyle yasalar koyması beklenemez. Hele ki tarih boyunca kadını köleleştiren, bedenini pazarlayan düzenler ortadayken; bu sınırları koyan bir dine "erkekler bu dini çıkarları ve arzuları için uydurdu" demek, gerçekleri bile isteye ters yüz etmektir, aklı çöpe fırlatmaktır. Bu artık sadece cehalet değil, açık bir çarpıtma ve zihinsel körlüktür. Bugün kadının adı varsa, bu Vahiy sayesindedir. ALLAH kadın kullarına değer vermiş ve onları korumuştur.
Aydın’ın dağındaki bir incir üreticisinin ne yediği eti ömrünce yediniz ne de düğününde taktığını ömrünce gördünüz. Görmemiş gibi hava atmıyorlar diye siz yörüğü ne sandınız?