Bu profilin sahibi olarak hiçbir konuda herhangi bir tarafa mensup değilim. Sadece kendi bilgi birikimim, gözlemlerim, duygu, düşünce ve inançlarım doğrultusunda olayları yorumlarım. Doğru bulduklarımı destekler, yanlış bulduklarımı eleştiririm.
"Ben yirmi üç yıllık öğretmenim. Her tipten, her karakterden, her anlayıştan çocuk, genç, anne ve baba gördüm. Oğlunun mafya üyesi olmasını isteyen baba da gördüm; oğlunun bir kızı tâciz etmesinin gâyet normal olduğu (erkek değil mi, yapacak demişti) söyleyen anne de gördüm. Cezâevine giren, ama gerçekten suça sürüklenmiş olan çocuk da gördüm. Hattâ üç aylık tutukluluğunda cezâevinde bana tesbih yapmıştı, sonra beraât edip, çıktı.
Bir çocuk, suça eğilimli doğmaz. Suç öğrenilen bir şeydir. Şiddet, öğrenilen ve bağımlılığa dönüşen bir şeydir. Suça sürüklenen çocuk tâbiri kadar yanlış bir şey yoktur. Böyle dedim diye kimse, bir üst paragrafı hatırlatmasın. Bir çocuk, ekmek çalar, baklava çalar ya da kendisini, nâmusunu korumak için harekette bulunur. Bu tip çocukların yaptığı şey bir suç ise o zamân bu çocuklardan "suça sürüklenen çocuk" diye söz edilebilir. Ama sâdece bunlardan...
Okuldaki kıza tecâvüz eden, kameraya çeken ve bunu arkadaşlarına paylaştırıp, organize tecâvüzün sürmesini sağlayan organize suçlular, suça sürüklenen çocuk değildir.
Bir insanı ya da çocuğu, planlayarak, âdetâ ava çıkmış gibi organize bir biçimde öldüren ve ardından bir zafer edâsıyla bu durumu kutlayan organize suçlular, suça sürüklenen çocuk değildir.
Aşîret ya da çete bağlantısının etkisiyle, hedefe alınan birini, sırf daha az cezâ alacağı için öldüren biri, suça sürüklenen çocuk değildir.
Dolayısıyla bu tip ağır cezâ gerektiren büyük suçlarda, çocuk indiriminin kaldırılması ve bu suçları işleyenlerin yetişkin gibi yargılanması da çocuk haklarına aykırı falan değildir. Tam tersine, özellikle aşîret ve çete bağlantıları ile sırf yaşı küçük diye cinâyet işlettirilecek olan çocukları koruyacak olmasından dolayı olumludur da...
Ancak tüm bu gerçeği kavrayacak bilgisi, zekâsı ve tecrübesi olmasına rağmen, bu suçluların da mağdûr olduğunu söyleyen, bunların yetişkin gibi yargılanmasını istemeyi, saçma sapan bir şekilde çocuk evliliği, yâni çocuk istismârına bağlayıp, hük��metin adamısınız diyen herkes ama herkes, istisnâsız şerefsizdir."
Özgür Özel: (Espressolab hk.)
Biz boykot etmeyeceğimiz halde, öğrenciler hep bir ağızdan Espressolab diye bağırdılar. Şimdi indirim yaparak öğrencilerin gönlünü alacaklarını söylüyorlar. Öğrenciler bırakın derlerse bırakacağız.
https://t.co/nstuwgK6Cm
Ben artık her gün; eğitimsiz ailelerde sevgisiz saygısız büyüyüp, mafya dizilerine özenerek gruplaşan 15-20 yaşındaki akılsız, vicdansız, Allah korkusız boş beleş çocukların dolu silahlarına hedef olma korkusuyla yaşanan bir ülke haline gelmiş olmamıza LANET ediyor, bu duygularla uyuyor, bu duygularla uyanıyorum.
Türkiye'nin bu sene en çok dinlenilen şarkısı Cıstak olmuş. ''Aldım marka, bakmıyo'm faturasına, Adı Katarina, verdim tam arasına'' gibi sözleriyle ve de ''Tanıştım Bebek'te, adı Natasha, Dedim, "Uzatma bebek, yat aşa'" gibi söylemleriyle kalpleri fethetmiş bu şarkı:)
Kadın bedenin aşağılandığı, para, marka ve birşeyler tüttürmenin en fiyakalı ve havalı şey olarak gösterildiği bu şarkılar çok dinleniyorlar evet. Nakaratında ''Hadi cıstak, cıstak, cıstak, Manitalar ıslak, ıslak, ıslak...'' diye eşlik ediyor herkes. Kabul etmeliyiz ki bu bizim kültürümüzün bir parçası oldu evet. Gittikçe materyalistleşen ve kadını içine girip çıkılacak bir aparattan ibaret gören bir yanımız var. Ama yılmak yok.
Bu şarkıların alıcısı ne kadar çok olsa da, biz de bunun ataerkil ayrımcılığın, maddeye tapınma dürtüsünün bir yansıması ve pekiştiricisi olduğunu anlatmaya ve eleştirme hakkımızı kullanmaya devam edeceğiz. Elbette ki bir gün dinleyiciler, ben gerçekten ne dinliyorum ve bu şekilde neye alet oluyorum diye düşünecekler. Müzik ruhun gıdasıdır. Ama bazen gıda zehirlenmesi de olur.
Bir mağazaya gittiğimde ödeme yaparken dümdüz ödeyip çıkmak istiyorum, bana telefon numarası soruyor, bilmem ne kartınız var mı diyor, uygulama yükleyin diyor. Sonra her sabah o firmalardan günaydın mesajı alıyorum. Şu rahatsız edici pazarlama tekniklerini bıraksanız artık
Bütün çocukluğum okulda tuvalet fobisi ile geçti. Bazı günler evin kapısının önünde altıma kaçırıyordum. Ve maalesef ki artık öğretmenler tuvaleti kullanıyor olmama rağmen (son tayin olduğum okul hariç) 4 yıldır okulda yine tuvalete gitmiyordum. Çünkü orası bile temiz değil…
I think a lot about the relationship I have with my own inner demons. It’s never been easy for me to face how I get seduced by chaos and turmoil. It makes me feel claustrophobic.
Disease is about facing that fear, facing myself and my inner darkness, and realizing that sometimes I can’t win or escape the parts of myself that scare me. That I can try and run from them but they are still part of me and I can run and run but eventually I’ll meet that part of myself again, even if only for a moment.
Dancing, morphing, running, purging. Again and again, back with myself. This integration is ultimately beautiful to me because it’s mine and I’ve learned to handle it. I am the conductor of my own symphony. I am every actor in the plays that are my art and my life. No matter how scary the question, the answers are inside of me. Essential, inextricable parts of what makes me me. I save myself by keeping going. I am the whole me, I am strong, and I am up for the challenge. Happy Halloween. https://t.co/2MF1XlUp4C