Geçtiğimiz gün Silivri’de, kendisine destek olmak amacıyla katıldığımız duruşmada Ekrem Başkanımız beni görünce, “Mustafa Başkanım, Trabzon’a döndüğünde benim için yaylalara çıkıp komar çiçeği topla” demişti. Biz de bugün, memleketine ve yaylalarına hasret duyan Ekrem Başkanımızın ricasını yerine getirerek kendisine göndermek üzere komar çiçeklerini topladık.
O kadar kötü bir yıl ki yaptığım hiçbir şeyden tam keyif alamıyorum. Sadece yaylanın o sisli ve kendinden kasvetli havası benim ruh halimle eşleşip bana biraz huzur verebilirmiş gibi geliyor.
Geçtiğimiz gün Silivri’de, kendisine destek olmak amacıyla katıldığımız duruşmada Ekrem Başkanımız beni görünce, “Mustafa Başkanım, Trabzon’a döndüğünde benim için yaylalara çıkıp komar çiçeği topla” demişti. Biz de bugün, memleketine ve yaylalarına hasret duyan Ekrem Başkanımızın ricasını yerine getirerek kendisine göndermek üzere komar çiçeklerini topladık.
Vincenzo Montella: "Epeyce bir kaos olmasına rağmen şunu söyleyebilirim; bunun yansımaları oldu. Ben bir hayal kırıklığı yaşadım, bu takım son 3 yılda çok iyi sonuçlar elde etti. Biraz daha saygıyı hak ettiğimizi düşünüyorum."
Bugün İBB Davası'nda 68 kişiden sadece 9 kişi tahliye edildi.
Şehir Plancısı #BuğraGökce'nin annesi umutla geldiği Silivri’den hüzünle ayrıldı.
"Sabır kalmadı evladım.
Sağlığıma dikkat ediyorum ama İzmir'den gelmek yoruyor evladım."
Silivri’de her ay olduğu gibi sevinç ve hüzün birbirine karıştı.
Anneler, eşler, çocuklar 15 aydır umutla bekliyor...
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
Uyumayın!
Bu gece yatağa başını koyduğunda uyuyamayan iki kişi daha var çünkü: Tayfun Kahraman ve kızı Vera.
Tayfun, şuan tek kişilik hücresinde ışığı kapatmış, gözleri tavanda, karanlıkta kızını düşünüyor. Kavuşamamanın verdiği yürek acısıyla.
Ya Vera…
Babasının yanında olmasının güven duygusunun yokluğunda ürkek bir serçe gibi…
Vera, henüz 3 yaşındayken babası ondan koparıldı. Şimdi 7 yaşında. Dört yıl geçti. Vera babasız büyüyor…
Biliyor musunuz, Vera babasının evdeki halini hiç hatırlamıyor. Hem de hiç. Bir çocuğun, babasını evde nasıl güldüğünü, nasıl sarıldığını, sabah kahvaltısında nasıl oturduğunu unutmasının ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü?
Vera’nın hafızasında babasına dair kalan tek yer, ayda bir kez gittiği Silivri Cezaevi’nin soğuk görüş salonu. Babasını özgür bir insan olarak değil, demir kapıların ardında hatırlıyor.
Siz bir çocuğun uyuduğunda düşlerinin bile özgür olamamasının ne demek olduğunu bilir misiniz?
Ve Vera, artık Silivri Cezaevi’nden nefret ediyor.
7 yaşındaki bir kız çocuğu için cezaevi yolları, o zindan havası artık çok ağır geliyor. Bir çocuğun yüklenmemesi gereken kadar ağır…
Adaletsizlik, en çok bir çocuğun sessizliğinde büyüyor.
Uyumayın; Anayasa Mahkemesi kararının açıklanması ve uygulanması için Vera’nın sesi olun!
SAVCI Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker'i ÇOCUKLARI İLE TEHDİT ETMİŞ
Cezaevinde SEGBİS'le görüşmen var dediler. Ekran açıldı karşımda savcı var.
Savcı bana “Böyle ağlarsın işte"dedi.
“Niye konuşmadın sen?” “Vereceksin ifadeni, gideceksin” dedi.
Ben de dedim ki: “Savcı bey, ben yeniden ifade veririm. Vermemi istiyorsanız avukatıma bir danışayım.”
Çünkü karşımda savcı var.
Yok diyemem diye düşündüm.
Ben SEGBİS'in ne olduğunu bilmiyorum bile.
Dedim ki: “Tamam, avukatıma bir danışayım.”
Elini masaya vurdu
“Hâlâ avukat diyorsun bana” dedi. “Sen bu kafayla çocuklarının velayetini asla alamayacaksın” dedi.
“Sen bekârsın değil mi?” dedi.
“Evet.”
“Velayet de sende değil mi?”
“Evet.”
“Senin çocukların reşit değil değil mi” dedi.
“Artık sosyal hizmetler alır çocuklarını” dedi.
Şimdi anlamıyorum.
İnsan hiç tanımadığı birinden nasıl bu kadar nefret edebilir?
Beni tanımıyor ki.
Tanımadığım insanlar.
Nasıl olur?
Mesela annesi yok mu bu insanların?
Ben kimseye hakkımı helal etmiyorum.
Çok düşündüm bunu."
Uzun zamandır çok zor ve ilginç günlerden geçiyoruz bu süre zarfında doğal olarak çok sike hava basma işi gördük tabi ama birinciliği bu yoruma veriyorum
İktidar nasıl ki %90 oy dahi alsa Kadıköy, Beşiktaş, Şişli, Çankaya ‘kurtarılmış bölge’lerinde hakim olamayacaksa, CHP de günün birinde iktidara gelse yine varoş mahallelerden ve taşradan oy alamayarak yapacak bunu. Bu söylediğim ülke gerçeği “Kemal gitti, Ekrem geldi” ile çözülecek bir sorun değil CHP adına. Yaşadığınız yeri, mesleğinizi, sosyal çevrenizi değiştirseniz de karakterinizi değiştiremezsiniz çünkü onu belirleyen ana faktör taşıdığınız gendir, o da babanızdan, dedenizden elde olmayarak devraldığınız bir şeydir.
Depremin ikinci günü Hatay'a girdiğimizde her yer yıkılmıştı..
Armutlu'da bir pazar tentesinin altında yüzlerce insan acı içinde, çaresizce birilerinin gelmesini bekliyordu..
Enkazdan çıkmış yaralı insanlar, enkaz altındaki sevdiklerini çıkarabilmek için çırpınıyordu..
Yardım için şehre her giren aracın peşinden koşuyordu insanlar.. babam şu apartmanda, annem şurada diyerek yalvardılar hiç unutmam..bir yetkili yoktu.. bir genç kız bana bir çekiç bulur musun dedi..ne yapacağını sordum..annem çekyatın altında olabilir hava açmam lazım dedi..
ilk gittiğimde tam 15 gün kaldım orada...ben bu adamı bir kez bile görmedim.
Ölüler battaniyelere sarılı yerlerde bekletildi.. Gece başında nöbet tutardık araçlar çarpmasın diye.. Bir tek kişi vardı Armutlu muhtarı o da çaresizce koşturuyordu... Araç yoktu.. dördüncü gün orman bakanlığının pikap aracı geldi..bir genç vardı hiç unutmam bacağı kırık enkazdan çıkartılmıştı...tüm ailesi yedi kişi battaniyeye sarılı yerde, araç bul kendine dediler..
hayatımda duyduğum en acı sözlerden biriydi..psikolog var demişlerdi bir çadırda koştum oraya gelin dedim tüm ailesini kaybetmiş bir gence böyle söylediler...sen yoktun. Bir abiye serum takmışlar.. serum yere bakıyor.. akmıyor.. fırça sapına tutturdum serumu sen yoktun.
Sol partiler vardı orada, aracına atlayıp yola koyulan yurttaşlar vardı, yurt dışından gelen arama kurtarma ekipleri vardı ben seni görmedim.. elinde bir kazma ile gelmiş inşaat işçisi vardı sen yoktun..
Üçüncü gün şehre jak geldi, dördüncü gün madenciler.. Armutlu, Defne, Antakya her enkazın başında umutla ve acıyla bekleyen ailer vardı sen yoktun.. Tüm şehir bağırdı "sesimi duyan var mı?" sen yoktun...
Karanlıktı tüm sokaklar günler sonra gelen vinçler vardı sen yoktun..
Bir kadın tam dokuz gün boyunca nişanlısının bulunduğu enkaz başında yalvardı herkese..
"sesini duydum konuştum yaşıyor" dedi..
apartman tam yıkılmadığı için kimse girmeye cesaret edemedi..
dokuz gün sonra her şeyi göze alan madenciler çıkardı bedenini...sıcaktı bedeni..sen yoktun.
Suriyeli bir ailenin bebekleri çıkarıldı enkazdan.. akrabaları yağmacı sanılıp sorgulanmıştı..
"gel" dedi bana "bak yeğenim hala sıcak" bakamadım..sen yoktun..
Pazar yerinin karşısında apartman yerle bir olmuştu..kendi kepçesi ile yakını çıkarmak isteyen bir yurttaş vardı..yolu kesmek istemiyordu çünkü yol boyunca her apartman yıkılmıştı..bir düdük bulmuştum trafiği kontrol etmek için..
bir enkazdan blok çıkarıyorduk, bir araç geçiyordu...sen yoktun.
Üçüncü gün öğlen saati jak komutanı bundan sonrası bizde dedi.. sen yoktun.
Çok acı biriktirdik..taş kesildiğimiz çok an oldu..sen yoktun. Köylerde insanlar seralarda yattı..çadır için günlerce bekledi sen yoktun.. Nereye baksam İstanbul'dan tanıdık bir yüz vardı ama sen yoktun.
Çok şey var unutmak istediğim..
Demek senin hassasiyetin var öylemi...
Özgür Özel’in mücadelesinin 301 Soma katliamının öncesinden beridir şahidiyiz.
Ortada hukuk yoktur çıplak güç mücadelesi vardır.
Olmayan Hukuku işaret edenler holdingçi rejimin devamını isteyenlerdir.
Cüretle, dirençle yoksul halka yüzünü dönen olursa bu krizden umut çıkar!