Avrupa bu işte. Daha dün burada eğilip bükülüyorlardı;
Avrupa Birliği'ne bağlı Avrupa Parlamentosu'nda alınan kararla, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türk askerleri tarafından cinsel istismara uğradıkları iddia edilen Rum kadınları ile kız çocukları, resmi olarak "suç mağduru" ilan edildi…
Bir kıtanın tamamı haysiyetsiz olur mu? Oluyor işte. Özellikle ordumuza saldırıyorlar. Biz de bunları koruyacağız, öyle mi??
Yılın kepazeliğine destek çıkarlar...
Bir de döner, "biz dini değerlere saygılıyız" diyerek milletten oy isterler...
Oysa hadsizlere destek, cüretlerini artırır.
Dolayısıyla destek olanlar onlardan daha aşağılıktır.
Ünlü Fransız filozof Simone Weil KÖKLER adlı eserinde şöyle yazar:
"Mizah dünyevi hırsları ve kibirleri hedef aldığında bir erdemdir. Fakat insanın aşkın olan ile kurduğu bağı alaya aldığında adalete ve insan ruhuna karşı işlenmiş bir suç haline gelir.
İnsanın ruhî ihtiyaçlarının en başında kutsallık duygusu gelir. Bir insanın inandığı, mutlak kabul ettiği değerleri alay konusu yapmak onun ruhî varlığına kasıtlı bir SALDIRIDIR.
KUTSALI AŞAĞILAYAN BİR GÜLÜŞ RUHUN ÇORAKLAŞTIĞININ EN KESİN KANITIDIR."
Ahmet Anapalı:
"Atatürk'ün alfabeyi değiştirmesi bir hatadır. Milletin hafızasını sıfırlamak demektir.
Abdülhamid döneminde Arap ve Latin alfabesi birlikte öğretiliyordu.
Bir eğitim azaltılarak gelişme olmaz."
O kadar ürpertici bir açıklama ki, akıl alır gibi değil.
Haham saklanmıyor bile.
Övünüyor.
Titremeden anlatıyor: İ’srail, Yemenli yüzlerce ya da binlerce bebeği kaçırmış; onları Amerikan ailelere satmak, tıbbî kobay olarak, hatta ABD ile nükleer müzakerelerde takas para birimi olarak kullanmak için.
Ve şimdi bunu söylüyor açık açık. Bir kamera karşısında. Utanmadan, pişmanlık duymadan, kompleks hissetmeden.
Bir korku filmi senaryosu sanabilirsiniz, ama hayır: Bu canlı bir itiraf, siyonizmin sistematik çirkinliğinin bir kabulü.
Annelerinden koparılıp alınan bebekler, yabancılarla gönderilen, deneylerde kullanılan, sonra unutulan.
Peki ya Fransa?
O, İsrailo-Amerikan nükleer satranç tahtasında bir figüran, bir piyon olarak hizmet etmiş. Siyonizmin kırık dökük faturasını ödemeye alışkın olanlar için iyi bilinen bir rol.
Şaşırtıcı.
Hakan Yılmaz, alkolün bugün icat edilse yasaklanacağını ortaya attı:
🔹 “Alkol bugün icat edilmiş olsaydı...”
🔹 “Gerçekten söylüyorum, şu anda illegal bir uyuşturucu gibi etki görür.”
🔹 “Vücuda verdiği zarardan dolayı.”
🔹 “Alkol düne kadar yoktu ama bugün ortaya çıksaydı...”
🔹 “‘Arkadaşlar bir şey icat ettik, bunun adı alkol’ deseler...”
🔹 “Yasaklanır.”
🔹 “İnsanın kişiliğini değiştiriyor.”
🔹 “Birçok cinayet, birçok şey alkol yüzünden oluyor.”
15’ten fazlası dost ve müttefik ülkelere ihraç edilmek üzere 50’nin üzerinde savaş gemisini imal ediyoruz.
Yürüttüğümüz projelerin toplam bedeli 25 milyar avro seviyesine ulaştı.
İNGİLİZ KRALİYETİNİN MÜŞFİK KANATLARI ALTINDA
Gaydadan yükselen coşkulu marş İngiliz Konsolosluğu’nun duvarlarında yankılanıyor. Ekoseli eteklerini savurarak yürüyen İskoç bando takımı büyük bir gururla Tarabya’daki British Schools’un yeni mezunlarını takdim edecek birazdan.
Havada gurur, gaydanın melodilerinde büyük imparatorluk Britanya’nın milli marşının notaları var: God Save the King.
Asırlardır, dünyanın fukara milletlerinin hayranlıkla baktığı biricik krallığın marşının sözlerini mırıldanıyor bilenler:
“Tanrı korusun iyi yürekli kralımızı, uzun ömürler versin soylu kralımıza / Ey Tanrımız düşmanlarımızı dağıt, oyunlarını boşa çıkar. Uzat kollarını, Britanya’yı savun”.
Günlerdir İstanbul’daki bu özel İngiliz okulunun mezuniyet törenini konuşuyorlar. Efendim, İngiliz bayrağı varmış da neden Türk bayrağı yokmuş.
Ünlüler ve zenginler neden çocuklarını böylesi bir okula gönderirmiş.
Bence haksız eleştiriler bunlar.
Cem Yılmaz, Mustafa Sandal, Özcan Deniz ve Mirsad Türkcan gibi ünlü ve zengin insanlar isteseler çocuklarını Londra’daki bir okula da pekâlâ gönderebilirlerdi. Belli ki evlatlarının kendi yanlarında eğitim almalarını istemişler.
Üstelik İngiliz tarzı eğitim kapılarına kadar gelmişken neden bunu tercih etmesinler? Nerede okutacaklardı çocuklarını? Kadıköy İmam Hatip’te mi?
Gerçi Kadıköy’ün puanı oldukça yüksek. Malum, LGS var. Çalışacaksın, dereceye gireceksin, zor işler. Sonuçta özel okul bu İngiliz koleji.
Çok para da değil. Sosyal medyada anlatıldığı kadar abartılacak bir rakam hiç değil. Bir makam aracının süsüne harcanan paranın beşte biri bile değil okulun yıllık ücreti.
Her birisi ünlü isim onlar. Yaptıkları işin hakkını da veriyorlar üstelik.
Alın terlerini döküp kendi kazandıkları parayla çocuklarını “istedikleri kültürde” yetiştirmek onların da hakkı.
Cem Yılmaz en çok kazanan komedyenlerimizden, şarkıcı Mustafa Sandal keza öyle. İran göçmeni bir dedenin torunu Mustafa Sandal hayli vatanseverdir. Seçimlerde milyonlarca Suriyeli göçmenin oy kullanıp, çocuklarımızın geleceğini karartacağını iddia edecek kadar hem de.
Ya Özcan Deniz’e ne demeli.
Ülkenin en meşhur dengbeji Şakiro’nun yeğeni olarak amcasının hatırasının hakkını yeterince vermiyor mu?
İngilizler severler Kürt’ün gırtlağını.
Çanakkale’de yatıyor boylu boyunca binlerce Ağrılı, Muşlu, Vanlı.
NBA’de oynayan ilk Türk basketbolcu ünvanını ülkemize kazandıran Boşnak Mirsad Türkcan’ın bildiği bir şey vardır muhakkak.
Saraybosna Sırplar tarafından yıkıldığında İngiliz Kraliyeti elinden geleni esirgememiştir mutlaka.
Neyse, bu kadar edebiyat bu ünlüler için bile fazla.
Üzerinde güneş batmayan Britanya’nın bayrağı altında mezuniyet töreni mi yapıyorsunuz, gaydayla coşup Kral’a bağlılık marşını mı mırıldanıyorsunuz, ne yapıyorsanız yapın.
Lakin bir daha Türk evlatları duayla mezun olduklarında “laiklik elden gidiyor” diye söylenirseniz hak ettiğiniz cevabı alırsınız.
Murat Özer, Akşam Gazetesi, 16 Haziran 2026, Salı.
Teknolojide elde ettiğimiz kazanımlar, buz dağının sadece görünen yüzüdür.
Yapay zekânın sunduğu fırsatları değerlendirerek Türkiye Yüzyılı’nda büyük ve güçlü bir Türkiye’yi dijital alanda da inşa etmekte kararlıyız.
Şam ve Beyrut, İstanbul’un iki kardeş şehridir.
Türkiye’nin güvenliği sadece Hatay’dan değil; Halep’ten başlar, Şam’dan başlar, Beyrut’tan başlar.
Kardeşlerimizin ülkelerinde hiçbir emrivakiye müsamaha göstermeyiz, kardeşlerimize yönelik hiçbir saldırıya göz yummayız.
Akdeniz’de, özellikle Kıbrıs Adası’nda bir fitne ateşinin yakılmak istendiğini görüyoruz; bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Çok açık söylüyorum:
Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse cevabımız çok net olur, çok da sert olur.