Genel Merkezimizdeki iğrenç araç görüntülerinden sonra iki kelam etmek farz oldu:
-İki araç da partinin parasıyla alınmıştır, faturaları mevcuttur.
-Araçlardan biri 2022 yılında Kılıçdaroğlu tarafından alınmış ve kullanılmıştır. O aracı oraya koyanlar bunu bilmeyecek kadar cehalet sahibidir.
-Kılıçdaroğlu, Çubuk’ta saldırıya uğradıktan sonra, Erdoğan Toprak, Aziz İhsan Aktaş’tan bir zırhlı araç almış ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun kullanımıma sunmuştur. Kılıçdaroğlu, Aziz İhsan Aktaş’ın zırhlı aracını 1,5 yıl boyunca kullanmıştır.
-Evi camdan olan başkasının evine taş atmasın!
Değerli yol arkadaşlarımız,
“CHP İletişim” hesabımız artık “Özgür Özel İletişim” (@ozgurozeliletsm) adıyla yoluna devam ediyor. Sesimizi daha güçlü duyurmak, dayanışmamızı büyütmek için hep birlikte takip edelim, çevremize de ulaştıralım.
Birlikte daha güçlüyüz.
#Lider
Erdoğan zihniyetinin yargı eliyle yürüttüğü siyasi darbelere karşı hep birlikte mücadelede kararlıyız.
Alınan butlan kararı yok hükmündedir. Sadece CHP’ye yapılan bir darbe değildir; Türkiye’ye, demokrasiye, Cumhuriyet’e bir darbedir. Anayasal düzeni yok etmektir.
Mesele ciddidir. Partiler üstüdür. Milletçe Türkiye’ye sahip çıkma zamanıdır.
Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
Bugün; iktidarın, İstanbul’da seçimi kaybettiğinde milletin iradesine yaptığı 1. darbenin yıldönümüdür.
16 milyon İstanbullunun demokratik seçim hakkı 6 Mayıs 2019’da ortadan kaldırıldı.
19 Mart, siyaseten yenemediği rakibini, yargı mekanizmaları ile yok etmeye dair milli iradeye ve demokrasiye yapılan 2. darbedir.
Tutsaklığımızın 400. gününde tıpkı 7 yıl önce olduğu gibi inanç, azim ve kararlılıktayız.
Kollarımızı o gün sıvamıştık, hâlâ geleceğimiz için mücadeleye devam ediyoruz.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!
The thesis that has suddenly spread in Turkey—“Macaristan’s elections should not be linked to Turkey; Turkey and Hungary are very different”—has taken on the strange reflex of nearly preventing any thought about Hungary at all.
This approach is not serious. No one is claiming that Turkey and Hungary are the same, or that they are going through identical parallel historical processes. That’s not the issue. The issue is that Hungary’s elections offer extremely important and instructive data from both a Turkish and a global perspective.
Some of this data is valuable for comparative political analysis. Another portion shows that the developments unfolding in the world today are not disconnected from one another; on the contrary, they are interconnected at various levels. Hungary’s authoritarian Orbán regime, much like Turkey’s Erdoğan regime, is one of the prototype examples of the new authoritarian right. There are relationships of mutual learning, inspiration, and adaptation between these regimes. At the same time, numerous factors exist that make comparison between countries possible and necessary—under headings such as international and national dynamics, economic transformations, the use of technology in politics, and the functioning of the state apparatus.
Moreover, the very possibility that a regime openly patronized by Trump could be changed through the ballot box by a new opposition dynamic is, in itself, a development that warrants careful consideration. Because today, authoritarian regimes no longer exist solely within their own national contexts; they are increasingly forming a distinct international network. They draw from similar management techniques, propaganda languages, tools of repression, and political technologies; they learn from one another; they lend each other legitimacy and courage.
In response, we are also seeing opposition movements standing against these regimes slowly beginning to develop their own networks, forms of solidarity, and shared political intuitions. This new situation divides the world not only along the lines of differences between nation-states, but also along another political axis that extends beyond them: the axis between authoritarian networks and the possibilities of democratic resistance.
Historically, Hungary has also been an extremely important stage in world history. Events such as the 1848 Revolutions, the 1918 Aster Revolution, the 1956 Revolution, and the Soviet occupation that followed were major ruptures that influenced not only Hungary’s history, but the course of world history.
Therefore, it is necessary to compare Turkey and Hungary at the right scales, in a careful and level-headed manner; to think together about the broader geopolitical, economic, and ideological relationship networks in which both countries are embedded. A bit of seriousness begins precisely here.
Anamın ak sütü kadar helal olan diplomam, açık bir hukuksuzlukla gasp edilmeye devam edilmektedir.
Vicdan, ahlak ve adalet gözetmeyen bu kararı kınıyorum. Yüce Türk Yargısı’nı bu noktaya sürükleyenler, görev ve yetkilerini kötüye kullanmanın tarihsel sorumluluğunu taşıyacak; hukuk devleti ilkesine verdikleri zarar nedeniyle utançla anılacaktır. Bu yaşananlar, yargı tarihimize kara bir leke olarak geçecektir.
35 yıllık diplomama, milletin tapusuna, malına ve mülküne göz diken; kişilik haklarını hedef alan, iftira ve yalanı yöntem hâline getiren; aileyi ve toplumsal kutsalları hiçe sayan anlayışa açıkça sesleniyorum:
Milletimiz; bu kara düzeni, siyasallaşmış yargı anlayışını, kamu gücünü kendi çıkarları için kullanan bir avuç muhterisi; sandıkta kesin bir biçimde mahkûm edecek, hukuku ve demokrasiyi yeniden ayağa kaldıracaktır.
Buna olan inancım sarsılmazdır.
Kararlıyım. Milletimin desteğiyle güçlüyüm.
Hasan Ufuk Çakır kürsüde coşkuyla haykırıyor:
“İki başkomutan var; biri Gazi Mustafa Kemal Paşa, diğeri Recep Tayyip Erdoğan.”
Nasıl da coşkulu…
Ama bu coşku bir inancın değil, kabul görme telaşının coşkusudur.
Katıldığı partide yer edinmenin bedeli olarak, ayrıldığı partiyi yerden yere vurmak; siyaset değildir. Bu açıkça bir biat ritüelidir.
Bu, fikir değiştirmek değildir; korkunun ideolojiye dönüşmesidir.
Fikir değiştirmek tartışılabilir. İnsan yanılabilir, öğrenebilir, dönüşebilir.
Ama döneklik başka bir şeydir.
Döneklik, dün savunduğunu bugün lanetleyip, bunu da erdem gibi sunmaktır.
Siyaset omurga ister.Omurga yoksa, coşku olur; ama ağırlık olmaz.Söz söylenir; ama sözün haysiyeti kalmaz.
İktidarın yönetemediğini, çaresizliğini görmek,
milletini aldatan, oyalayan vasat gündemlerini aşmak,
ucube rejimin korku salan, hukuksuz, aciz ihtimallerini aşmak,
nelerin mümkün olduğunu, kabiliyetlerimizi hatrılamak,
geleceği, olması gereken hedeflerimizi yakalamak,
milletimizle paylaşmak, hızlıca yola çıkmak şarttır.
Huzurlu, bereketli, adil bir Türkiye’yi var etmek,
üreten, eşit paylaşan, zenginleşen bir millet olmaktır rotamız.
86 milyon yurttaşımızın eşitliği,
ruh ve beden gibi ilhamını bu topraklardan alan,
tek vücut, aziz milletimizle güçlü bir gelecek mümkündür.
Uyanışın, birlikte olmanın, bütünleşmenin,
bu kara düzeni tarihe gömmenin,
yeniden adalet üzerine devlet düzenini kurmanın,
insanları kutuplaştırmayan, ayrıştırmayan,
demokrasiyle güçlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. yüzyılında,
dayanışmayla, seferberlikle yol yürüyoruz.
Adil bir seçim, güvenli bir sandık,
geçim için, geleceğimiz için SEÇİM zamanıdır.
Kurtuluş yok tek başına, haydi herkes görev başına!
AKP’nin dev soygun planı!
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının, Türkiye Raylı Sistem Araçları A.Ş. üzerinden, adrese teslim bir ihaleyle, son yılların en büyük vurgunlarından birini yapmak üzere olduğunu tespit ettik.
20.11.2025 tarihinde yapılacak ihalenin adı: Dizel-Elektrikli Coco Lokomotif Projesi Cer Zinciri Mal Alımı
Peşkeş çekilecek tutar:
600 Milyon Euro❗️
Güncel kurla:
29 Milyar 640 Milyon Lira❗️
İhaleye 2 gün var. Ancak ihaleyi kazanacak şirket şimdiden belli. Zira şartname ona göre ayarlanmış durumda.
Şirketin adı⬇️
DCC Danışmanlık ve Taahhüt A.Ş❗️
Şimdi soygun planını deşifre ediyorum:
🔴 Önce, dizel-elektrikli bir lokomotif için alımı yapılacak olan ‘cer zincirinin’ teknik şartnamesi dizayn ediliyor. Adrese teslim ihale edilecek hale getiriliyor.
🔴Şartnameye konan 4.3 maddesiyle Aselsan ve Türasaş’ın ihaleye girmesi engelleniyor.
🔴İhaleye hazırlanma süresi 13 güne sıkıştırılarak rekabet imkanı kısıtlanıyor.
🔴İhale dökümanlarında 1 adet cer zinciri alımı yapılacağı belirtiliyor.
Ancak bu da büyük bir hile!
🔴Zira şartnameye göre;
Dizel-elektrikli lokomotiflerin seri üretiminde kullanılacak olan cer zincirlerinin tümünün, bu ihaleyi kazanacak şirketten, 5 yıl boyunca ihalesiz olarak satın alınmasının yolu yapılmış durumda.
Buna göre 5 yıl boyunca bu şirketten satın alınacak cer zinciri sayısı 300 adet.
Ayrıca ihalede belirtilen 1 adet cer zincirinin fiyatı, her altı ayda bir, Euro Bölgesi’ndeki ÜFE oranına göre artırılacak.
Böylece şirketin karı bir kez daha garanti altına alınmış olacak.
Sonuç⬇️
Yaklaşık 2 Milyon Euro’luk 1 adet cer zinciri ihalesiyle, adrese teslim şekilde, bir şirkete, 5 yıl içinde, ihalesiz olarak 600 Milyon Euro peşkeş çekilmiş olacak.
Ulaştırma Bakanı ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na sesleniyorum!
Eğer bu tezgahın bir parçası değilseniz, bu ihaleyi derhal iptal edersiniz!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının dikkatine!
AKP dönemi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde tespit ettiğimiz iki paralel belediye yapılanmasını dün itibariyle açıklamıştım.
Bu yapılardan birincisi⬇️
2019 yerel seçim sürecinde, dönemin İBB yönetimine paralel olarak kurulan ‘Yeni Başkanlık’ adındaki yapılanma.
Peki bu yapılanmanın varlığını gösteren resmi belge veya kanıt var mı?
Evet, var!
Peki bu paralel belediye yapılanması niye kuruldu?
Bu yapı, 2019’daki İBB Başkanlığı seçimleri sürecinde, İBB’nin kamu kaynaklarını AKP’li aday ve seçim kampanyası için kullandırmış ve bu yolla seçimlere müdahale edilmiştir.
Sonuç⬇️
🔴Bu bir illegal yapılanmadır!
🔴Bu yapıyı kuranlar suç işlemiştir!
🔴Yapılan baştan aşağı kamu zararıdır!
‘Yeni Başkanlık’ adındaki paralel belediye yapılanmasının varlığını kanıtlayan, içinde ‘Yeni Başkanlık’ adının geçtiği resmi belgeler⬇️
Bakalım bu illegal yapılanmayla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ne yapacak?
Sorumluları ifadeye çağıracak mı?
Bu konudaki kendi sorumluluklarıyla ilgili;
Acaba CB Tayyip Erdoğan, dönemin İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, dönemin İBB Başkanı Mevlüt Uysal ve dönemin AKP’li İBB Adayı Binali Yıldırım ne düşünüyor?
Yoksa belgelere rağmen yine hiçbir şey görmedim, duymadım mı diyecekler!
Kamuoyunun dikkatine sunuyorum!
Yaptığımız araştırmalar neticesinde;
AKP dönemi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde;
‘Yeni Başkanlık’ isimli paralel bir belediye yapılanması tespit ettik.
Ayrıca, Vakıfların İktisadi İşletmeleri üzerinden ikinci bir paralel yapının daha oluşturulduğunu, bu yollarla, İBB’ye ait kamu kaynaklarının bu yapılara aktarıldığını belgeledik.
Vakıf yöneticileri, AKP ve İBB yetkilileri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardık.
İBB’nin bu mekanizmalar tarafından nasıl soyulduğunu yarından itibaren belgeleriyle paylaşacağız!