Batı Trakya’daki varlığımızın ve millî kimliğimizin en cesur sesi Dr. Sadık Ahmet’i vefatının 31’inci yılında rahmet ve hürmetle anıyorum.
O, “Türk” kelimesini söylediği için mahkûm edilmişti. Bugün aynı kelime, Batı Trakya’nın her köyünde, her cemaatinde yaşamaya devam ediyor. Aziz mirasını taşıyan soydaşlarımızın yanında olmayı Türkiye her şartta sürdürecektir.
Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması bir statü değişikliği değil, hukuka aykırı bir işlemin ortadan kaldırılmasıdır.
Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesiyle cami olarak vakfedilen ve tapuda “Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adıyla kayıtlı bulunan mabed, 1934’te bir Bakanlar Kurulu kararıyla asli tahsis amacından çıkarılmıştı. 10 Temmuz 2020 tarihli yargı kararı, seksen altı yıl süren bu hukuka aykırılığa son verdi.
Altı yıl önce kılınan ilk Cuma namazında bulunan ve o günün şahitlerinden biri olarak diyebilirim ki;
minarelerden yükselen ezan, yalnızca bir kapının açılışı değil, bir milletin hafızasının kesintiye uğratılamadığının delili idi. Bu iradeyi ortaya koyan Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’a şükranlarımı sunuyorum.
Ayasofya’nın vâkıfının şartı üzere ebediyen cami olarak kalmasını niyaz ediyor, Cenâb-ı Hakk’a hamd ediyoruz…
Bugün, edebiyat ve fikir dünyamızın müstesna isimlerinden Rasim Özdenören'in aramızdan ayrılışının dördüncü yıl dönümü…
Hukuk tahsil etmiş, fakat asıl mesaisini kelimelerin sıhhatine ayırmış bir yazardı.
Kafa Karıştıran Kelimeler'de, ödünç alınmış kavramlarla kurulan bir düşüncenin er geç sahibini yanılttığını anlatır. Müslümanca düşünme üzerine yazdıkları da aynı yerden doğar: mesele fikirlerin değiştirilmesi değil, düşünme tarzının yeniden kurulmasıdır.
Hikâyeciliğiyle olduğu kadar bu dikkatiyle de kalıcı oldu.
Rahmetle anıyorum.
Erzurum Kongresi'nin 107. yıl dönümü.
23 Temmuz 1919'da Erzurum'da alınan kararlar bir mukavemet programı olmakla kalmadı; yeni bir meşruiyet zemini kurdu. "Kuvâ-yı milliyeyi âmil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak" ifadesi, İstiklâl Mücadelesi'nin siyasî esasını tek cümlede tarif eder. Aynı beyannamede Meclis-i Mebusan'ın derhal toplanması ve hükûmet icraatının meclisin denetimine sunulması talep edilmiştir. Erzurum'dan Sivas'a, Misak-ı Millî'den 23 Nisan 1920'ye uzanan çizginin ilk halkası buradadır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kongre delegelerini ve İstiklâl Mücadelemizin bütün kahramanlarını rahmetle anıyorum.
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.
Değerli dostum, kıymetli ilim adamı Prof. Dr. Hilmi Demir'in vefat haberini derin bir teessürle aldım.
Kelâm ve mezhepler tarihi alanındaki çalışmalarında Hanefî - Mâtürîdî geleneğin ve Millî irfanın itidal ölçüsünü esas aldı; dinî düşüncede baş gösteren ifrat eğilimlerini bu ölçü içinden değerlendirdi. Meseleyi dışarıdan ödünç alınmış kavramlarla değil, kendi geleneğimizin ıstılahıyla konuşan bir ilim adamıydı.
Merhuma Allah'tan rahmet, kederli ailesine, talebelerine ve dostlarına sabır dilerim.
Bu fotoğraf babamın son doğum gününden…
Meğer birlikte kutladığımız son doğum gününmüş. Şimdi bakınca her şey yarım kalmış gibi geliyor konuşacaklarımız, kurduğumuz hayaller, yapacağımız yolculuklar, senden öğreneceğim daha nice şey…
Babalar seçilebilseydi, bin kere dünyaya gelsem bininde de seni seçerdim babam. Allahıma şükürler olsun ki senin evladın oldum, bu hayatta bana nasip olan en büyük şeref ve en büyük gurur oldu.
Bana bıraktığın yalnızca güzel hatıralar değil adın, duruşun, mücadelen, merhametin ve ömrün boyunca dokunduğun insanlar…
Her şey çok erken, çok ani ve çok yarım kaldı. Ama sana olan sevgim, gururum ve özlemim hiçbir zaman yarım kalmayacak.
Rabbim seni rahmetiyle kuşatsın, mekanını cennet eylesin.Seni çok seviyorum baba. Senin evladın olmaktan daima gurur duyacağım.
Kıbrıs Barış Harekâtı bir işgal değil, 1960 Garanti Antlaşması’nın Türkiye’ye tanıdığı hakkın ve yüklediği sorumluluğun gereğiydi.
Adayı ilhaka götürmek isteyen 15 Temmuz 1974 Yunan darbesine Türkiye’nin cevabı beş gün sonra, 20 Temmuz sabahı geldi.
Kıbrıs Türkü 52 yıldır hür ve güven içinde yaşıyorsa bunu aziz şehitlerimize, kahraman gazilerimize ve Mücahitlere borçluyuz; hepsini rahmet ve minnetle anıyorum.
Adada bugün iki halk ve iki devlet gerçeği vardır; mesele, bu gerçeğin dünyaca tanınmasıdır.
Kıbrıs Türk halkının 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlu olsun.
Dünya Kupası’nı kazanan İspanya Milli Takımı’nı tebrik ediyorum.
Bu şampiyonluk, Gazze’de yaşanan soykırım karşısında Avrupa’nın vicdanı olmayı göze alabilen bir ülkenin başarısı olarak ayrı bir anlam taşıyor. Sahada kazanan İspanya, insanlık vicdanında zaten kazanmıştı.
Herkes onu Hilmi Hoca olarak tanıdı. Öğrencileri hocası, dostları yol arkadaşı, memleket cesur bir ilim ve fikir adamı olarak bildi. Ben ise bütün bunların ötesinde, onun evladı olmanın gururunu yaşadım.
Babam on yaşında yetim kaldı. Taşranın imkansızlıkları içinden, kimsenin gölgesine sığınmadan okuyarak, çalışarak ve mücadele ederek çıktı. Yıllarını ilme, öğrencilerine ve memleketine adadı.
Hiçbir yere tepeden inerek gelmedi. Her adımını emeğiyle attı. Tehdit edildi, önüne engeller çıkarıldı, akademik hayatında türlü baskılarla karşılaştı fakat hiçbir grubun veya çıkar ilişkisinin gölgesine girmedi. Kendisine ait bir sözü, fikri ve istikameti oldu. Doğru bildiğini söylemekten çekinmedi konuşması gereken yerde susmadı, söylenmesi gereken sözü yutmadı.
Onun temel kaygısı devleti, milleti ve Türk gençliğiydi. Bu uğurda yalnız kalmayı da hedef gösterilmeyi de göze aldı. Çünkü onun için mesele bir makam, unvan veya şahsi hesap değil memleket meselesiydi.
Babam, yetimliğin, yalnızlığın ve gurbette tutunmaya çalışmanın ne demek olduğunu çok iyi bildiği için dara düşenin halinden anlardı. Çağrıldığı yere yüksünmeden giderdi. Konferans, seminer, söyleşi… Kimseden ücret talep ettiğini duymadım. Onun derdi bildiğini anlatmak, gençlere ulaşmak ve memleketin meselelerine dair bir iz bırakmaktı.
Ben de büyüdükçe babamın yalnızca bana ait bir baba olmadığını daha iyi anladım. Öğrencilerinin anlattıkları, dostlarının yazdıkları ve bugün onun için edilen dualar onun kaç insanın hayatına dokunduğunu gösteriyor. Kimi onda merhamet, kimi cesaret, kimi hocalık, kimi de zor zamanında uzanan bir el gördü. Ben ise hepsini bir arada gördüm.
Bazen ona duyduğum hayranlığı açıkça ifade edemedim. Bazen güçlü duruşunun ardında ne kadar yorulan bir kalp bulunduğunu yeterince anlayamadım. İnsan, babasını hep güçlü zannediyor. Sanki o hiç yorulmaz, hiç incinmez, hiç hastalanmazmış gibi geliyor. Oysa bugün, yıllarca memleketin ve insanların derdine kulak veren o güzel insanın derdine derman bulması için Rabbime dua ediyoruz.
Son günlerde ailece hayatımızın en zor imtihanlarından birini yaşıyoruz. Fakat babamın bütün ömrü boyunca gösterdiği mücadeleyi, en ağır zamanlarda dahi vazgeçmeyen iradesini biliyorum. Şimdi biz de onun yanında, aynı inanç ve sabırla bekliyoruz.
Babam bize dürüstlüğün, çalışmanın, ilme sadakatin, memleket sevgisinin ve kimseye boyun eğmeden yaşamanın ne anlama geldiğini gösterdi. Ben, Hilmi Demir’in evladı olmaktan dün de gurur duydum, bugün de gurur duyuyorum ömrüm boyunca da gurur duyacağım.
Rabbim, Şâfi ismi hürmetine babama acil ve kalıcı şifalar nasip etsin. Onu yeniden ailesine, öğrencilerine, dostlarına ve memleketine bağışlasın. Daha konuşacağımız çok mesele ve birlikte yürüyeceğimiz çok yol var babam.
@ProfHilmiDemir
Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu'nun açıklamasıyla kamuoyuna duyurulan gelişmeleri; Yunanistan Eğitim Bakanlığı'nın 2026–2027 eğitim-öğretim yılı öncesinde sekiz Türk azınlık ilkokulunu "öğrenci azlığı" gerekçesiyle kapatma kararını ve İskeçe Merkez Türk Azınlık İlkokulu'na kayıt yaptıran öğrencilerin kayıtlarının türlü gerekçelerle iptal edilmek istenmesini şiddetle kınıyoruz.
Yunanistan'ın sinsi ve öngörüsüz bir akla dayanan politika izlediğini, Batı Trakya'daki Türk varlığını azaltma ve asimile etme niyeti taşıdığını görmemek mümkün değildir. Ancak yüzyılı aşkın süredir bu küçük hesapların tutmadığını, Batı Trakya Türklüğünün çok daha zor zamanlarda ve şartlarda dahi varlığını koruduğunu, hatta güçlendirdiğini tarih bize göstermektedir.
Avrupa Birliği standartlarına şeklen bağlı bir devletin, "Türk" kelimesinden ve Türk varlığından duyduğu rahatsızlığı hukuki bir çerçeveye sığdıramadığı, bu sebeple müteaddit defalar Avrupa kurumlarınca mahkûm edildiği bilinmektedir. Buna rağmen Yunanistan, başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olmak üzere birçok Avrupa kurumunun kararlarını ve tavsiyelerini uygulamaktan da kaçınmaktadır. Altına imza koyduğu ve uymayı taahhüt ettiği başta Lozan Barış Antlaşması olmak üzere uluslararası metinlere uymasını beklemek beyhude gibi görünmektedir. Ancak kendi kararlarına uymamakta ısrar eden Yunanistan'a karşı Avrupa kurumlarının harekete geçmesini beklemek tabiidir.
Meclis Başkanlığımız sırasında, AGİT Parlamenter Asamblesi'nin dikkatini Batı Trakya'ya çekmiş, orada bir insan hakları incelemesi yapılması sağlanmıştı. Şimdi daha etkili ve kararlara uyulmasını temin edecek girişimlerde bulunulması gereklidir. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nun Avrupa ülkelerinde yaptığı insan hakları incelemelerinin bir benzerini, Batı Trakya'da yapması faydalı olacaktır.
Türkiye, Lozan'da "azınlık" olarak tanımlanan vatandaşlarımıza Anayasada gösterilen bütün hakları tanımış, hukuk düzeni karşısında eşit vatandaşlık esasını uygulamış; Lozan'daki mütekabiliyet esasını işletmeye tevessül etmemiştir. Dahası, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin 2008 tarihli Gökçeada ve Bozcaada kararındaki tavsiyelerin gereğini yaparak, yaklaşık yarım asırdır kapalı duran Rum okullarının yeniden açılmasına imkân tanımıştır. Biz Avrupa kurumlarının tavsiye kararlarının dahi gereğini yerine getirirken, Yunanistan bağlayıcı mahkeme kararlarını uygulamamaktadır. Ancak, soydaşlarımızın haklarına malik olmalarının yegâne yolu mütekabiliyet esasının uygulanması ise, bunu değerlendirmek en tabii hakkımızdır.
Batı Trakya Türklüğü yalnız değildir; Türkiye, soydaşlarının haklarının takipçisi olmaya devam edecektir.
Batı Trakya İskeçe Seçilmiş Müftümüz Ahmet Mete Hocamızı vefatının 4. yılında rahmetle anıyorum.
Ömrünü Batı Trakya Türklerinin haklarına, kimliğine ve inancına adadı. Zor şartlarda dik durdu, hiçbir baskı karşısında geri adım atmadı.
Kabri nur, makamı âli olsun.
15 Temmuz gecesi aziz milletimiz, tankların ve ihanetin karşısına çıplak elleriyle çıktı; hukuk düzenine, devlete ve kendi iradesiyle kurduğu iktidara canı pahasına sahip çıktı.
Millet o gece yapılan çağrıya tereddütsüz koştu. Çünkü Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın sesinde kendi sesini, devletin değerlerinde kendi değerlerini buluyordu. Savunduğu devlet artık kendisine ve değerlerine uzak bir yapı değil; iradesiyle şekillendirdiği, değerleriyle bütünleştirdiği kendi devletiydi. Millet ile devlet arasındaki tarihî mesafe kapanmış, güçlü bir kader birliği kurulmuştu.
Şehitlerimiz, yürüdüğümüz yolun işaret taşları, bıraktıkları emanet ise millî iradeye sahip çıkma şuurudur. Bu şuur, 27 Mayıs 1960’ta açılan darbeler ve vesayet parantezini 15 Temmuz gecesi tamamen kapatmıştır.
Aziz milletimiz o gece yalnızca bir darbe teşebbüsünü bertaraf etmemiş, kendi geleceği hakkında son sözü daima kendisinin söyleyeceğini bütün dünyaya ilan etmiştir.
Bu millet, hangi kisveye bürünürse bürünsün, hiçbir oldubittiye, hiçbir vesayete ve hiçbir ihanete bir daha geçit vermeyecektir.
Onuncu yılında 15 Temmuz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla yâd ediyor, aziz milletimizi hürmetle selamlıyorum.
Kıymetli dostum, kardeşim, Kuzey Makedonya Meclisi'nde Grup Başkan Vekili ve Türkiye-Kuzey Makedonya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Sayın @SalihMurat66 Bey’e nazik misafirperverliği için teşekkür ediyorum.
Rumeli’de, ecdat yadigârı topraklarda, dostlarla buluşmak her defasında ayrı bir bahtiyarlık.
Yeni görevlerinin kendisine, Kuzey Makedonya’ya ve iki ülke arasındaki kardeşliğe hayırlı olmasını diliyorum.
Makedonya Meclisi’nde, dost ve kardeş Türkiye Cumhuriyeti’nin önceki TBMM Başkanı, değerli dostum, kardeşim ve meslektaşım, Rumeli’nin has evladı Prof. Dr. @MustafaSentop hocamızı ve beraberindeki değerli heyeti ağırlamaktan büyük bir mutluluk duydum.
Batı Trakya Türklüğünün kadim merkezi Gümülcine’de Müftülüğümüzü ziyaret ettik.
Seçilmiş Müftümüz İbrahim Şerif, uzun yıllardır hukuk ve kimlik mücadelesinin öncülüğünü vakarla sürdürmektedir; bu onurlu duruş her türlü takdirin üstündedir.
Batı Trakya’daki kardeşlerimiz hiçbir zaman yalnız değildir; kalbimiz her daim onlarla beraberdir.
Batı Trakya’da hukuk ve kimlik davasının yılmaz temsilcisi, millî ve manevî değerlerimizin muhafızı İskeçe Müftülüğümüzü ziyaret ederek soydaşlarımızla hasret giderdik.
Seçilmiş Müftümüz Mustafa Trampa’nın, değerli dostlarımız İskeçe Milletvekili Hüseyin Zeybek ve Ozan Ahmetoğlu kardeşlerimizin kararlı duruşu, azmi ve sabrı her türlü takdirin üstündedir.
Gönül coğrafyamızla bağımız dün olduğu gibi bugün de kuvvetlidir; yarın daha da kuvvetli olacaktır.
Srebrenica nije mjesto gdje je pao jedan grad, nego gdje se srušila jedna civilizacijska tvrdnja.
Jedanaestog jula 1995 godine, pod zastavom UN-a, ubijeno je 8372 naše bošnjačke braće; svijet je gledao.
Novi mezari koji se već 31 godinu otvaraju u Potočarima svjedoče da pravda još nije dovršena.
Molim Allaha za rahmet našim šehidima i za sabur ožalošćenim majkama.
Nećemo zaboraviti, nećemo dozvoliti da se zaboravi.
Srebrenitsa, bir kasabanın değil, bir medeniyet iddiasının çöktüğü yerdir.
11 Temmuz 1995’te, BM bayrağının gölgesinde 8372 Boşnak kardeşimiz katledildi; dünya seyretti.
31 yıldır Potoçari’de her yıl açılan yeni mezarlar, adaletin hâlâ tamamlanmadığının şahididir.
Şehitlerimize rahmet, kederli annelere sabır niyaz ediyorum.
Unutmayacağız, unutturmayacağız.
Srebrenica is not where a town fell, but where a claim of civilization collapsed.
On 11 July 1995, under the flag of the UN, 8,372 of our Bosniak brothers and sisters were murdered while the world watched.
For 31 years, the new graves opened each year at Potočari have borne witness that justice remains unfinished.
May Allah’s mercy be upon the martyrs, and may He grant patience to their grieving mothers.
We will never forget, and we will never let it be forgotten.
Srebrenitsa, bir kasabanın değil, bir medeniyet iddiasının çöktüğü yerdir.
11 Temmuz 1995’te, BM bayrağının gölgesinde 8372 Boşnak kardeşimiz katledildi; dünya seyretti.
31 yıldır Potoçari’de her yıl açılan yeni mezarlar, adaletin hâlâ tamamlanmadığının şahididir.
Şehitlerimize rahmet, kederli annelere sabır niyaz ediyorum.
Unutmayacağız, unutturmayacağız.
Srebrenitsa, bir kasabanın değil, bir medeniyet iddiasının çöktüğü yerdir.
11 Temmuz 1995’te, BM bayrağının gölgesinde 8372 Boşnak kardeşimiz katledildi; dünya seyretti.
31 yıldır Potoçari’de her yıl açılan yeni mezarlar, adaletin hâlâ tamamlanmadığının şahididir.
Şehitlerimize rahmet, kederli annelere sabır niyaz ediyorum.
Unutmayacağız, unutturmayacağız.
Kosova'nın Yakova şehrinde, gönül coğrafyamızın en kıymetli nişanelerinden biri yeniden hayat buldu.
Yakova şehrinin etrafında şekillenerek vücut bulduğu tarihi Hadım Süleyman Ağa Camii’nin kütüphanesi, savaş yıllarında ağır tahribata uğramış, uzun süre atıl kalmıştı. Aslına sadık kalınarak yürütülen titiz bir restorasyonun ardından; Yakova İslam Birliği, Kosova Türk Barış Gücü Temsilciliğimiz ve Türkiye'den kıymetli arkadaşlarımızın gayretleriyle tamamlanan tefrişat çalışmaları bu ilim yuvasının kapılarının yeniden açılmasını sağladı.
Rumeli, bizim için yalnızca bir hatıra değil, yaşayan bir mensubiyettir. Bu topraklarda bir kütüphaneyi ihya etmek, ecdadın bıraktığı vakıf emanetine sahip çıkmak ve kardeşliğimizi gelecek nesillere taşımaktır.
Bu güzide eserin bölge halkına, kardeşlerimize hayırlı olmasını Allah'tan diliyorum.