Fatoş Pınar Türker'in anlatmış olduğu tüm sürecin takipçisiyiz.
Kadınlar yıllardır gözaltında, cezaevlerinde ve kamu kurumlarında yaşadıkları hak ihlallerini anlatıyor. Ancak kadınların beyanlarını dinlemek, iddiaları etkin biçimde soruşturmak yerine inkârı ve cezasızlığı tercih eden bir anlayışla karşı karşıyayız.
Kadınların gözaltı ve tutukluluk süreçlerinde yaşadığı her türlü taciz, işkence ve şiddete karşı mücadele edeceğiz. Tüm bunların bir suç olduğunun görmezden gelinmesine izin vermeyeceğiz, sorumluların yargılanmasını sağlayacağız.
Çıplak aramayı meşrulaştıranlar da, üzerini örtenler de bu suçun sorumluluğundan kaçamaz.
Kadınların yaşadığı hak ihlallerine karşı mücadele etmeye, gerçeğin ve adaletin peşinde olmaya devam edeceğiz.
LÜTFEN OKUYUN
#İBBDavası'nda 47.gün
"Cinayet büro ev baskına gönderilmiş"
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
"Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi.
Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum.
Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar.
"Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
Çocuklar ağlıyordu.
"Bir bardak su vereyim" dedim.
"Hayır."
"Küçük kızım okula gidecek."
"Hayır."
"Sakın kimse yerinden kıpırdamasın."
Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu.
Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.
Bir ara bana:
"Kaşe var mı?" diye sordu.
"Ne kaşesi?" dedim.
"Şirket kaşesi."
"Yok" dedim.
"Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?"
Buna rağmen evi aramaya devam ettiler.
Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk.
Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu.
Bir noktada polise:
"Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum.
Polis:
"Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi.
Bunu duyunca kızlarım daha da korktu.
"Ne cinayeti?" dedim.
"Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi.
O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi.
Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum.
Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm.
Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi.
Daha sonra tekrar aramama da izin verdi.
Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum.
Ben evden bu şekilde ayrıldım.
Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum.
Akşam geri döneceğimi düşünüyordum.
Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük.
Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Fakat içeri girince asistanımı gördüm.
"Canan, sen neden buradasın?" dedim.
"Beni de aldılar" dedi.
Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı.
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi.
Sonrasında artık orada yaşamaya başladık.
Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız.
Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu.
Gün mü gece mi anlamıyordunuz.
Bir gün kadın polis memuru geldi.
"Arama yapılacak" dedi.
Bizi sıraya dizdiler.
Sonra beni küçük bir odaya aldılar.
Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım.
Memur:
"Üstünü çıkar" dedi.
Çıkardım.
Sonra:
"Altını da çıkar" dedi.
Şaşırdım.
Ama çıkardım.
Ardından:
"İç çamaşırını da çıkar" dedi.
Ne olduğunu anlayamadım.
Ama söylediklerini yaptım.
Sonra:
"Çömel" dedi.
Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi.
O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk.
Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti.
O kadar yabancıydık bu sürece.
Sonrasında tutuklandık.
Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik.
Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi.
İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor.
Ama olabiliyormuş.
Her şey insana dair.
Cezaevine geldiğimizde bize:
"Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler.
Buna çok sevindik.
Ancak daha sonra müdür geldi ve:
"Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi.
Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler.
İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik.
Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum.
Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım.
Fatoş'un sesini duyuyordum.
Çok ağlıyordu.
Bir şey olacak diye korkuyordum.
Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti.
Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu.
İlk gecemiz böyle geçti."
Derin Yoksulluk Ağı olarak sahada gördüğümüz gerçek şudur: Yalnız anneler için nafaka, bir refah aracı değil, kira, fatura, gıda, okul beslenmesi, ulaşım, odun, kömür, ilaç ve “güvenli” bir yaşam için çoğu zaman yeterli olmasa da hayati bir eşiktir. #Nafaka@yoksulluk_ag
Yerebatan Sarnıcı’nı İBB’den alıp Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesine karşı yapılan itirazı değerlendiren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdare Dava Dairesi, Yerebatan Sarnıcı’nın devrine ilişkin işlemin yürütmesini durdurdu.
Murat Taylan: 3 Haziran’da aklında olmayıp, hatırlayamadığı ve söyleyemediği bir şeyi, 24 saat sonra birden hatırlıyor. Bir anda jeton düşüyor ve olaylar son derece ayrıntılı hâle geliyor.
Bu iş sizde hiç şüphe uyandırmıyor mu? “Bu nasıl bir saçmalık?” demiyor musunuz?
Düne kadar hiçbir şey hatırlamıyorsun, bakın hiçbir şey. Sonra da “Hayal meyal hatırlıyorum, orada birisi vardı galiba” demiyor. Bir anda; “Saat 14.18’di, Ahmet ile Mehmet oradaydı, hava çok güneşliydi, alnından ter damlıyordu, elini cebime uzattı, sağ cebimden aldığı 300 liranın 200 lirasını...” diye son derece ayrıntılı bir anlatım ortaya çıkıyor.
Anlatabiliyor muyum? Muhittin Böcek de öyle hatırlamış. Ve Ferdi Zeyrek’i de olayın içine katmış. Şahit olarak da Ferdi Zeyrek’i göstermiş.
Peki Ferdi Zeyrek nerede? Ferdi Zeyrek toprağın altında.
"...kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne
ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne..."
Hakkın peşinde halkın yararını gözetenlerin mapusluk makus kaderi olmuştur bur topraklarda. İsmail Arı da bundan ari değil.
Yanındayız İsmail Arı'nın.
5 Haziran'da ilk duruşması var. Bir an evvel özgürlüğünü istiyoruz.
📍Ankara
Anayasa Mahkemesi’nin boşanmada süresiz nafaka düzenlemesine ilişkin iptal kararını tanımıyoruz.
Nafaka hakkımıza dokundurtmayacağız demek için Adalet Bakanlığı’nın önündeyiz.
🗓️ 5 Haziran Perşembe, 18.30
📍 Adalet Bakanlığı Önü ( Atatürk Bakanlığı Önü, MEB yanı)
İşçiler maaşlarını almak için aylardır direniyor. Evet, sadece maaşlarını almak için.
2026 yılında Türkiye'nin gerçeği bu. Biz daha iyi ücretleri, daha iyi çalışma koşullarını, daha iyi yaşamayı, yani hep daha fazlasını istemedikçe, şükrettikçe, daha azıyla yetindikçe onlar emekçilere maaş bile vermeyecek noktaya geldiler. Daha fazlasını istemedikçe daha azına mahkum oluruz.
Madem siz bize hakkımızı vermediniz, biz almaya geliyoruz...
Yarın saat 10.00'da Tekirdağ Namık Kemal Yaypet Dinlenme Tesisleri'nden yürüyüşe başlıyor, saat 14.00'de Kiremitçiler Grup Ofis önünde toplanıyoruz.
#KiremitçiyeHuzurYok
Berkin Elvan'ın annesi Gülsüm Elvan: "Bugün yine abluka altındayız. Mutlaka bir gün bu ablukayı yıkacağız, Gezi'deki evlatlarımızı karanfillerle anacağız!"
Panel📢 Ortadoğu ve Dünyada Savaşın İçinde Kadınlar!
Hediye Levent ve Hale Gönültaş ile savaş ortamlarını kadın bakış açısı ile konuşacağız. Fatma Nevin Vargün moderatörlüğünde…
6 Haziran 2026 Cumartesi
14:00-17.00
Bülent Ecevit Kültür Merkezi
Sözler havada kaldı, paraları yatmadı!
Doruk Madencilik işçileri bugün yeniden eyleme başlıyor.
Madencilerin Ankara'ya ulaşması için sağlanan otobüsler üçüncü kez iptal ettirildi!
https://t.co/uWeynNzSWX
“Gezi Ruhu” 13’üncü yılında, bizlere toplumsal muhalefetin nasıl güçlü bir demokratik dalgaya dönüşeceğini söylüyor: Her toplumsal ve siyasal hareketin kendini göreceği özgürlükçü ve çoğulcu bir aradalık…
Bu günleri dayanışmayla hep birlikte aşacağız. Anayasa’yı askıdan indirip, hukuku ve kurumları yeniden ayağa kaldıracağız. Cumhuriyetimizi demokratikleştirerek eşit ve özgür bir Türkiye yürüyüşümüzü sürdüreceğiz.
Gezi’de yitirdiklerimize milyonlarca Gezicinin sözü olsun.
İsmail Arı'dan 5 Haziran'da görülecek duruşmasına çağrı
“Çok büyük bir hukuksuzlukla ve eziyetle karşı karşıyayım. 5 Haziran’da haber alma hakkınıza, gazeteciliğe ve demokrasiye sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın”
https://t.co/7DiOX1WS7z
Gezi 13 yaşında.
13 yıl önce halk, yaşamına ve kentine sahip çıkmak için sokağa çıktı. İktidarın baskılarına, yasaklarına ve halkın iradesini yok sayan politikalarına karşı "buradayız" dedi.
Bugün de halkın iradesine yönelik müdahalelerle, demokratik hakları hedef alan saldırılarla karşı karşıyayız. Halkın iradesini yok saymaya çalışanlar, demokratik kurumları i��levsizleştirenler bilsin ki bu ülkede eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesi dimdik ayakta, sürüyor hâlâ.
Gezi'nin mirası yalnızca hatıralarda değil; hakları için mücadele edenlerde, dayanışmayı büyütenlerde, yaşamlarına,özgürlüklerine, iradelerine sahip çıkanlarda yaşamaya devam ediyor.
Umutsuzluğa kapılma! Gezideki ağaçlar duruyor hâlâ.
GEZİ TUTSAKLARINA ÖZGÜRLÜK ✊
Can Atalay
Çiğdem Mater
Tayfun Kahraman
Mine Özerden
Osman Kavala
Bu toprakların tanık olduğu en haklı en kitlesel ve meşru toplumsal itiraz dalgasının, şanlı 2013 Haziran direnişinin sorumlusu olarak haksız yere mahkûm edildiler. Onlardan birer "ibretlik" yaratmaya çalıştı rejimin yargısı.
AYM kararlarına rağmen de hâlâ zindanda tutuluyorlar.
#GeziDirenişimizOnurumuzdur
#GeziTutsaklarınaÖzgürlük
🟥Datça’da eski hastane arazisinin özelleştirilmesine karşı imza kampanyası başlatıldı: “Toplum yararına olan bu alanın ticarileştirilmekten kurtarılmasını talep ediyoruz”
@MucepD
Haberin detayları için tıklayın👇
https://t.co/69VnwRKi5o
Topraklarımızı bir şirkete karşı savunduğu için 42 gün tutuklu kalan Esra'mızın haksız yargılaması sürüyor!
Tüm Türkiye'yi köylülerimizin yanında olmaya, TOPRAKLARIMIZI SAVUNMAK SUÇ DEĞİLDİR demeye, dayanışmaya çağırıyoruz.
Alnımız ak, başımız dik, mücadeleye devam!
gezi.
belki de hayatımızın en mutlu günleri.
birçok şey öğretti, yaşayanlar için hiçbir zaman unutulmayacak.
hiç görmeyen genç kuşak için de güzel özet.