Manifest grubunun Gaziantep konserinden görüntüler.
Özel organizasyon, paralı konser, alan tıklım tıklım dolu.
Muhtemeldir, konseri izleyenlerin tamamına yakını AK Parti iktidarında dünyaya gelenlerdir.
Yasaklasak, mehter müziğiyle sokaklara dökülsek, neyi önlemiş oluruz?
Toplumun tüketim alışkanlıkları, davranışları ve değer algısı hızla değişiyor.
Ve dip dalga geliyor.
Kızarak, öfkeyle değil, akılla, sağduyuyla, anlayarak, empati yaparak ve makul çözümler üreterek yol almalıyız.
Gaziantep İl Gençlik Kolları Başkanlığı görevini yürüttüğüm dönemde birlikte yol yürüdüğümüz kıymetli yürütme kurulu üyelerimiz, ilçe başkanlarımız ve kıymetli dostlarımızla iftar soframızda bir araya geldik.
Ramazan ayının bereketini, kardeşliğini ve samimi muhabbetini aynı sofrada paylaşmanın huzurunu yaşadık. Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim, muhabbetimizi kaim eylesin.
Nice Ramazanlarda aynı gönül ikliminde, aynı kardeşlik sofrasında yeniden buluşmayı temenni ediyorum. 🤲🌙
Sıcak gündem konusunda niçin birşey söylemediğim soruluyor.
Ben bu konuda söylenmesi gerekenleri 2010’lu yıllarda yaptığım 50’ye yakın videoda söyledim. Ondan önce de Milli Gazete’deki köşemde onlarca yazı yazmıştım.
Hemen her kesim tarafından “mezhepçilik yapmak”la suçlandığım o yılların ardından şimdi geldiğimiz noktaya baktığımda gördüğüm nisbeten olumlu manzaraya bakarak Elhamdülillah diyorum.
Bugünden itibaren paylaşacağım videolar hem hafıza tazelemek hem de bugüne dair birşeyler söylemek anlamına gelsin.
Buyurun:
Şia dosyası-I
Ne kadar güzel bir çalışma bu!
Elazığ Seyda Molla Bahri İmam Hatip Ortaokulu öğrencilerinin, 11 Ayın Sultanı Ramazan’a Hoş Geldin temalı enfes koreografisi göz doldurdu.
Diğer okullar da böyle güzel çalışmalar yapabilir.
#HoşgeldinYaŞehriRamazan
Vehn krizleri geçiriyoruz
Hz. Sevban (R.A.) anlatıyor: Rasûlullah (S.A.V.) buyurdular ki:
“Diğer milletler, tıpkı sofraya yemek için üşüşen insanlar gibi sizin üzerinize üşüşecekler.” Bunun üzerine sahabiler şaşkınlıkla sorarlar: “Ya Rasûlullah, o gün sayımız çok mu az olacak?” Efendimiz (S.A.V.): “Hayır” der. “Bilakis, o gün sayınız çok olacak. Fakat siz bir akıntıyla sürüklenen çer-çöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu silecek, sizin kalbinize de ‘vehn’ verecek.” Bunun üzerine sahabelerden biri sorar: “Vehn nedir ya Rasûlullah?” O da buyurdu ki: “Dünya sevgisi ve ölümü sevmemek, ondan nefret etmek.” (Ebû Davud)
Efendimizin (S.A.V.) hadisinde bahsedilen “vehn” büyük bir dünyevileşme krizidir. “Vehn” ahirete karşılık dayanılmaz bir şehvetle dünyayı tercih etme krizidir. “Vehn” dünyalık kazanımlarını kaybetmeme adına büyük bir cesaretle ahiret kazanımlarını gözden çıkarabilme girişimidir.
“Vehn”, ileri düzeyde bir ırkçılık ve mezhepçilik sendromu yaşayan ��mmetimizin işbirlikçiliğe razı olup ulusal kazanımları adına Müslüman kardeşlerini feda etmeyi göze alabilme kararlılığıdır.
Akıntıya sürüklenen çer çöp gibi, Akdeniz’in dalgalı sularında savrulan, cesetleri sahillerimize vuran ve Avrupa kapılarına dayanan milyonlarca Müslüman mültecinin nedeni, ümmetimizin yaşadığı bu büyük “vehn” krizidir.
Afrika’da aç kalan, Gazze’de bombalanan, Suriye’de katledilen, Arakan’da yakılan, Bangladeş’te asılan ümmetimizin içine düştüğü bu büyük kaosun asıl nedeni de yakalandığımız bu “vehn” hastalığıdır.
Dünya Müslümanları olarak sayımızın çokluğuna, coğrafyalarımızın her türlü stratejik imkânlarına, petrolümüze, su kaynaklarımıza, maden yataklarımıza, genç nesillerimize rağmen halen ezilmemiz, sömürülmemiz, katledilmemiz ümmetimizin içine düştüğü bu büyük “vehn” krizinden dolayıdır.
İşte bu “vehn” nöbetleri nedeniyledir ki Avrupa Birliği karşısında İslam Birliği’ni, Birleşmiş Milletler karşısında İslam Birleşmiş Milletleri’ni, NATO karşısında İslam Barış Gücü’nü kuramadık ve Efendimizin, “Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu silecek” uyarısında olduğu gibi artık düşmanlarına karşı korku salamayan bir ümmet haline geldik.
Düşmanı korkutacak siyasi ve askeri birliktelikleri oluşturamadığımız gibi ümmetimizi faizci, kapitalist sistemin sömürüsünden kurtaracak kendi ekonomik birlikteliklerimizi ve ekonomik sistemlerimizi de kuramadık. Koca İslam ümmeti olarak faizci kapitalist nizama ve onların para sistemine mahkûm olduk.
AVM’lerimizdeki küçük mescitlerle, dizilerimizdeki başörtülü artistlerle, İslami oteller ve haremlik/selamlık havuzlarla, Kur’an ve sünnete uygun, tarikat ehli devre mülklerle, tesettür defileleriyle yakalandığımız “vehn” hastalığına İslami kılıflar uydurabileceğimizi zannettik.
“Kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Hâlbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.” (Ali İmran,14) ayetinde bahsedilen dünya hayatının geçici süslerine takılıp dünya ve ahiret dengesini kaybettik.
“Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin en büyük fitnesi de maldır.” (Tirmizi) hadisinde belirtilen mala, mülke, dünyalık makamlara, Salebe’yi bile hayretler içerisinde bırakacak bir iştiyakla sarıldık.
Talut ordusunun imtihan edildiği dünyalık nehirden bir avuç yerine kana kana içince amansız bir “vehn” hastalığına tutulduk. Sonunda düşmana karşı mücadele edecek ne takatimiz ne de heyecanımız kaldı.
Dr Abdülaziz kıranşal
ABD merkezli Evanjelik hareketin önde gelen liderlerinden John Hagee bakın ne diyor:
“Rusya, İran, Türkiye ve radikal İslam’ın İsrail’e karşı birleşeceği bir savaş olacak.”
Ve bu çatışmayı, Armageddon Savaşı, yani Amik Ovası’nda kopacak büyük savaşın ayak sesi olarak yorumluyorlar.
Bunlar, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) her sözüne inanır; ama iman etmek yerine, gelecek alametleri kendi sapkın ideolojilerine göre çarpıtarak kehanetlere dönüştürürler.
Sapkınlıklarına ilahî meşruiyet üretmeye çalışırlar.
Siyonistler Evanjeliklere oynar, Evanjelikler de “Evet, size inandık.” deyip Siyonistlere oynarlar.
Evanjelikler, Siyonistlere sınırsız destek verir; çünkü Siyonistler ne kadar çok masum kanı dökerse, Mesih’in gelişini o kadar hızlandıracaklarına inanırlar.
Mesih gelince ise, bu Siyonistlerin bitmek bilmeyen isteklerinden kurtulacaklarını; dünyayı tek dinli bir Evanjelik krallıkla yöneteceklerini düşünürler.
Siyonistler ise Evanjeliklere şöyle der:
“Mesih geldiğinde, evrenin krallığı kurulurken; siz de biz de onun seçilmişleri olacak ve evrenin krallığını birlikte yöneteceğiz.”
Oysa gerçekte bekledikleri Mesih değil… Deccal’dir!
Onların kehaneti şudur:
Deccal gelecek, Mesih’i öldürecek.
Ve Amik Ovası’nda Tanrı’ya savaş açıp kıyamete zorlayacaklar!
Tanrı’yı öldürüp cennetin krallığını kuracaklar.
Haçlılardan iyi olanlar da belki onların cennetinde hizmetkârları olabilirmiş! :))
İşte bu sapkın inanç uğruna dökülen her damla mazlum kanı, onlara göre kutsanmış bir adak; kehanet senaryosunu hızlandıran bir kıyamet provasıdır.
Bu yüzden de, ABD tüm motivasyonunu Pasifik’te Çin’le olası savaşa yönlendirmek istese bile; içerideki güçlü lobi ağlarını devreye sokarak, başta Filistin olmak üzere Ortadoğu’da yeni kriz alanları oluşturuyorlar.
Peki biz ne durumdayız?
Malum: Medyanın, kültürel yozlaşmanın ve sokakların hâli ortada…
Asgarî ücretle çalışanlar ve emekliler kendi dertlerine düşmüş durumda.
Eğitim sisteminin yetiştirdiği öğrenci profili ise hepimizin malûmu.
Yüce Allah, bu yozlaşmış düzenin her hücresini Anadolu irfanıyla yeniden inşa edecek bir dirilişi; bu millete vakit kaybetmeden nasip etsin!
Mesele iman meselesi.
Bunun bir benzerini Mısır'ın meşhur hatiplerinden prof. Muhammed Hassan'dan dinledim. Tekerlekli sandalyeye mahkûm büyük zengin bir adam TV'de Kabeyi seyrederken içine ateş düşüyor. Allah'ın cc evine gideceğim diyor. Kabeyi görünce sadece 2 kelime ile yalvarıyor: Ya kalkar yürürüm ya da kabre girerim. Bunu tekrarlarken sıcakta uyuyakalmış. Rüyasında biri bağırıyor: Kalk koş, kalk koş! Birden koşmaya başlamış. Bir de baksa ki ayakta ve yürüyor..
Araştırmalar gösteriyor ki, dünya genelinde evlilik oranları, doğurganlık ve gençler arasında cinsel ilişkiye yönelik ilgi belirgin biçimde düşüyor. Bu dönüşümün kök nedenleri arasında ise –yaygın kanaatin aksine– finansal yoksulluk ilk sırada yer almıyor.
Günümüzün en derin toplumsal kırılmalarından biri, sosyal medyanın yetersizlik hissini “tatmin etme” aracına dönüşmesi. İnsanlar kendi hayatlarını, başkalarının seçilmiş ve idealize edilmiş görüntüleriyle kıyaslayarak giderek daha yüksek bir aşağılık kompleksi geliştiriyor. Gösteriş kültürü bir “etkileşim yarışı”na evriliyor; etkileşim ise bir statü ölçütü gibi sunuluyor. Günün sonunda hakikati bilim ve adalet değil, sosyal medyada öne çıkarılan yapay gündemlerin etkileşim oranı belirliyor. Pazarlama endüstrisi önce insanlara “yetersizsin” duygusunu aşılıyor, ardından bu yetersizliği giderecek ürün ve yaşam tarzı vaat ediyor. Bunu da sosyal medyada gündem olan popüler kültür algısıyla yapıyor: Bu mekana gitmelisin, şunu yemelisin, şöyle giyinmelisin, şurada tatil yapmalısın, şu telefonu almalısın, şu sertifikayı CV'ne eklemelisin ve işte şimdi toplumda kabul gören biri haline geldin ve artık hazırsın! Fakat bu döngü, tüketimi artırsa da hiçbir zaman gerçek bir tatmin üretmiyor! Bunun aksine, bağımlılığı derinleştiriyor.
Bu atmosferde, kadının bedensel meta haline gelmesi, erkeğin ise para ve statü üzerinden değersizleştirilmesi, bu ikisine erişim için her yolun (suç veya ahlaksızlık) meşru olduğu algısının öne çıkarılması sonucunda sosyal medya, flört uygulamaları, cinsel içerik ekonomisi üçgeninde yeni bir “takas kültürü” yaratıyor. Bu kültür, aile kurumunu yavaş ama istikrarlı biçimde aşındırıyor.
Bugün toplumların ortak davranışsal psikolojisi, sahip olduklarını sürekli “daha iyisi” ile kıyaslamak üzerine kurulu. İnsanlar bu kıyaslamanın peşinde koşarken vakitlerini, sağlıklarını, ilişkilerini, güven duygularını ve nihayetinde kendi benliklerini kaybediyorlar.
Ve asıl yoksulluk tam da budur: Kendi hayatını, başkalarının vitrinde sergilediği illüzyonlarla ölçerken, gerçek değerlerini yitirmek ve sahip olduğun asıl değerlerin bilincine asla varamamak...
📚https://t.co/l0qYvJOrzR
Papa'nın İznik'ten sonra Volkswagen Arena'da âyin yapması, Türkiye’nin Hıristiyanlığa peşkeş çekilmesinin bir örneği değilse nedir?
Bu nasıl bir rezilliktir!
Şiddetle protesto ediyorum bunu ve buna izin verenleri.
PAPA'NIN ZİYARETİNİN ANLAMI
Papa'nın Türkiye ziyareti, İsrail'in yalnızlaştırılması bakımından önemli.
Ama Papa'nın İznik ziyareti çok tehlikeli.
Buna aslâ izin verilmemeliydi.
İznik bizim için Osmanlı'nın kurulduğu bizim açımızdan dönüm noktası olan, hayatî öneme sahip ve medeniyet-kurucu tarihī önem arzeden bir şehirdir.
Papa, İznik ziyaretini, Hristiyanlığın Müslüman Türkiye'ye yeniden giriş ve başlangı�� tarihi olarak görüyor. Bu ziyaret toplumun Hristiyanlaştırılması sürecinin başlangıç noktası olarak algılanıyor Vatikan tarafından.
Mehmet Bedri İncetahtacı…
21 Kasım 1999’da kaza süsüyle aslında öldürüldü.
Eğitim ve dil bilgisiyle, hem yerel hem de ulusal düzeyde köprü görevleri üstlendi.
Ulusal alanda Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu başkanlığını yaparken ”Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini, istikrarını yerle bir eden hangi yapı varsa, o yapı karşısında duracağız.” diye cesur açıklamalar yaparken yerel alanda Gaziantep Dülük Ormanları’nda yaklaşık 40.000 ağacın kesilmesini engellemeye çalışıyordu.
Konformizm bataklığında debelenip oportünist köylü tavırlarıyla vekillik yaptığını sananların onun hayatından alacağı binlerce ders vardır.
Gaziantep’e ne böyle bir milletvekili geldi ne de artık gelir.
🗣️ Doç. Dr. Enis Doko
“Asıl yükselen eğilim ateizm ya da deizm değil, hedonizm…”
❝Yani hayatın amacı haz almak olarak görülüyor: Yemek, eğlence, cinsellik, film izlemek… Popüler kültür de bunu pazarlıyor.❞
Kaymakam bayanlarla tokalaşmamış ..
Zaten olması gereken de bu ...
Şu haber olan olaya bakın ...
Tamam devlet yetkilisi tokalaşabilir vesaire ama adam tokalaşma ma hakkını kullanmış
Adamın dibi 👏👏👏👏👏