Evet bu kâinatta hayır-şer, lezzet-elem, ziya-zulmet, hararet-bürudet, güzellik-çirkinlik, hidayet-dalalet birbirine karşı gelmesi ve içine girmesi, pek büyük bir hikmet içindir. Çünki şer olmazsa, hayır bilinmez. Elem olmazsa, lezzet anlaşılmaz.
Zulmetsiz ziya, ehemmiyeti olmaz. Soğukla, hararetin dereceleri tahakkuk eder. Çirkinlik ile, hüsnün tek bir hakikatı, bin hakikat ve binler çeşit hüsün mertebeleri vücud bulur.
"İnsanlar en ziyade ağladıkları vakit birbirlerine benzerler demeye çalışıyorum sana. Anla istiyorum. Ve ağla, ağla ki gönlün kiri gözün yaşıyla temizlenir. Gözünden yaş akıyorsa şükret zira ağlayanlar insan olanlardır ya da öyle kalanlar..."
📖
Hem insan çoğu zaman konuşmasa da söyler, söz olmadan da anlatır. Bizim esas mevzumuz anlatmayı bilmemek değil, bence, anlatmaktan vazgeçmiş olmak.
📖İkra'
Ey sevgili; heyben acıyla dolar da nefes alamazsan gel.. Huzur bulacağın kıyılarım senindir. Umutların solar kurur da su bulamazsan beraber sulayalım, gözyaşlarım senindir...
Çaresiz çilelere bir umut bulamazsan, kendime ettiğim dualarım senindir.
Mevlana
Hayata katılmakta güçlük çekiyorum.
Benim mevsimim sonbahar.
Sokakların tenhalaşmaya başladığı vakitler.
Tek kişilik oyunlar ustasıyım ben.
Tek kişilik özlemler, tek kişilik acılar ustasıyım.
Tarık Tufan
O mektebli gençlere dediğim gibi musibetzede mahpuslara da tekrar ile derim: Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.
(Birinci Kısım/Altıncı Mes'ele)
Asa-yı Musa