Moldova Anayasa Mahkemesi, Gagauz Özerk Bölgesinin seçim yapma ve bölgesel yöneticileri atama yetkisini elinden aldı.Batı yanlısı Moldova Hükümeti Rusya yanlısı Gagauzya'nın özerkliğini adım adım bitiyor. Moldova Romanya'yla birleşme öncesi Gagauzya meselesini bitirmeye çalışıyor
Kesinlikle doğru. Öncelikle anlaşılmayan en önemli husus "paradır para". O dönemler bir çok istek vardı ama bütçe buna uygun değildi, dolayısıyla gerçekçi şekilde yapabileceklerimizi önceliklendirdik.
2000li yıllardan sonra en önemli ve bu iktidarın, daha doğrusu Cumhurbaşkanının, iyi yaptığı hususlar:
1- İrade ortaya koymak ve fikri takibat. Sayın Erdoğanın belki de en önemli özelliği, bilmediği bir konuyu bile enine boyuna sorup araştırdıktan sonra, bu işin olup olmadığını sürekli takip etmesidir. Belki de bugün en büyük sorun burada, çünkü yeni sistemde etrafı sürekli "alkış tutan ama bence her zaman doğruyu söylemeyen" bir ekip tarafından doldurulmasıdır. Bu maalesef işleri çoğu zaman yavaşlatarak hamasete çeviriyor. Allah'tan, aradan epey zaman geçtikten sonra olsa bile, sayın CB olayı başka yönüyle ve dürüstçe anlatan kişilere de bunu yine soruyor ve bu sayede geçmişte ekonomi yönetiminde değişikliğe gittiği gibi, bazı savunma sanayi şirketlerinin başındaki bol keseden vaatler veren insanları da görevinden tak diye attı.
2-2000 öncesi yaşanan mali krizler sebebiyle bir türlü bulunamayan bütçeler, 2000lerin başında, gerek IMF'nin katı dayatması, gerek Kemal Derviş'in bıraktığı anlaşmalar sebebiyle, gerekse de o dönem hukümetin bütçe dengesi, mali disipline daha fazla dikkat etmesi, hızla bize dışarıdan ve içeriden sıcak para girişini sağladı. Bunun üstüne ayrıca dünya finansal krizi sonucu ucuzlayan dolar, AB'ye üyelik perspektifi, bir anda finansmanı kolay kıldı.
Şimdi gelelim Arda hocanın haklı olduğu meseleye. Dünyanın hiç bir ülkesinde, sıfırdan ben motor yapıyorum diye yola çıkamazsın. Uçak yapıyorum diyemezsin. Bu hamaseti diyen ve sonucu hüsran olan yığınla ülke var, örneklerden bir tanesi Hindistan. 70'li yıllarda o dönemin "millici" furyasına katılarak, savaş uçağı ve motor projelerine başladı. Indira Gandhi'nin iddiasıyla, 80li yıllarda dünyanın en büyük savunma sanayi ülkelerinden birisi olacaktı. Sonuç, Kavieri motoru 40 yılın sonunda halen testlerde havaya uçuyor. Tejas savaş uçağı ise, Ruslar ve Fransızların onca yardımına rağmen, isterleri 2026 yılında ancak 60% karşılıyor, yerlilik oranı ise ancak 55% seviyesinde.
Peki neden? Çünkü yüksek teknoloji gerektiren ve hata payı çok az olan alanlarda çalışabilmek için, öncelikle senin insan kaynağına ve tecrübeye ihtiyacın var. Aslında hayatın her alanında böyledir ama savunma sanayii gibi çok kritik teknolojik işlerde, bu daha da önem arz ediyor.
Dolayısıyla eskiden beridir bu işler devam ediyor iddiası, 1970lerde, 80lerde bizim bir savaş uçağımız vardı, İHA'mız vardı meselesi değil, iyi niyetli kimse bunu iddia etmiyor. Ama o dönem, kısıtlı imkanı olan ülke, yukarıda verdiğim hamaset dolu Hindistan örneklerinden farklı olarak, daha ayakları yere basan ve geleceği düşünerek hareket eden bir planı uygulamaya koydu:
1-Önce savunma sanayi şirketleri kuruldu. Yani mühendis istihdam edilerek bir yerden başlandı.
2-Sonra var olan envantere bakım tecrübesi toplandı.
3-Daha sonra lisans altında üretim yapıldı, üretim prosesleri tecrübeleri toplandı (örneğin F-16 üretimi gibi)
4-Hem içeriye, hem dışarıya parça üretimi yapıldı.
5-Daha ufak ve daha az kritik olan ihtiyaçlar, tüfek, telsiz gibi ürünler tamamen özgün geliştirilip üretilmeye başlandı.
6-Özgün parça üretimine ve dışarıya satılmasına başlandı. (Bu maddede artık 2000li yıllara gelinmişti ve AKP'nin ilk dönemine denk geliyor.)
7-Ortak üretim projelerine girildi (F-35, Atak helikopteri)
8-Küçük ve orta ölçekte ihyiyacımız olan özgün ve milli ürünler yapıldı.
9- Son aşama olan, Kaan gibi, Hürjet gibi, Tayfun gibi majör platform ve ürünler çıkmaya başladı.
Yani sen, ben artık 5. nesil savaş uçağı üreteceğim dediğinde, elinde yetişmiş yüzlerce mühendis, tecrübe kazanmış elemanın vardı ve bunların yanına yetişmesi için koyduğun binlerce genç mühendis.
Konu eğer bitmiş ürünlerin iktidar tarafından reklam edilmesiyse, bu gayet doğal. Ama bunu yaparken geçmişi ezip geçmeyelim!
DUYURU
08 Mayıs 2026 Cuma günü 13.00 - 17.00 saatleri arasında;
Planlı ve kontrollü uçuş kapsamında, notam içindeki güzergâhları takip edecek uçakların, Ankara üzerinden iniş için Esenboğa Havaalanı’nı kullanacağı ve “ses hızının üzerinde” uçuş gerçekleştireceği bildirilmiştir.
Yapılacak olan planlı test uçuşu esnasında “ses hızının üzerine” çıkılması nedeniyle oluşabilecek yüksek düzeyli ses dolayısıyla, herhangi bir telaş ve tedirginlik yaşanmaması için konu vatandaşlarımızın bilgisine sunulur.
ASELSAN'ın "Bulut Tohumlama" İşinin aslı şöyleymiş;
Sordum: 90'dan fazla ülkeye ihracat yaptıklarını, bu kapsamda pek çok ülkenin uçak helikopterlerini de modernize ettiklerini ve platform üreticilerine aviyonik sistem sağladıklarını söylediler. Bulut tohumlama teknolojisi ile ilgili bir projelerinin olmadığını, yurtdışında bulut tohumlama uçağı geliştirme çalışmaları kapsamında Aselsan olarak aviyonik sistemleri sağladıklarını aktardılar. Yani ASELSAN fiilen bulut tohumlama filan yapmıyor. Aselsanın raporunu doğru okuyup doğru aktarın lütfen...
🇹🇷🇮🇹
@Leonardo_live plans MUM-T tests with M-346F and KIZILELMA in 2026.
The demonstration will pair a manned M-346F light combat aircraft with two KIZILELMA unmanned fighters, showcasing crewed-uncrewed teaming for future air combat concepts. @lba_systems@BaykarTech
https://t.co/4ryrnItMfR
İsrail yıllarca nükleer silah sahibi olup olmadığını (ABD ve Batının desteği ile) cevapsız bırakıp başka ülkeleri her an çılgınlık yapabilecek sınıfında gösterdi. İran saldırısı gösterdi ki İsrail o çılgınlık listesinin en başına Kuzey Kore'nin de üstüne yazılmalı.
Milli teknoloji hamlesinin öncü ismi merhum Özdemir Bayraktar’ın yaşamını ve insansız hava araçları vizyonuyla taçlanan başarı öyküsünü yansıtan “Özdemir Bayraktar: Bu dünyadan bir AKINCI geçti” belgeseli, 21.00'de Tabii ve TRT Belgesel’de!
🚀Türkiye’nin havacılık ve uzay ekosistemi HAB 11 yaşında!
Kurulduğumuz günden bu yana üretim kapasitesimizi artırarak yerli ve milli teknolojinin güç kaynağı olmaya devam ediyoruz.🇹🇷
-2030’da 12 milyon metrekarenin üzerinde sanayi ve Ar-Ge alanı büyümesi hedefliyoruz.
-Savunma sanayisinde her 4 çalışandan 1’i HAB’da! Hedefimiz istihdamımızı 25 binlerden 70 binlere yükseltmek.
Hep birlikte büyümeye, üretmeye ve ekositemimizi güçlendirmeye devam edeceğiz.
Detaylar AA ile röportajımızda 👆🏻
Dün gece Ankara şehir merkezinden bile kuzeyin hafif kızardığı görüldü. Kızarıklık yüksek proton akısı kaynaklı.
Beypazarı’ndan muhteşem görülmüş. 👀Özellikle sabah 4 sularında başlayan yeşil plazma muhteşem… 😍
Bu gece de kutup ışıkları tahminen tüm Türkiye’den gözlenebilir.
Kıymetli Hocama burada katılamayacağım.
Burada yeni, sürpriz bir şey yok. F-35 başından beri böyle bir projeydi zaten. F-35 bir NATO ve NATO dışı ülkeler için de Amerika önderliğindeki, onayındaki operasyonlarda kullanılacak bir uçak projesiydi.
Hatta, daha da ileri götürelim
SIPRI Top 100 arms producers see combined revenues surge as states rush to modernize and expand arsenals. The arms revenues of the SIPRI Top 100 companies totalled $679 billion in 2024, +5.9% from 2023. New #SIPRI data on the #ArmsIndustry available now ➡️ https://t.co/6ctNQvSEVB
#SIPRI #ArmsIndustry #Top100 #DisarmamentNow #Peace #Security @UNIDIR@anticorruption@nuclearban@Reuters@AFP@nytimes@Sverigesriksdag
KAAN ve motor arayışında son durum:
• SSB Başkanı Haluk Görgün, Anadolu Ajansının sorularını yanıtladı
• KAAN seri üretimi yabancı değil yerli motor üzerinden planlandı. KAAN'ın ana motoru TF35000 ve yardımcı güç ünitesi APU60 için geliştirme faaliyetleri başarıyla devam etmektedir
• KAAN teslimat takviminde gecikme bulunmamaktadır
• KAAN'ın geleceği hiçbir şekilde tek bir ülkenin motoruna bağlı değildir. Biz mühendislerimize güveniyoruz. TF35000’in seri imalat süreci planlandığı şekilde devam ediyor
• KAAN prototip uçaklar için gerekli tüm motorlar tedarik edilerek Türkiye’ye teslimatları tamamlandı. Prototip uçaklarımızın üretimi son hızla devam etmektedir
• Hava Kuvvetleri Komutanlığımıza teslim edilecek ilk blok belli sayıda KAAN seri uçaklarımız için ihtiyaç duyulacak motor tedarikine ilişkin ABD’ye resmi başvuru süreci tamamlandı
• KAAN uçağımızın 6. nesil üst düzey yetenekler kazanması için ihtiyaç duyduğumuz yerli motorumuzun geliştirme faaliyetleri planlandığı takvimle devam etmektedir. Bu aşamada yabancı farklı bir alternatif arayışımız söz konusu değildir
• İhtiyaç olması durumunda ilk blok için motor değişikliği yapılması imkan dahilindedir. Böyle bir durumda önemli bir takvimsel dezavantaj yaşayacağımızı düşünmüyorum. Nihai seri üretim uçaklarımız yerli motorla uçacak
• Yerli motor projesinde bir gecikme söz konusuydu, ilk ele aldığım konu bu oldu. Şimdi sorumluluklar ve takvim net. Sorumluluk alan tüm şirketlerimiz vazifelerini zamanında yerine getiriyor. Geçtiğimiz 2 yılda çok önemli yol katedildi
• Endonezya’ya ihraç edilmesi planlanan 48 adet beşinci nesil KAAN savaş uçağı, ABD menşeli motorlarla değil, milli motorlarımızla güçlendirilecektir
#SavunmaSanayi @halukgorgun #KAAN @TUSAS_TR @TRMOTOR @TEI_TUSAS
https://t.co/Ny8w1vM56f
⭐ Euro NCAP: Togg earns five-star debut with T10X and T10F ⭐
New Turkish car brand @togg2022 has arrived on the European scene with its first two electric models, the T10F and T10X, both earning five-star ratings. 🇹🇷🔋
https://t.co/cq8ZriyRSU 🚗
#forsafercars#togg
Süveyş krizinde büyükelçimizi çektik, protesto ettik, aradaki limoni ilişkilerimiz ancak 1963'de toparlandı ve tekrar elçi atadık.
Aradan fazla zaman geçmeden, 67'de Altı gün savaşında Kudüs işgali sonrası, BM çatısı altında İsrail'in davranışını kınayan ve derhal işgal ettiği yerleri terk etmesi için gerçekleşen oylamanın öncülerinden birisi Türkiye oldu. Keza 1973 Yom Kippur savaşı sırasında, Türkiye ABD'ye açıkça kendi sınırları içinden Israil'e yardım etmesini yasakladı/engelledi ama aynı zamanda Arap ülkelerine silah taşıyan Sovyet uçaklarına hava sahasını açık tuttu.
242 no'lu BM güvenlik kararı ışığında, Türkiye hiç bir zaman 1967 sonrası İsrail'in elde ettiği toprakları tanımadı, bunun altını çizdi ve İsrail'i o topraklarda işgalci olarak tanımladı, terk etmesi için çağrıda bulundu. Uzun yıllar yine elçilik düzeyine çıkamamış, ancak Ocak 1980 gibi tekrar elçi atanmıştır. Ancak bu da uzun sürmemiş, aynı yıl içinde İsrail'in tek taraflı olarak Kudüs'ün tamamını başkent ilan etmesi, Türkiye'nin askeri iktidarı tarafından tepkiyle karşılanmış, ilişki seviyesi ikinci katip seviyesine indirilmiştir.
Türkiye'de nedense hayatının tamamı sadece biraz 90'lar, geriye kalanı da 2000'lerin sosyal medyasından ibaret olan bir çok insan, sanki geçmişte İsrail ile ilişkilerimiz hep "über süpermiş" gibi bir hikayeden bahsediyor, ama bu yanlış algı tamamen 90'lı yılların konjönktürü ile ilgilidir. 90'lı yıllarda Türkiye'nin İsrail ile iyi ilişkilere sahip olmasının sebebi ya da önünü açan mesele, yine 90'lı yılların başında İsrail'de Itzhak Rabin öncülüğünde barış görüşmelerinin yürütülmesi, Oslo anlaşması gibi bölgede umut vaat eden gelişmelerin olması ve bununla beraber, kısmen körfez Arap ülkelerini de yumuşatan tavır olmuştur.
Ancak bu flört fazla sürmemiş, Itzhak Rabin'in öldürülmesi, yavaşça tekrardan İsrail'de aşırı sağın yükselişi, Türkiye'nin iyi niyetli arabulucu çabalarına rağmen, 2008 yılında İsrail'in Türkiye'ye yalan söyleyerek, dökme kurşun operasyonunu başlatması, yeniden Gazze'yi abluka altına alması, bizi 2009 yılındaki Davos krizine götürmüştür.
Ondan sonra Mavi Marmara meselesi, 2015 yılında İsrail'in bizim F-35'e karşı lobi çalışmalarını kongre nezdinde başlatması, Arap baharının sonuçları ve bir çok farklı konunun da eklenmesiyle, sorunlar bugüne kadar gelmiştir. Hükümetin yanlış bazı dış politika hamleleri, özellikle Arap baharı sürecinde, tartışılmaz bir gerçek. Ancak buna rağmen, belkide tarihin en oportünist dış politikasına sahip hükümetiyle bile İsrail'in anlaşması mümkün olmamıştır. Bu süreçler içerisinde, Türk dış politikası defalarca ilişkileri yeniden inşa etmek için çaba göstermiş, ancak İsrail'in bölgedeki fütursuz tavrı, her defasında zorlamıştır.
Dış politika yorumlayan bir çok insan da ben ülkemizde şu tavrı görüyorum: Bazı ülkeler hakkında gösterdikleri pozitif tavrı, nedense başka ülkeler için göstermiyorlar. Meşhur ve Lord Palmerston'a atfedilen ''İngiltere'nin ebedi dost ve düşmanları yoktur, değişmez çıkarları vardır" sözlerini sürekli vurgularken, aynısını örneğin başka bir Ortadoğu ülkesi için belirtmeleri neredeyse imkansız oluyor.
Evet, devletler insanlar gibi duygusal bakamaz olaylara. Çıkar meseleleri çok önemlidir, ancak dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile kamuoyu algısı, baskısı ve buna göre hareket edildiği de bir gerçektir. Siyaset öyle "devlet politikası böyle" diyemiyor her zaman. ABD'nin bile son 20 yılda bazı ülkelerle ilişkileri sebebiyle ne kadar savrulduğu gözümüzün önünde.
Kaldı ki, hadi içerideki algıyı ve tepkiyi bir kenara atalım, bugün batı dünyasında bir kaç ülke hariç, onların da sadece siyasi elitleri, dünyada İsrail'in bu yaptıklarına herkes ayağa kalkmış durumda. Böyle bir serüvende, nerede nasıl ilişkileri devam ettireceksin?
Yani o "ulus devleti" muhabbeti falan hikaye. 21 kez gittiğim, onlarca bürokrat ve asker tanıdığım, iki tarafı da çok iyi bildiğim bir ülke. Ben bile artık tahammül edemiyorum. İsrail'in dostu veya müttefiki olmaz!