Ne vakit ferahlık gelir, bu koyu gölge ne zaman çekilir bilmem; fakat gelen her tecelliyi, yazılan her çizgiyi amansız bir rıza ile karşılamayı öğrendim. Kendi irademi, çaresizliğimi ve kalbimin bütün anahtarlarını O’na teslim ettim. Artık ne olacak diye dünyanın telaşına kapılmak yerine, ne yazıldıysa onda bir hikmet arıyorum. Gözümün önünde tütüp duran bu fani dünyanın kaba gürültüsünden yüzümü çevirdim. Zira insan, her şeyi kontrol edemeyeceğini anlayınca huzuru başka yerde aramaya başlıyor. Ben de elimden geleni yapıp gerisini Sahibime bırakmayı seçtim. İçimde kopan fırtınalar dinmese de, yönümü artık rüzgâra göre değil, O’nun takdirine göre belirliyorum. Bilirim ki gecenin de bir vakti var, gölgenin de çekileceği bir an. O vakit gelene kadar bana düşen; sabretmek, sükût etmek ve kalbimi O’na emanet etmektir.
#günaydın
“Birinin sana hak ettiğin gibi davranmasını
beklemek, çöle gidip neden burada deniz yok diye öfkelenmeye benzer. İnsanların sana sunduğu saygı, sevgi ya da çiğlik senin değerini belirlemez; sadece onların iç dünyasındaki kapasitenin sınırını çizer.
Kendi içindeki kuraklığı, bencilliği ya da sevgisizliği aşamamış birinden senin g��sterdiğin o derin özeni beklemek, kendi ruhunu bile isteye ateşe atmaktır. Kimsenin vicdan eğitmeni veya adalet terazisi değilsin. Karşındakinin çiğ tavırlarını kendi yetersizliğin zannedip günlerce kafanda mahkeme kurmayı acilen bırakman gerekiyor. Kimse senin verdiğin değerin aynısını sana iade etmekle yükümlü hissetmeyecek. Kendini başkalarının bencil sınırlarında harcamaktan vazgeç. Unutma, insanlar sana layık olduğunu değil, sadece ceplerinde ne varsa onu fırlatırlar; senin o asıl paha biçilemez değerini ise ancak sen kendi ellerinle kendine teslim edebilirsin.”
Hayatın kendi ritmi ve getirdiği zorluklar zaten insanı yeterince yorarken, bir de bu yükü ağırlaştıran insanlarla aynı yolda yürümek büyük bir haksızlıktır. İçsel huzuru korumak, her şeyden önce etrafımızı saran enerjiyi doğru seçmekle başlar. Bize sürekli gölge olan, adımlarımızı yavaşlatan ve zihnimizi gereksiz karmaşayla dolduran kişilerden uzaklaşmak bir bencillik değil, bilakis kendine olan saygının en net göstergesidir. Çünkü insan, huzur bulduğu, varlığıyla hafifledigi ve yanında güvenle sessiz kalabildiği bağlara ihtiyaç duyar. Zamanı ve enerjiyi, hayatı daha da çıkmaza sokan ruhlar için harcamak yerine, ruhu besleyen sakin limanlara yöneltmek en doğrusudur. Kendi sınırlarını saygıyla çizmek ve seni aşağı çeker kalabalıklardan sessizce sıyrılmak, olgunlaşmanın en asil adımıdır. Gereksiz gürültüleri arkada bırakıp sadece ruhuna iyi gelen değerlere odaklandığında, hayatın yükü de kendiliğinden hafifleyecektir.