Muhtarlık Kaldırılmalı!
🌑Türkiye’de 50.428 muhtar var.
🌑Bir muhtarın sadece aylık maaş maliyeti: 39.470 TL
🌑Yıllık yük: 23,9 milyar TL
Dijital çağda Vatandaş e-Devlet’ten işini hallediyor, vergiler muhtara maaş ve prim olarak ödeniyor!
▶️Kaldırmaz orası ayrı!
TATİL PLANI
Tatil yeri bakarken tatil forumlarında ilginç bir şikâyete rastladım.
Aynı otel, aynı tarih, aynı oda…
Yurt dışından rezervasyon yapana başka fiyat, yerli turiste başka fiyat.
Doğru mudur, yaygın mıdır, münferit midir; ayrıca araştırmak gerekir. Ama böyle bir ihtimalin bile konuşuluyor olması insanın içine ağır bir his bırakıyor.
Kendi ülkesinde, kendi denizine, kendi toprağına, kendi emeğiyle kazandığı parayla gitmek isteyen insanın kendini ikinci sınıf müşteri gibi hissetmesi çok incitici.
Bu yalnızca turizm meselesi olmayıp aidiyet ve hatta haysiyet meselesidir.
Bu, “Ben bu ülkenin insanıyım ama kendi ülkemde bile misafirden daha kıymetsiz miyim?” duygusudur.
Manda düzeni başka bir devletin himayesine girmektir. Bundan daha acı olanı ise insanın kendi vatanında piyasa düzeninin himayesine terk edilmesidir.
Şimdi daha yola çıkmadan insanın huzuru nasıl kaçmasın ?
ACİL HAREKETE GEÇME ÇAĞRISI!
Daha önce belgeleriyle paylaştığım üzere 7 yaşındaki masum oğlum Litvanya’da annesi ve annesinin kocası tarafından şiddete uğramakta. Uzun zamandır bir baba olarak ona sarılamamak, sesini duyamamak, gözyaşlarını silememek benim için zor olsa da burda önemli olan ben değilim. Çünkü oğlum gözünü intikam ve nefret bürümüş ve kendisine şiddet uygulayan annesinin engellemesi nedeniyle buradaki hiçbir arkadaşı ve sevdiğiyle telefonla bile iletişim kuramıyor. Oradaki yetkililerse çocuğumun şiddete uğradığını defalarca belirtmesine rağmen kıllarını kıpırdatmayarak bu şiddetin giderek artmasına araç oluyor.
Şimdi öğrendim ki o küçük bedeni ve ruhu bu şiddet ortamının yaralarıyla baş edemez hale gelmiş ve kendisine oradaki psikiyatristler eliyle FLUOKSETİN isimli bir antidepresan ile TİAPRİD isimli ağır bir şizofreni ilacı başlanmış. Bu ağır ilaçların başlanmış olması da henüz 7 yaşında olan ve öğretmeninden psikologuna Türkiye’de kendisini tanıyan herkesin dünya tatlısı, mutlusu ve akıllısı dediği çocuğumun, Litvanya’daki şiddet ve ihmal nedeniyle psikolojisinin günden güne bozulmakta olduğunu ve artık o narin ruhu ile bedeninin de bunları taşıyamayarak alarm verdiğinin evrensel bir kanıtı aslında.
Buna rağmen oranın yetkilileri burada onu haksızca teslim eden bizim yetkililerin aksine kendi vatandaşlarını koruma güdüsüyle harekete geçmiyor. Bir çocuk psikiyatristi ve baba olarak evladımı koruyamamanın acısıyla yüreğim yanıyor, bu gidişatın artık onun hayatını tehdit ettiğini ve anne ile kocasının bu tutumlarını durdurmazsak oğlumun hayatını kaybedebileceği hususunda gerek Türk gerekse de Litvan yetkilileri uyarmak istiyor, sizleri de küçücük yavrumu korumak için sesinizi yükseltip harekete geçerek destek olmaya davet ediyorum!
Lütfen bu küçük çocuğun masum yüzü, ve yapayalnız kalmış kırılgan yüreğini düşünün ve onu bu karanlıktan kurtarmak için harekete geçin. Bu mecradaki birlik ve berberlik ruhunun nice haksızlıklarla acıları dindirdiğine çok şahit oldum ve gururla vesile olmuş biri olarak şimdi 7 yaşındaki oğlum için de kenetlenmenizi rica ediyorum. Ben 15 aydır haksız yere fiziksel temasım ve 6 aydır telefonla görüşmem bile engellenmiş bir baba olarak çocuğumun psikolojisinin bozulmasına engel olamadım. Ve çocuğumun psikolojik ve duygusal açıdan günden güne daha da kötüye gidişatını engelleyemiyorum.
Çocuk şiddete uğradığını söylüyor, davranış sorunları sergiliyor, yetmiyor kendisine iki tane psikiyatrik ilaç başlanıyor. Orada kötü bakıldığına ikna olmak için daha ne olması lazım. İllaki ölmesi mi lazım?
Ben de yavrum için adaleti, bugüne değin bu mecrada kendilerine ses olmaya çalıştığım değerli anne babalar Nizamettin Kabaiş, Bedriye Doku, Yasemin Minguzzi ve Şaban Vatansever gibi öldükten sonra aramak istemiyor ve onu buradaki cennetinden koparanların o ölmeden onu orada koruyup yeniden buradaki cennetine ulaştırmalarını talep ediyorum.
Çocuğun en temel hakkı olan sevgi, güvenlik ve huzur ortamına kavuşması için sesinizi onun yerine nolur yükseltin.
Oğlum için siz de bir abi, abla, teyze, amca olun; onu orda yalnız bırakmayın!
Şimdiden atacağınız en küçük adım ve ses için sonsuz teşekkürler
@RTErdogan@dbdevletbahceli@LithuanianGovt@GitanasNauseda@IRuginiene@HakanFidan@LithuaniaMJ@LithuaniaMFA@ABilotaite@IRuginiene@GitanasNauseda@UNICEF@save_children@LithuaniaME @vaikoteises
✍️İnsanların aklıyla alay etmeyin.
Bugün yaşanan tablo; kötü yönetimin, plansız istihdam politikalarının ve liyakat yerine sadakatin tercih edilmesinin sonucudur.
✍️Gençlerin elinden umut duygusunu, toplumun elinden geleceğe olan inancı aldınız.
İnsanlar artık çalışarak değil, ‘yakınlık kurarak’ ayakta kalınabildiğine inanıyor. Çünkü oluşturduğunuz düzen bunu gösteriyor.
✍️Bu kadar ağır ekonomik ve sosyal yıkımın ardından sorumluluğu üstlenmek yerine, dini-milli söylemleri kalkan yapmak ise ayrı bir samimiyet problemidir.
✍️Hiç değilse, yanlış politikalarınızı meşrulaştırmak için Yüce Rabbimizi bu tartışmaların içine çekmeyin. @drmemisoglu
Bir çocuk hayal ettiğinde dünya değişmeye başlar. O eşsiz hayallerin her zaman yanındayız. 🎈
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara armağanı bu eşsiz bayramda, çocukların hayallerine ortak olmanın gururunu yaşıyoruz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!
Şimdi bu domatesse eğer, markette satılan şeylere domates demek bu güzelliğe haksızlık değil mi? Ata tohumu domatesleri özellikle küçük semt pazarlarında bulabilirsiniz yetiştiren emekçilermiz var ama yakında tüm marketlerde ve pazarlarda göreceğiz.
Okulunda yapılan denemede 2.olmuş,madalya takmışlar çok sevinmiş.
Ailesinin tek çocuğuymuş Adnan Göktürk.
Ömrünün baharında bile değilken,küçücük bedenini tabuta koydular bugün.Hayalleri,geride kalan ailesi her şey yarım kaldı.
Adnan'ı unutmayın.
Çünkü unutturmaya çalışacaklar.
Bir ilkokul öğretmeni isyan etti:
“19 senelik ilkokul öğretmeniyim. Hiç böyle bir dönem yaşamadık. Eminim bizden öncekiler de yaşamadı.
Ben o camdan aşağı atlamaya çalışan öğrencileri gördükçe içim kahroldu. Eminim ki bütün öğretmenler de kahroldu.
Ben bir öğretmen olarak daha fazla yetki istiyorum.
Biz en baştan velinin de garipliğini görüyoruz, çocuğun da anormalliğini görüyoruz.
Ancak biz bir şey söylediğimizde kimse çocuğuna tuz kondurmuyor.”
iki çocuk dışarı çıkıp birer simit yiyip birer meşrubat içse 500 lira. iki ergen bi sinemaya gidip birer kahve içse 1.000 lira. çocukları sanal dünyaya hapseden sizsiniz
Yeni bir ebeveyn tarzı çıktı:
Biz ona hayır demiyoruz, her şeyi keşfetmesine izin veriyoruz.
Sevgili anne babalar, bu gerçek değil. Böyle bir sistem yok.
Çocuk arkadaşının oyuncağını
alıyor, sizden ses yok.
Yeni girdiği evi dağıtıyor, tepki yok.
İstediği olmadı diye ortalığı yıkıyor, yine sessizlik.
Hayvana vuruyor, gülerek "yapma oğlum" diyorsunuz.
Ama böyle bir hayat yok. Çocukluk sınırsız değilse, yetişkinlik de değil.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici