Konuşulması gereken tek şey Anayasa Mahkemesinin verdiği adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi konusu iken yine meseleleri magazinleştirip,sığ konular haline getiriyoruz.
Bir an önce sağlığınıza, özgürlüğünüze ve biricik yavrunuza kavuşmanız dileğiyle.
Geleceğimize dair ortak alınmış kararımıza yönelik bazı yorumları anlamak olanaksız.
Meriç her zaman, özellikle bu hukuksuzluk karşısında en büyük destekçim oldu ve biz ayrılmış olsak da özverili desteğinin devam edeceğine dair inancım tam.
Kişiliğimize saldırı şeklindeki yorumları kabul etmediğimi, mahremiyetimize ve özel hayatlarımıza saygı duyulmasını beklediğimi bu yorumları görünce bildirmek zorunda kaldım.
Hassasiyetiniz için teşekkürler.
AKP’nin halka ihanet planı Resmi Gazete’de yayınlandı!
Cumhurbaşkanı kararıyla;
2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındı.
Özelleştirme programına alınanlar⬇️
🔴Köprüler
1. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü
2. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
🔴Otoyollar
1. KGM Avrupa Otoyolu
2. KGM Anadolu Otoyolu
3. İzmir-Aydın Otoyolu
4. İzmir-Çeşme Otoyolu
5. Niğde-Mersin-Adana (Batı) Otoyolu
6. Adana (Doğu)-Gaziantep (Batı) Otoyolu
7. Gaziantep (Doğu)-Şanlıurfa Otoyolu
8. Toprakkale-İskenderun Otoyolu
🔴Çevre Otoyolları
1. Bursa Çevre Otoyolu
(Çağlayan kavşağı-Yenişehir kavşağı)
2. Gaziantep Çevre Otoyolu
Devletin ücretli işlettiği 2 Boğaz Köprüsü ve 8 Otoyolun;
🔵2025 yılı toplam kârı 600 Milyon Dolar
🔵30 yıllık toplam kârı 18 Milyar Dolar!
Güncel kurla 871 Milyar 920 Milyon Lira!
Maliyeti yıllar önce vatandaşın vergileriyle ödenmiş ve devletin yüksek kârla işlettiği bu köprüleri, otoyolları ve çevre otoyollarını özelleştirmek vatandaşa ihanettir.
Bu yolları özelleştirmeyle işletecek olan şirketler 30 yıl boyunca araç geçiş ücretlerine zam üstüne zam yapacaklar.
Bunun adı Türkiye’nin geleceğini satmaktır!
Derhal bu özelleştirme kararından vazgeçin!
Kaynak: 05.09.2026 tarihli Resmi Gazete, 20.10.2010 tarihli Resmi Gazete
İstanbul Üsküdar'da Dışişleri Bakanlığı'na tahsis edilen araziye yeni hizmet binası yapılması planlanıyor.
İnşa edilecek bina için arazide bulunan 58 ağacın ihaleyle kesileceği açıklandı
Bugün okul çantası yerine poşet taşıyan, defteri ve kalemi olmadığı için okula gitmek istemeyen çocuklar var. Derin yoksulluk koşullarında yaşayan, günlük, güvencesiz işlerde çalışan aileler için okul masrafları karşılanması güç bir yüke dönüşüyor. Okullar açılırken, @yoksulluk_ag olarak sizleri çocukların okul ihtiyaçlarına destek olmaya ve “Okul Kırtasiyesi İçin Dayanışma” kampanyamıza katılmaya davet ediyoruz. Bütçenize uygun bir miktarla bir çocuğun okul masraflarının azalmasına yardımcı olabilirsiniz. Eğitim hakkı için çocukların yanında olun, dayanışmayı büyütün. Bağış için link burada: https://t.co/9BUwj22FnV
Mabel Matiz’in “Ha Leylim” soruşturması kapsamında verdiği ifadeden:
“Şarkım bir sanat eseridir. Klipte müstehcenliğe ilişkin herhangi bir sahne, görüntü, gönderme bulunmamaktadır.
Soruşturma kapsamında video klibinde yer alan iki erkeğin birbirine bakmasına ilişkin görüntü, aralarındaki ilişkinin niteliği ne olursa olsun müstehcenlik suçuna vücut vermemektedir.
İki insanın birbirine bakması, karşılıklı dans etmeleri suç değildir. Birbirlerine aşk ile de bakıyor olabilirler, nefret ile de bakıyor olabilirler, kırgınlıkla da bakıyor olabilirler. Bütün bunlar sinemanın, sanatın, edebiyatın konusuna dahildir ve suçlanmamalıdır.
Sistematik bir şekilde yapmış olduğum çoğu eserden kimliğim üzerinden suç içerikli anlamlar çıkarılmasını kabul etmiyorum. Eserlerimi sürekli açıklamak zorunda bırakılmanın haksızlık olduğunu düşünüyorum.
Aynı eserlerin başka bir sanatçı tarafından yapıldığı takdirde herhangi bir soruşturma açılıp açılmayacağını, aynı yorumların yapılıp yapılmayacağını samimiyetle ve naçizane kendi içimde sorguluyorum.
Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.”
Toplumun bir kesimi iki tavuk yediğinde, diğer kesim hiç yiyemiyorsa, istatistiksel olarak herkes ortalama bir tavuk yemiş sayılır sonuçta. İşte bu rakam da öyle bir şey.
Kişi başına düşen milli gelir, ülkenin toplam gelirinin nüfusa bölünmesiyle elde edilen basit bir aritmetik ortalamadır.
Eğer nüfusun en zengin %10'luk kesimi servetini katlarsa, matematiksel olarak ülkenin "ortalama" geliri yükselir. Ancak bu zenginleşme tabana yayılmadığı için geniş halk kitleleri bu artışı hissetmez.
Üstelik Türkiye'de son dönemde iç piyasadaki enflasyon, döviz kurundaki artıştan çok daha hızlı gerçekleşmiştir. Dolar kurunun enflasyon oranında artmaması (reel olarak değerlenmesi), ülkenin TL cinsinden üretilen toplam değerini dolara çevirdiğinizde rakamın kağıt üzerinde çok daha yüksek çıkmasına neden olur. Maaşlar dolar bazında artmış gibi görünse de, yerel fiyatlar (gıda, kira, hizmetler) dolar bazında katbekat daha fazla arttığı için vatandaşın gerçek alım gücü aslında erimektedir.
Yani evet, artırdınız. Da iyi mi ettiniz? İşte ondan emin değilim.
@atakanbakilan Bu yapı nerede bilmiyorum ama Istanbul B.B. meclisinde alınan bir muktesep hak kararı var buna istinaden ilce meclisleride aldi bu kararı. Bina ruhsatlı/iskanli ise ruhsatta yazan aynı m2 ile donusulebiliyor meri imar planinin az olmasindan etkilenmiyor yani.
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
Sen bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün…
Devlet ise “gülme sırası bizde” deyip komedyeni gözaltına almış.
Gülmek serbest, güldürmek şüpheli;
şaka yapmak kabahat, şakaya alınmak devlet ciddiyeti.
Memleket, kahkahaya bile tutanak tutuyor. #DenizGöktaş
"BİBERONU SOKABİLMEK İÇİN MÜCADELE VERDİK."
Ramazan Gülten: "Kızımın dünyaya geldiğini, doğumdan tam 10 saat sonra, avukat görüş kabininde öğrendim.
Sonraki hafta, şansımıza, açık görüş haftasıydı.
Henüz 1 haftalık olan kızımla 1 saatliğine tanışabildik. Biberonunun içeri alınabilmesi için bile mücadele etmek zorunda kaldık.
Bugün kızımız Maya, 11 aylık. Bir sürü ilkini kaçırdım, saymakla bitmez.
İlk kez "baba" dediğini ise mahkeme salonunda eşimin aktarımıyla öğrendim. Önümüzdeki pazar, ilk Babalar Günümüz. Sırada ilk yaşı, ilk adımları ve daha nice ilkleri var.
Bugün bu mahrumiyetin içinde elimden gelen tek şey, kızıma 2 masal kitabı hediye etmek oldu.
Hücremin avlusunda gelişini izlediğim yavru kuşlardan ilham alarak, Kapalı Kapılar Ülkesi'nden yola çıkan cesur bir müjde kuşunun, kızımın dünyaya gelişini müjdelemek için yaptığı yolculuğu ilk masal kitabımda anlattım.
Kızımın, Sık Ağaçlar Ülkesi'nden Kapalı Kapılar Ülkesi'ne yaptığı ilk buluşma yolculuğunu ise ikinci masal kitabımda anlattım.
Aslında bu iki kitap; bir babanın özlemi, bir annenin fedakarlığı ve bir ailenin birbirine tutunma çabasıdır. Her zorluğun üstesinden gelen eşim de bu masal kitaplarını resmetti.
Biz, birlikte yaşayamadığımız anıları unutulmasın diye masallara dönüştürmek zorunda kaldık."
#ibbdavası @pinarcaliskn
SAVCI Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker'i ÇOCUKLARI İLE TEHDİT ETMİŞ
Cezaevinde SEGBİS'le görüşmen var dediler. Ekran açıldı karşımda savcı var.
Savcı bana “Böyle ağlarsın işte"dedi.
“Niye konuşmadın sen?” “Vereceksin ifadeni, gideceksin” dedi.
Ben de dedim ki: “Savcı bey, ben yeniden ifade veririm. Vermemi istiyorsanız avukatıma bir danışayım.”
Çünkü karşımda savcı var.
Yok diyemem diye düşündüm.
Ben SEGBİS'in ne olduğunu bilmiyorum bile.
Dedim ki: “Tamam, avukatıma bir danışayım.”
Elini masaya vurdu
“Hâlâ avukat diyorsun bana” dedi. “Sen bu kafayla çocuklarının velayetini asla alamayacaksın” dedi.
“Sen bekârsın değil mi?” dedi.
“Evet.”
“Velayet de sende değil mi?”
“Evet.”
“Senin çocukların reşit değil değil mi” dedi.
“Artık sosyal hizmetler alır çocuklarını” dedi.
Şimdi anlamıyorum.
İnsan hiç tanımadığı birinden nasıl bu kadar nefret edebilir?
Beni tanımıyor ki.
Tanımadığım insanlar.
Nasıl olur?
Mesela annesi yok mu bu insanların?
Ben kimseye hakkımı helal etmiyorum.
Çok düşündüm bunu."
Bugün 45 yaşıma giriyorum ve bu, Silivri’de geçirdiğim 5. doğum günüm.
İnsan gençliğinde her şeyi düşünüyormuş da hayatının en orta yerindeki yılları bir hücrede, yapayalnız geçireceğini hiç düşünmüyormuş.
Beş yıl bir tohuma verildiğinde kök salar, toprağı değiştirir. Beş yıl bir çocuğa verildiğinde aklı, hayalleri büyür. Beş yılda ben de değiştim; sabrı, özlemi, umudu daha derinden öğrendim.
Ve bugün hâlâ tüm öğrendiklerimle beraber, bir gün yeniden sevdiklerimle yan yana olacağıma inanıyorum.
Adalete olan inancımla, destek ve dayanışmasını eksik etmeyen herkese sevgilerimle...
Herkese selamlar,
Arkadaşlar dijital teknolojiyi kullanarak böyle bir video hazırlayabileceklerini söylediler. Biraz da ısrar ettiler, ben de kabul ettim.
İzlediğiniz bu görüntü Silivri Cezaevi’ne ait değil. Zaten ben de aradan geçen dört yılın ardından artık buradaki gibi görünmüyorum.
Her ne olursa olsun, dört yıl sonra yeniden aranızdaymış gibi konuşma fikri bana da iyi geldi.
Hakkımın, hukukumun ve adil bir yaşam umudumla sözlerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Özgür günlerde buluşmak üzere…
Bir baba olarak çocuklarımın şiddet içeren video oyunları oynamasını istemiyorum. Ama bir bilim insanı olarak bu oyunların insanları şiddete yöneltmediğini de söylemek zorundayım.
🎮 Ferguson (2015) meta-analizi: yayın yanlılığı düzeltilince etki r≈0.06. En çok oyun oynayan ülkeler (Japonya, Hollanda) en az şiddet suçu işliyor.
https://t.co/8Hu398I0Ce
📺 Film/dizilerdeki şiddet çok farklı bir işleve sahip. Asıl problem modelleme: sosyopatik karakterler kahramanlaştırıldığında Bandura’nın sosyal öğrenme mekanizması devreye giriyor (Huesmann et al., 2003). Şiddet uygulayan dizide ya da gerçek hayatta cezalandırılmak yerine yüceltildiğinde sıkıntı başlıyor.
Doğru soru “Şiddet var mı?” değil: “Şiddet ödüllendiriliyor mu?“
“ASLINDA BEN YOKUM! GERÇEKTEN YOKUM!”
İstanbul’da betonlaşmaya, ranta ve Kanal İstanbul’a karşı mücadele veren genç bir şehir plancısı Nuri Cem Ceylan… O da tutuklu. Iraz Bayrak gibi o da neden cezaevinde olduğunu bilmiyor.
“Ben projenin hiçbir yerinde yokum. Herhangi bir veri tabanına erişimim yok, yazılımcı da değilim maalesef. Tasarımını bile yapmadım…
Ben değerlendirmede de yokum, iddianamenin herhangi bir yerinde de yokum, herhangi bir ifadede de yokum.”
İPA çalışanı, genç Şehir Plancısı Nuri Cem Ceylan hakim karşısındaki savunmasında “neden yok” olduğunu anlatmaya çalıştı. O da Iraz Bayrak gibi suçlandığı projede “yokum” dedi ama aylardır cezaevinde tutuklu…
Ceylan’ın savunmasından öne çıkanlar:
“Uygulamanın herhangi bir yerinde yokum. Çalışmanın herhangi bir yerinde yokum.”
“İddianame ilk elime geldiğinde, avukatım sağ olsun, hemen ertesi gün getirdi. Ben zaten neden tutuklandım acaba diye böyle uzun uzun düşünüyordum. Onun peşinden iddianame geldi. “Sende bir şey yok” dedi. Dedim yani bir şey yazıyordur. Ya gerçekten yokum! Onu anlatmaya çalışacağım.”
IRAZ’LA EMNİYETTE TANIŞTILAR
“Iraz'ında bahsettiği gibi, bu arada Iraz'la da biz Vatan Emniyet'te tanıştık onun haricinde herhangi bir tanışıklığımız yok. Zaten bu zamana kadar 4 kişiyi dinlediniz, 4 kişiden de adımı duymadınız. Hatta unutuldum falan diye düşündüm yani bütün süreçlerde. “
TAHLİYE TALEBİNİ KENDİSİ İÇİN İSTEMEDİ…
Nuri Cem Ceylan: “Beyin kanaması geçirmiş bir babam, onun haricinde omuriliğinde vidasıyla gezen bir annem var. Beni görmek için cezaevine gelmek zorunda kalıyorlar ve 400 kilometre ötede Kütahya'da yaşıyorlar. O yüzden aslında yani ben kendim için de istemiyorum, onlar için istiyorum bu talebimi.”
BU TUTUKLULUK HALİ TEDBİR DEĞİL, CEZA….
İŞTE CEZAEVİNDEKİ KOŞULLAR…
Ceylan: “Maalesef 2026 yılında hala kenelerle mücadele etmeye çalışıyoruz. Koğuşta zaten 60 kişi yatıyoruz, 60 kişiyiz. Benden önceki ifadelerden birini söyledi; ben günlerce bedenimin yarısı ranzanın altında yattım. Koğuşlar da dar, yaklaşık 1.5 kulaç. Kaç yattım bilmiyorum. Şimdi mesela benim mahkememe geliyor olmama en çok sevinen bir arkadaş var; o yerde yatıyor. O artık geceleri uyumuyor, sabahları benim yatağıma yatıyor. O sayede en azından onu o ranzanın altından bu şekilde kurtarmış olduk. Zaten yemekler soğuk geliyor. Bir kettleımız vardı onu da aldılar. Son 2-3 aydır yemeğimizi de ıslatamıyoruz. İlaç talep ediyoruz, o gelmiyor. İlaçlı sularda duş almaya çalışıyoruz, vücudumuzun her yeri yara. Şundan dolayı anlatıyorum; bir cefa çekmek üstünden söylemiyorum, bir tutukluluğun önlem olup olmadığıyla ilgili bu bilgilere de haiz olmanız gerektiğini düşünerek bunları aktarıyorum. Aslında yine hukuka bir fayda olsun diye.”