Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Ben gidersem devlet yıkılır” anlamına gelen açıklamaları, demokratik devlet anlayışıyla bağdaşmaz.
Türkiye Cumhuriyeti, Recep Tayyip Erdoğan göreve gelmeden önce de vardı, bugün de var, yarın da var olacaktır.
Bu devlet; Mustafa Kemal Atatürk’ten İsmet İnönü’ye, Turgut Özal’dan Süleyman Demirel’e, Bülent Ecevit’ten Necmettin Erbakan’a kadar birçok lider gördü. Hiçbiri kendisini devletin yerine koymadı.
Devlet bir kişinin malı değildir.
Devlet, anayasa ile yönetilen bir hukuk düzenidir.
Cumhurbaşkanları gelir geçer, başbakanlar gelir geçer, iktidarlar değişir. Ama devlet kalır.
Eğer bir ülkede devletin geleceği tek bir kişinin varlığına bağlanmışsa, orada kurumsallaşma değil şahsileşme vardır.
Milletin vergileriyle ayakta duran devlet, bir kişinin değil 86 milyonun devletidir.
Demokrasilerde kimse vazgeçilmez değildir. Millet isterse getirir, millet isterse gönderir.
Asıl güçlü devlet; bir kişi gidince yıkılan değil, seçimle iktidarlar değişse de hukukuyla, kurumlarıyla ve demokrasisiyle ayakta kalabilen devlettir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin teminatı kişiler değil; milletin iradesi, anayasa ve hukuk devletidir.
Sayın Berhan Şimşek,
“Arınma” diyorsunuz.
O halde kamuoyu adına soruyorum:
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı yaptığınız dönemde hangi taşınmazları edindiniz?
Kaç daire satın aldınız?
Bu taşınmazlar hangi il ve ilçelerdedir?
Kimlerden satın alındı?
Satın alma bedelleri neydi?
Bu alımlar hangi gelirlerle gerçekleştirildi?
O dönemde ticari faaliyetleriniz, şirket ortaklıklarınız veya başka gelir kaynaklarınız nelerdi?
Arınma, önce şeffaflıkla başlar.
Siyasetçinin en büyük güvencesi açıklık ve hesap verebilirliktir.
Madem “arınma” çağrısı yapıyorsunuz, o halde kamuoyunun merak ettiği bu sorulara açık ve net cevap vermenizi bekliyoruz.
Demokraside hiç kimse geçmişine ilişkin sorulardan muaf değildir. Siyasetçinin görevi soru sormak kadar sorulara cevap vermektir.
Her çağın Kerbela’sında mazlumun yanında, zalimin karşısında duran Alevi canlarla yüreğimiz birdir.
Ne diyordu Pir Sultan?
‘Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.’
Siz yolunuzdan dönmedikçe ben de bu yoldan dönmeyeceğim.
Gerekirse bu başı vereceğim ama onlara baş eğmeyeceğim!
Yıl 2011...
Ortada henüz ne sığınmacı krizi var, ne bugünkü sınır operasyonları, ne de yeni anayasa dayatmaları...
Banu Avar 15 yıl önce çıktı ve bugün yaşadığımız her şeyi, kelimesi kelimesine televizyonda anlattı. O günden sonra da ulusal kanallara çıkması yasaklandı..!!!
Butlan İkliminde Nafaka Kararı
Daha bir önceki yazıda “sandık çökerse ilk kadınlar kaybeder, kadınların kazanılmış haklarının garantisi kalmaz” derken, bu kadar hızla kayıp yaşayacağımız akla gelmezdi. Bir sonraki yazıyı nafaka hakkıyla ilgili kaybı yazmak zorunda kalacak kadar hızlı… Anayasa Mahkemesi Medeni Kanun’un 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini iptal ederek, kadınların yaşadığı ekonomik şiddeti artıracak bir karara imza attı. Oy çokluğu ile alınan kararın gerekçesini henüz bilmiyoruz. Ama mevcut kanunda cinsiyet belirtmeden eşitlik ilkesine göre düzenlenmiş olan yoksulluk nafakasına ihtiyaç duyan taraf neden hep kadınlar oluyor? Boşanma sonrası yoksul kalan neden hep kadınlar? İşte bunun nedenlerini çok iyi biliyoruz; başta ekonomik eşitsizlik olmak üzere, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tüm boyutları kök sebeptir.
Bu ülkede kadınların “Nafaka Hakkı Platformu” kurmak zorunda kalmış olması bile ne halde olduğumuzu göstermiyor mu? Çünkü yoksulluk nafakası, lütuf değil temel bir medeni hak. Üstelik kadınların o evlilik süresince el konulan emekleri, piyasadan ücretli satın alınsa idi yaratacağı maliyetin yanına bile yaklaşamayan açlık sınırına bile yaklaşamayan meblağlarda düzenlenmiş. Bir de buna ülkenin ekonomik koşullarını; enflasyon ve hayat pahalılığını eklediğimizde, mevcut haliyle yoksulluk nafakası çok zayıf bir telafi mekanizması. O da, eğer kadınlar şiddetten kurtulmak için bu haktan feragat etmedilerse ve erkekler mal varlıklarını yok gösterip ödemekten kaçmadıysa…
Ve maalesef bunu da söylemek zorundayım; öldürülmeden boşanabildiler ve hayatta kalabildiler ise…
Barodan arkadaşlarımızın söylediğine göre, baroların ücretsiz hukuk desteği olan adli yardıma başvuruların %96’sını da kadınlar oluşturuyormuş. Durum ne kadar açık, kadınların eşitliğe olan ihtiyacı ne kadar büyük değil mi?
Ne diyelim, hiç değilse karar oy birliği ile alınamamış, demek ki gerçekleri gören birileri de var.
Ve yine zamanlama manidar; nafaka hakkı, yaklaşık on senedir, “ömür boyu nafaka mağduriyeti” gibi gerçekle bağdaşmayan biçimde tartışmalı hale getirilmiş ama adım atılamamıştı. İşte şimdi gerçekle bağdaşmayan “butlan” ortamı tam uygun zemini yarattı.
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) de, konuyla ilgili açıklamasında kararın zamanlamasına vurgu yapıyor ve çok haklı sorular soruyor:
“Kamuoyuna yansıyan haberlerde, TBMM gündemine alınması beklenen 12. Yargı Paketi kapsamında yoksulluk nafakasına yönelik kapsamlı değişiklikler hazırlandığı ifade edilmektedir. Nafakanın süreye bağlanması, çeşitli kriterlerle sınırlandırılması ve fiilen erişilemez hale getirilmesi yönünde düzenlemeler yapılacağı uzun süredir konuşulmaktadır.
Şimdi haklı olarak şu soruları soruyoruz:
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararıyla ortaya çıkan yasal boşluk, tam da bugünlerde hazırlanmakta olan yeni nafaka düzenlemeleriyle mi doldurulacaktır? Kararın zamanlaması tesadüf müdür? Anayasa Mahkemesi neden bu dosyaya dair şimdi ve hiç olmadığı kadar hızlı karar vermiştir? Neden önceki içtihadından ayrılmış, yerleşik yaklaşımını değiştirmiştir?”
Doğrusu ya, EŞİK’in “Anayasa Mahkemesi’nin Nafaka Kararı Kadınlara Yönelik Ekonomik Şiddeti Artıracak” başlıklı açıklaması, o kadar yerli yerinde sorular sorup nafaka hakkıyla ilgili gerçekleri öyle iyi açıklıyor ki, tüm yazıyı ona ayırmak isterdim. Söylenmesi gerekenleri gayet iyi özetledikleri için elverdiğince uzun alıntılar yapacağım, tamamını okumak isteyenler de https://t.co/56uAH0osRf adresinden ulaşabilirler.
EŞİK diyor ki;
“Anayasa Mahkemesi bu kararı hangi sosyo-hukuki araştırmalara, bilimsel verilere dayanarak vermiştir? Hukuk, toplumsal gerçeklikten ve bilimsel araştırmalardan kopuk biçimde yorumlanabilir mi?
Yaklaşık on yıl önce Anayasa’ya aykırı bulunmayan bir hüküm bugün neden aykırı bulunmuştur?
Bu on yıllık süreçte Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği mi sağlanmıştır?
Kadınların işgücüne katılımı erkeklerle eşit düzeye mi ulaşmıştır?
İktidarın CHP’ye karşı giriştiği bugünkü haksız, hukuksuz, mantıksız, Anayasa karşıtı, Hukuk Devleti’ne aykırı, Demokratik Rejimi tahrip eden büyük saldırının gerisinde, Emperyalizmin desteğiyle yapılan 25 yıllık açgözlülük, yağma, sömürü ve adaletsizlik yatmaktadır!
Emperyalizm’in de desteğiyle yapılan yağma, sömürü ve adaletsizlik bütün kaynakları bitirince İktidar bu çıkmazı, ülkenin doğal yapısını, nüfusunu, rejimini ve hatta sınırlarını değiştirecek girişimlerle aşmaya çalışmaktadır.
Kemal Kılıçdaroğlu’na beyaz güvercinleri getiren Çetin Yalvaç’ın; Kalaşnikofla poz verdiği ve Mhp Genel Merkezi önünde çektirdiği fotoğrafları ortaya çıktı.
Ç***** Meslek Lisesinde yaşanan REZİLLİK. İzlerken kendinizi zor tutacaksınız.. Öğretmenlik mesleğinin düştüğü konuma bakın.. Meslektaşımız adına çok talihsiz anlar... 'Öğretmen orda kırmızılı çocuğu kolundan itse ihraç edilirdi.' ÖĞRETMEN ALEYHİNE VİDEOLAR BOY BOY PAYLAŞILIYOR. LÜTFEN 'PAYLAŞIP YAYILMASINI SAĞLAYIN.
Hüsnü Mahalli: "Sen o gün korktun, anayasa referandumunda korktun, başka bir zamanda korktun Kemal Bey, sonra gelmişsin CHP'nin başında ben bu memleketi kurtaracağım. Sayın Kılıçdaroğlu, yapmayın yani lütfen.
Şimdi gelmişsin CHP'nin başına, ya sokağı görmüyor musun? Referanduma gidelim CHP konusunda referanduma gidelim. Kemal Bey'in maksimum alacağı oy yüzde iki üçtür."
Silivri'de 9 no'lu infaz kurumunun kayıtların alındığı kısmında (Ziyaretçi Merkezi denir, bir nevi bekleme odasındadır), doğduğundan beri sağolsun infaz memurlarıyla ve avukatlarla el birliğiyle büyüttüğümüz bir kedi vardı. Adını "Tahliye" koymuştuk. Bir köşede küçük bir evi, mama-su kabı vardı. Genelde evrak dolabının üzerinde uyurdu. Tuvaletini dışarı gider yapardı. Fındık farelerini bazen yakalar, bazen de onlarla oynardı. Çok sevecendi, ziyaretçi merkezini evi olarak benimsemişti. Özetle, yaklaşık 1,5 yıldır merkezin maskotu, hepimizin neşesiydi. Geçtiğimiz hafta bir baktım Tahliye yok. Eşyaları da yok. Ziyaretçi merkezinde avukatlar saatlerce bekledikleri için birkaç koltuk koymuşlardı, onları da götürmüşler, yerine sandalye koymuşlar. “Ne oldu? Tahliye nerede?” diye sordum panikle memurlara. “Bilmiyoruz, biz de çok üzgünüz” dediler. Başladım ağlamaya. Çünkü biliyorum ki onları götürüp çorak yerlere atıyorlar. Tahliye ev kedisi gibi büyüdü ve kediler yaşadıkları kişilerden ziyade yeri benimserler. Ne yapar dışarıda, nasıl yaşar, diye hüngür hüngür ağladım. Aslında yalnız buna değil, hepimize iyi gelen bir kediye bile tahammül edemeyecek kadar kötü olmalarına, asla idrak edemeyeceğim kadar kötü olabilmelerine, bu kadar kötülüğün dibimize kadar sokulmuş olmasına ağladım. Vallahi o gün her şeye birden çok ağladım.
Ben somut adalet için çalışırım ama ilahi adalete de inanırım. Dualiteye, aydınlıkla karanlığın dengesine, karmaya yani insanın ne ederse onu eninde sonunda bulacağına inanırım. Bu kadar kötülüğü yapanların karşılığını bulacağı günleri sabırla bekliyorum. Çok büyük bir sabırla. Biz göremesek de veya bu dünyada değilse de başka bir zamanda yaşayacaklar bu karşılığı. Umarım şahitlik etme şansına nail oluruz. Umarım.
Bu korkunç cinayeti ve bizzat devlet kurumları ve yetkili insanları tarafından nasıl örtbas edildiğini mutlaka takip edin çünkü bu AKP Türkiyesidir, AKP Türkiyesi’nin eseridir ve artık hiçbirimiz bu Türkiye’de güvende değiliz.
Herhangi birimizin başına bir daha böyle bir şey gelmemesinin tek yolu Cumhuriyet’in hepimizin hamisi, koruyucusu, kimsesi olmasıdır, Cumhuriyet’in yeniden Atatürk Türkiyesi olmasıdır.
2011 yılının Kasım ayında Gaziantep’te yaşanan olay, Türkiye’de meşru müdafaa tartışmalarının en bilinen örneklerinden biri haline geldi.
Nafiye K., evli ve çocuklu bir kadındı. Bir süre önce Ali Kalkan adlı adam tarafından silah zoruyla kaçırılmış ve tecavüze uğramıştı. Olaydan sonra Nafiye K. hemen savcılığa gidip şikayette bulundu. Ancak süreç uzadı, delil yetersizliği gibi gerekçelerle takipsizlik kararı çıktı. Ali Kalkan ise bununla yetinmedi. Nafiye’yi telefonla arayıp taciz etmeye, tehdit etmeye ve “seninle görüşelim” diye baskı yapmaya devam etti.
Nafiye K. defalarca polise ve savcılığa gitti, ama yeterli koruma göremedi. Sonunda 21 Kasım 2011 günü Ali Kalkan’dan “gel buluşalım” diye bir mesaj daha aldı. Artık dayanacak gücü kalmamıştı. Yanına bir ekmek bıçağı alarak Gaziantep Şehirlerarası Otobüs Terminali’ne gitti.
Terminalin ıssız bir köşesinde buluştular. Ali Kalkan yine aynı taciz ve tehditlerine başladı. O sırada Nafiye K. yanındaki bıçağı çıkarıp adama sırtından iki kez sapladı. Ali Kalkan olay yerinde hayatını kaybetti.
Nafiye K. hemen polise teslim oldu. Tutuklandı ve kasten adam öldürmekten ömür boyu hapis istemiyle yargılandı. Yargılama sırasında Nafiye’nin daha önceki tüm şikayetleri, psikolojik raporlar, tehdit mesajları ve olay anındaki baskı durumu mahkeme tarafından dikkate alındı. Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesi, olayı meşru müdafaa kapsamında değerlendirdi ve Nafiye K.’yi beraat ettirdi.
Karar o dönemde çok tartışıldı. Bir kesim “hak yerini buldu” derken, diğer kesim “intikam cinayeti” olarak gördü. Ancak hukuk açısından emsal teşkil eden bir karar olarak kayıtlara geçti.
Neredeyse on yıla yaklaşan 'açgözlülük' (greedflation) enflasyonunun felaketlerinden birisi de bu. Toplam miktar olarak dünyanın en fazla yaş sebze-meyve üreten ülkelerinden birisiyiz ama bunlar üreticinin elinden çok ucuza alınırken tüketiciye de olabildiğince pahalıya satılıyor
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, ara seçim yapılan 6 beldede seçmen sayısının iki yılda 4 bin 275’ten 10 bin 791’e çıktığını açıkladı.
Zeybek, seçmen sayısındaki 6 bin 516 kişilik artışa dikkat çekerek bazı beldelerde seçmen taşındığını, itirazların ise dikkate alınmadığını savundu: “Bu şartlar altında çıkan sonuç milli iradeyse, milli irade diyoruz.”
💬Çocuklar hâlâ Metin’in gazetesini satıyor
💬“Metin’e bir gün ‘Oğlum, gazeteden ayrılsan. Başına bir iş gelecek’ dedim. ‘Yok anne’ dedi. ‘Ben bu gazeteyi çok seviyorum. Evrensel’i çok seviyorum.’ Ben de bir daha bir şey demedim
📌Polisler tarafından dövülerek öldürülen gazetemiz muhabiri Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe anlatıyor
Gazeteci Murat Ağırel, Otokoç saldırılarının faili olduğu iddia edilen Serdar Ertekin'i anlatıyor:
"Serdar Ertekin dediğimiz kişi aslında kod adıyla birlikte Rojhat Ertekin diye geçiyor. Kendine Serdar Ertekin diyor.
Rojhat Ertekin, kırmızı bültenle aranan bir suç örgütünün lideri.
Kırmızı bültenle aranırken Yunanistan'da yakalandığı haberi gelmişti.
Bu kişinin Yunanistan'da gözetim altında olurkeni, çeteye bağlı kişilerin bu şekilde Türkiye'nin en büyük holdingine bağlı kuruluşlara saldırı yapması tabii ki artık bu yeni nesil çetelerin hangi konuma geldiğini de gösteriyor."
(SZC)
Kayyum Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın kaynaklara göre Özgür Özel’in grup başkanlığı iptal edilecekmiş.
Özgür Özel’in Genel Başkanlığı iptal edilir. Ekrem İmamoğlu’nun diploması iptal edilir. Belediye başkanının başkanlığı iptal edilir. İnsanların özgürlükleri iptal edilir.
2017 referandumunda mühürsüz pusulalar kabul edildi. Her şey bu kadar kolay iptal ediliyorsa, yarın bir gün 2017 referandumu da iptal edilir. O günden beri yapılan tüm iş ve işlemler geçersiz sayılabilir.
Neden olmasın?
#ARŞİV | Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonunda yaptığı konuşmadan dikkat çeken sözler:
“Çocukların başını öne eğdiren zihniyete karşı mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğim.”
“Cumhuriyet onun için kuruldu… O terbiye ile yaşıyorum.”
“Bu süreç sadece bir yargılama değil, çocukların geleceği için verilen bir mücadeledir.”
Hah dün sorduğum kişi buydu işte!
Saatlerce Beşiktaş'ta kaldım trafikte.
Herhalde dün Moskova'da bile bu kadar Rus yoktu.
İçki vs de serbestti.
Arkadaş kim bilir böyle özgürce bir araya gelmek, istediğin gibi yürüyüş yapmak, elde biralar binlerce kişi yolları kapasa bile kimsenin karışmaması ne güzeldir.
20 kişi "kadın cinayetlerine son" diye toplansak biber gazı yiyoruz da biz!