Adam hakkını savunuyor, millet gülüyor.
Millet öyle bir ahlaki çöküşe girmiş ki artık hiçbir şeyi ciddiye almıyor.
Hak yemek normalleşmiş, hakkını savunan ise “anormal” olarak görülüyor.
Gençler için gerçekten üzgünüm.
Bu toplumun toparlanması çok zor.
Ama şunu da bilin; eğer “sayfiye yerde kapalı kutu bir hayat yaşamayacaksanız, nereye giderseniz gidin, dünya da aynı hale geldi.
Yani değişen pek bir şey olmayacak.
Zaten öyle bir yaşam istiyorsanız,
Türkiye’nin sayfiye yerleri dünyanın en güzelleri arasında.
Siyasi olarak hedef alındım, iftiralarla tutuklandım.
30 yıllık ezberi bozduğumuz, seçimi kazandığımız, kazandıktan sonra da Beyoğlu Belediyesi’ni Türkiye’nin en başarılı ilçe belediyelerinden biri haline getirdiğimiz için hedef alındım.
Ben bunu tek başıma başarmadım. Tamamı Beyoğlu sevdalısı Beyoğlu’na adanmış bir ekiple çalıştım.
Bugün bana en yakın çalışan özel kalem müdürüm, şoförüm, korumam da tutuklu. Bazıları okul çağındaki evlatlarından, kimisi ise yeni evlendiği eşinden ayrı düştü. Adaletsizliğin ateşi, bir sürü güzel kalbi yakıp kavurdu.
Arkadaşlarım, sabah işe gelip akşam çıkan insanlar olmadılar. 24 saat Beyoğlu için fedakarca çalışan, işini gönülden yapan, aldığı maaşın her kuruşunu sonuna kadar hak eden, temiz insanlardır.
Gecekondularda büyümüş, sokakta yetişmiş, fırtınalara direnmiş bu ekip, bu ayazı da sapasağlam atlatacak.
Siyasi hırsla, pırıl pırıl çalışma arkadaşlarıma ve ailelerine çektirilen cezayı ise tarih yazacak. Adalet tecelli ettiğinde, bu haksızlığa alet olanlar insan içine çıkamayacak.
Toprağından güç alıp boy vermiş yemyeşil bir ağacın dallarını kırmak istediler.
Ancak, biz Beyoğlu’nun ta kendisiyiz. Bizim kökümüz gibi gövdemiz de kuvvetlidir.
İnan Güney
Silivri
Fatih Altaylı’nın gözaltına alınması çok açık bir suç faaliyetidir. Montajlanmış bir video ile önce iftira atıldı. Videonun tamamı izlendiğinde bu iftira çok açık görülüyor. Sonra linç kampanyası başlatıldı. Her dönemin tetikçisi mahluklar sahneye sürüldü. Ve savcılık bu iftirayı bilmesine rağmen Fatih Altaylı’yı gözaltına aldı. Bu kumpasta rol alanların tamamı yasalarda açıkça belirtilen suçları işledi. Türkiye ya ‘Sultanım’ diyenlerin çiftliği olarak çürüyecek ya da eşit, özgür ve adil bir cumhuriyet inşa edeceğiz. Başka yol yok.
Sayın Sendika Yetkilileri,
Meydanlarda, megafonlarda yüksek sesle söylediklerinizi dinledim. Sizleri anlıyorum, 2024 yılının Mart ayında, seçime beş gün kala yapılmış bir sorumsuzluğun giderilmesini istiyorsunuz, başka bir sendikaya verilmiş hakları talep ediyorsunuz. Haklısınız, biz de bu haksızlığı gidermek istiyoruz. Ama Belediye olanakları içinde makul bir sürede olmak kaydı ile.
Her mesajımda sizi defalarca kez masaya davet ettim, her söylediğiniz sözü sineye çektim, diyaloğa çağırdım. Anlaşmazlıklar olur ve mutlaka çözülür, ama hayatta bazı anlar, bazı gaflar tarihe kazınır.
Dediniz ki, Cemil Tugay’la Hamza Dağ arasındaki oy farkına bakın, biz ailelerimizle 500.000 kişiyiz hesabı ona göre yapın. Yapalım Sayın Yetkili, İzmir halkı da yapacaktır bu hesabı. Ama siz de tarihe düştüğünüz notun hesabını yapın, sendika üyesinin oyunu, siyasi düşüncesini tahvil ettiğiniz yere bakın, parası iktidarca bloke edilmiş sosyal demokrat bir belediyenin işçisi için kullandığınız dile bakın ve hesabınızı ona göre yapın.
Benim hiçbir çalışma arkadaşım alacağı maaşa göre siyasi duruşunu belirlemez, insanlık onurunu kimsenin hesaplarına da tahvil etmez. Lütfen içinde bulunduğunuz kurumların sorumluluğunu ve ağırlığını taşıyın.
Yani diyor ki! “Tutukladıklarımıza atfettiğimiz suçlamalar, hikaye! Her kim ki CB olmak ister, aynı kumpasları kurarız. Asıl mesele o koltuktan kalkmamak.”
Siz ne iş yaparsınız @Turkcell@VodafoneTR@TurkTelekom 2 yıl önce 50 binden fazla insanı kaybettik. Günlerce ulaşamadık kimseye. Bugün de hatlar anında gitti. Hiç mi hazırlık yapmadınız be?
Aziz milletim, sizden istirhamımdır. Lütfen bunları görün ve paylaşın.
Yokluğumu fırsat bilip "Kanal İstanbul" denen rant ve talan projesi uğruna Avrupa Yakası’nın en önemli su kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı’nın etrafında 24 bin konutun inşaatını başlattılar.
Bu kez alelacele TOKİ'yi devreye almışlar. Dozer ve iş makinelerini mutlak koruma alanının içine, suyun dibine kadar sokmuşlar.
İBB’nin ve İSKİ’nin resmi uyarılarını dikkate almadıkları gibi Cumhurbaşkanlığı kararıyla Sazlıdere Barajı’nın içme suyu kullanım oranını %100’den %0’a indirmişler. Bunu hiç utanmadan kamuoyundan saklayıp, İSKİ’ye bile bildirmemişler.
Şunu herkes anlasın ki, bizim gözbebeğimiz İstanbulumuz’da feda edilecek bir tek damla su kaynağımız yok. Bu haksız, hukuksuz ve fırsatçı yaklaşımla mücadeleyi asla bırakmayacağız.
Sizin iklim değişikliği ve çevre koruma konusunda zerre kadar samimiyetiniz olsaydı, İstanbul’un su kaynaklarına böylesine saldırmazdınız.
Hukuka, ekonomiye, demokrasiye verdiğiniz zararın yanına çevreye, İstanbul'un su kaynaklarına verdiğiniz zararı ekliyorsunuz. Tüm dünyanın cebelleştiği, yeni yol ve yöntemler aradığı iklim krizine bir kriz de siz ekliyorsunuz.
Hemen vazgeçin bu rant ve talan projesinden. Millet sizi zaten gönderecek bari gitmeden toprağa, suya, havaya daha fazla zarar vermeyin.