İslam İnkılabı Muhafızları Ordusu Siyonizm’in ne olduğunu ve onunla nasıl mücadele edilmesi gerektiğini “İsrail sadece güçten anlar”
sözüyle özetleyen merhum Necmettin Erbakan Hoca’yı unutmamış ve Siyonistlerin tepesine inen füzelerin 88. dalgasını ona ithaf etmiş.
Bu sömürge zihniyetiyle ülkeyi herkes yönetir.
Aynı şeyi İran'a da öneriyorlar. İran ise benim petrolüm bana aittir, diyor. İran içeride sıkışan Trump'a istediğini verseymiş bu savaş olmazmış! Bu sözü eden kafa hâlâ Türkiye'nin dışişleri bakanlığı koltuğunu işgal ediyor.
@ismail_halis Sen de saadet partisi üzerinden mi prim yapmak derdindesin devam et bu yolun yolcularına ne iftiralar atıldı da atanların yüzlerine bulaştı.. mal bulmuş mağribi gibi görünüyorsunuz gülüp geçiyorum
⚡️Bugün, dünya tarihinde eşine az rastlanır bir gün oldu.
İranlı Dr. Feriştah Hanım, ABD'lilere Allahuekber'in anlamını açıklarken ABD-İsrail bombaları düşmeye başlıyor..... Halkın tepkisi görülmeye değer.
"Allah'ın Laneti Yalancıların Üzerine Olsun"
Altay Cem Meriç, Abdulkadir Şen ve Benzeri Tekfircilerin; Abd-israil'e karşı sava�� veren Direniş Cephesine düşmanlık yaratmak için Şehid Hasan Nasrallah'a attıkları iftirayı ve söyledikleri yalanları izleyebilirsiniz.
Eşref abi çok sıkı abimizdir. Dostluğumuz kavidir. Ağlama Karanfil eseri gerçekten sembol bir eserdir. Ama bu twit, bu düşünce baştan sona rehavettir. Umarım yanılırım, inşallah yanılır ve utanırım ama devranın değişmesine az kaldı. Bu şımarıklığımız çok ama çok pahalıya patlayacak. Kim ne derse desin; 25 yılda bir arpa boyu yol alamadık. “Darbeler bitti” söylemerine maalesef ve üzülerek İNANMIYORUM. Allah bize, hepimize hidayet versin. Çok yanıldık, yanlış işler yaptık. İktidar olmayı muktedir olmak sandık.
Bakıyorum da İran'ın Amerikan tahakkümüne karşı yürüttüğü destansı direnişe İran Baharı demeyi akıl edebilen yok. Oysa Araplar için gerçek bir bahar bu. İran Arapların bütün zincirlerini füzelerle çözdü. Gazze'de yapılan katliamlara kallavi bir cevap verdi.
Savaş sırasında ayrılıkları tetiklemek için kullanılacak Şia / ehli sünnet kavgası için papaz yada haham yetiştirecek değillerdi ya.
Kimi resmi, kimi cübbeli, kimi külliyeli saha elemanlarıyla bu işi götürüyorlar.
Ben Türk'üm, birileri buraya gelip bana milliyetçilik yapıyor. Müslümanım ama birileri gelip dindarlık öğretiyor. Sünni ve Hanefiyim ama her gün gelip bize Sünnilik taslıyorlar.
Fakat bunların her biri Türkiye'nin ABD ile ittifakına gelince sus pus. İktidar Trump'a dostum dediğinde ağızlarını bıçak açmıyor. Türkiye'nin İsrail'i devlet olarak tanımasına gelince hiç birinin gıkı çıkmıyor. İsrail'e Petrol sevkiyatına gelince, Ülkemizdeki NATO üslerine gelince her biri ölü numarası yapıyor.
Sizin dindarlığınız, sizin milliyetçiliğiniz, sizin Sünniliğiniz sadece bize mi söküyor?
Amerika’ya ve Amerikancılara söylüyorum: İran boğazınızda bir kılçık, hevâ ve hevesinize saplanmış bir diken olarak kalmaya devam edecek. Kininiz her gün biraz daha büyüyecek. Her geçen gün daha da çok nefret edeceksiniz. Daha çok hesap yapacak, daha çok plan kuracak, daha çok yalan söyleyeceksiniz. Bir umutla yeni şeyler deneyeceksiniz. Sonra denediklerinizi unutup bir kez daha deneyeceksiniz.
Demiyorum ki, tamamen başarısız olacaksınız. Hayır! Her defasında sizi umutlandıran bir şeyler olacak. Yaklaşacak ama tutamayacaksınız. Dokunacak ama teslim alamayacaksınız. Öldürecek ama boyun eğdiremeyeceksiniz. “Oluyormuş gibi olması” nefretinizi umudunuzdan daha fazla büyütecek. Kibriniz bir türlü tatmin olmayacak. Kininiz kibrinizden her zaman daha büyük olacak. Mahmut Derviş direnişin bitmeyecek olmasından duyduğunuz nefretinizi mısralarında öylesine güzel yazmıştı ki, kininizi daha da artırmıştı: “Kaydet! Arap’ım/Kartımın numarası Elli bin/Sekiz çocuğum var/ Dokuzuncusu da yolda, yaz sonunda burada!/ Kızıyor musun?”
Biliyorum hayatta en çok arzu ettiğiniz şey petrolü, enerji yollarını, nadir elementleri filan ele geçirmek değil. En çok arzu ettiğiniz şey kişiliğimizi ve bilincimizi ele geçirmek. Sizin karşınızda “küçük” olduğumuzu kabul etmek! Hatta bizi yaşatmak istediğinize de eminim. Öldürmek değil ödüllendirmek istiyorsunuz. Kibriniz öylesine büyük ki, ödüllendirilmeyi arzu etmemizi bekliyorsunuz. Suud Kralını çiçeklerle karşılayıp Maduro’yu kelepçelerle kaçırmanızın sebebi bu. Kişiliğin ancak ödülle satın alınabileceğini atalarınız öğretti size. Direnerek, aç-sefil ölmemizdense, karnı tok boyun eğerek yaşamamızı daha fazla arzuluyorsunuz. Mahmud Derviş bunu da yazmıştı: “Sekiz çocuğum var/Giysilerini, defterlerini taştan çıkarıyorum, ekmeklerini!/Sadaka bekleyecek değilim kapında/Konağının önünde küçülecek değilim/Kızıyor musun?”
Sadece İran’la değil sorununuz, bütün direnenlerle! Sizin efendiliğinizi kabul etmeyen herkesten nefret ediyorsunuz. Konağınızın, köşkünüzün, sarayınızın önünde küçülmeyenlere öylesine kızıyorsunuz ki, bu sizi delirtiyor. Delirmiş bir başkanınız var. Deliliğini gücünden değil, nefretinden alıyor. Bu nefretiniz hiç bitmedi. Zekeriya’yı kestiniz, İsa’yı çarmıha gerdiniz, Hüseyin’in bedenini ezdiniz. Ama içiniz soğumadı. Soğumaz da. Nasıl soğusun ki? Bu da sizin kaderiniz: Efendiliğiniz size değil bize bağlı. Hasmınız size boyun eğmedikçe efendiliğinizi nasıl hissedeceksiniz ki?
Yanlış anlamayın. Zeki olduğunuzu kabul ediyorum. Direnen her insanı şaşırtan oyunlarınız var. Akıl sır ermez tuzaklar kurma kabiliyetiniz var. Yaptığınız planların torunlarımıza ve onların da torunlarına yetecek kadar çok olduğuna eminim. Fakat her defasında buna aldanmayan birileri de çıkıyor. Nasıl olduğunu sadece Allah biliyor; ne siz biliyorsunuz ne de biz. Bu nasıl bir hesap kimse bilmiyor. Atanız Firavun’u ve onun düşmanını hatırlıyor musunuz? Musa yasak yılda doğmuş, onun arayan gözlerin içinde büyümüş, Firavun’un ömrü onu aramakla geçmiş ve ona ulaşamadan bitmişti. İşte o günden beri tedirgin ve kaygılısınız. Çok hesap yapıyor, çok para harcıyor, çok tuzak kuruyor ama gün geliyor burnunuzun dibini görmüyorsunuz. Nasıl olduğunu ne biz biliyoruz ne de siz. Sadece Allah biliyor.
Kısacası Amerika’ya şunu söylemek istiyorum: Amerikancılar bilmez belki ama siz biliyorsunuz ki, bu çok eski bir mücadele; binlerce yıllık. Çok insan öldürdünüz, çok insan kandırdınız. Allah var elinizden gelenin en iyisini yaptınız. Çoğu zaman başarılı da oldunuz. Fakat her defasında karşınıza birileri dikildi. Dedim ya, bunun nasıl olduğunu kimse bilmiyor. Onlara dokundunuz ama teslim alamadınız. Öldürdünüz ama boyun eğdiremediniz. Herkesi kandırsanız da sizi tanıyan birileri çıktı. Bin bir maskenin ardına saklansanız da sizi tanıyan birileri hep var oldu. Siz de onları tanıyorsunuz. Unutmanız mümkün mü?
Son olarak Yahya Sinvar’ı şehid ettiğiniz günle ilgili bir şey sormak istiyorum. Siz ki, propagandanın tanrısısınız. Halka bir şey göstereceğiniz zaman noktasına-virgülüne, jestine-mimiğine her şeyine dikkat edersiniz. Fakat siz de biliyorsunuz ki, o gün şu dünyada olmasını en son isteyeceğiniz şey oldu. Kimin aklından geçerdi ki, Sinvar elindeki asayı size fırlatırken sizin de onu kameraya alıp bütün dünyaya yayacağınız. O gün onun kahramanlığını ve eğilmez duruşunu kendi elinizle sonsuza kadar yaşattığınızı anladınız. Hep bir şeyler eksik kalıyor değil mi? Bunca gözetleme aygıtınıza rağmen, hep göremediğiniz bir şeyler oluyor değil mi?
Bu körlüğün size atanız Firavun’dan miras kaldığını biliyorsunuz değil mi?
İyi de neden kurtulamıyorsunuz bundan? Onca teknolojiye, paraya, adama rağmen? Bunun nasıl olduğunu çok düşündüm, eminim siz bizden daha çok düşünmüşsünüzdür: Bu hatanın bir şifresi, bir kodu, bir algoritması var mı? Ama inanın kimse bilmiyor, sadece Allah biliyor. Bildiğimiz tek bir şey var: Yenileceksiniz.
“Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında siz de gerçeği bileceksiniz”
@TalhaACARLIOGLU Hakikati aramayan Algı ve manipülasyonlarla inanmaya başlar medya gibi bir fasık ın her videosunu hakikat gören bir güruhla karşı karşıyayız nedesek boş zombi gibi sadece odaklandığıyla kalıyor düşünemiyor akledemiyor sorgulayamıyor kendisi için bile ne iyi ne kötü ayırt edemiyor
Birinci kadın: "Rusya'ya gittiğini söylediler... Rusya'ya gittiğini söylediler... Ama o kendi vatanında şehit oldu! "
İkinci kadın: "Efendim, o halkın askeriydi, halkın hizmetkarıydı..."
Üçüncü kadın: "Ona çok, çok haksızlık yapıldı..."
Dördüncü kadın: "Ondan nezaket ve incelikten başka bir şey görmedim."
Bu savaş tarihe şu şekilde geçecek: İsrail'e yapılan bütün saldırılar İran topraklarından, İran'a yapılan bütün saldırılar ise Müslüman ülkelerin topraklarından ve hava sahalarından yapıldı.
Savaş zamanlarında düşmanın yalan ve şaibelerine sarılanlar zelzele zamanı yer altından ortalığa saçılan böcekler, kertenkeleler ve kör fareler gibidir. Bunların asaletleri, bilgileri, gayeleri yoktur. Bunlar sadece, kemirmeyi ve yırtmayı bilirler. Bunların bu dünyada içtikleri yalan, öte dünyada içecekleri irindir.
Köpük gider ve qum kalır; bunlar hakikate hiç bir zarar veremezler.