Eğitimde ezberleri bozuyoruz. Bir çocuğun başarısının önündeki sınırları kaldıran şeyin, unvanlardan ziyade öz farkındalık olduğuna inanıyoruz.
Bilgi almak için
📞0212 236 74 41 - 0533 236 20 05 (Whatsapp)
11 yıl önce bugün, barış ve kardeşlik için yollara düşen 33 düş yolcusu, IŞİD tarafından Suruç’ta katledildi.
Cihatçı katiller ve işbirlikçileri mutlaka hesap verecek. Suruç için adalet mücadelesi sürecek.
Konya Yolu'nda Yedi Takla Attı… Özlem Gürses Aslında Kim?
Bir insanın hayatı kaç saniyede değişebilir?
Özlem Gürses için bu süre, önüne çıkan kamyonu fark etmesiyle direksiyonu kırması arasında geçen birkaç saniyeydi.
O sabah Ankara'da ofisine gitmekte olan genç bir mimardı. Sekiz aylık evliydi. Düzenli bir işi, kurulu bir evi ve ailesinin onun için hayal ettiği güvenli bir geleceği vardı.
Sonra Konya Yolu'nda önüne bir kamyon çıktı.
Direksiyonu kırdı.
Araç kontrolden çıktı ve tam yedi takla attı.
Otomobil durduğunda kalçası ve omurlarında kırıklar vardı. Ancak asıl sorun henüz fark edilmemişti. Sol kalçasındaki kaslar erimeye başlamıştı.
Doktorlar zamanla iyileşeceğini söylüyordu. O ise vücudunda bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyordu. Israrla aynı cümleyi kuruyordu:
"Ben iyi değilim."
Uzun uğraşlar sonucunda bir beyin ve sinir cerrahını kendisini ameliyat etmeye ikna etti. Ameliyat günü belirlendi.
Fakat operasyondan bir gün önce bu kez doktor kaza geçirdi. Yazlığında düşerek dizini ağır şekilde yaralamış, kendisi ameliyat olmak zorunda kalmıştı.
Özlem Gürses'e başka bir doktora gitmesi önerildi.
Gitmedi.
Aylarca bekledi.
Yoğun fizik tedavi gördü. Büyük bir mücadeleden sonra yeniden ayağa kalktı ve yürümeyi başardı. Ancak sağ bacağı, sol bacağından bir miktar daha kısa kaldı.
Kazanın ardından yalnızca bedeni değişmedi.
Evliliği sona erdi.
Mimarlığı bıraktı.
Ankara'da kurduğu hayatın neredeyse tamamı birkaç ay içinde dağıldı. Artık ne eski mesleğine ne de eski yaşamına ait hissediyordu. Fakat nereye ait olduğunu da bilmiyordu.
Bir gece pijamalarıyla kanepede otururken televizyonu açtı.
Ekranda Ali Kırca'nın sunduğu Siyaset Meydanı vardı.
Alt yazıda programa halktan katılımcılar arandığı yazıyordu.
Faks makinesinin başına geçti.
Düşüncelerini yazdı.
Gönderdi.
Kısa süre sonra telefon geldi.
Programa davet edilmişti.
Ertesi gece stüdyoya gitti.
Program sabaha karşı sona erdi.
Çıkışta Ali Kırca yanına geldi ve hayatını değiştirecek şu soruyu sordu:
"Bizim mesleği denemek ister misin?"
Özlem Gürses'in gazetecilik yolculuğu bir medya okulunda ya da haber merkezinde başlamadı.
Konya Yolu'nda hurdaya dönen bir otomobilin içinde başladı.
Çünkü o kaza yaşanmasaydı, belki mimarlığı bırakmayacak, o gece televizyonun karşısına oturmayacak, o faksı göndermeyecek ve Ali Kırca ile hiç karşılaşmayacaktı.
Bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük bir fırsat değildir.
Bazen sıradan görünen bir sabah çıkar karşınıza.
Önce bütün düzeninizi altüst eder.
Sonra sizi hiç aklınızdan geçmeyen bambaşka bir yola çıkarır.
O gün araçtan ağır yaralı çıkarılan genç mimar, yıllar sonra Türkiye'nin tanınan gazetecilerinden biri oldu.
Bir bacağı hâlâ diğerinden biraz daha kısa.
Pantolon paçalarından biri hâlâ biraz daha uzun.
Ama artık buna takılmıyor.
Çünkü bazı izler, insanın eksik kaldığını değil; nereden ayağa kalktığını gösterir.
Suruç Katliamı'nın üzerinden 11 yıl geçti…
Katliamın yaşandığı gün de Suruç'taydım. O günün acısını unutmak mümkün değil. Aradan 11 yıl geçti; ancak ne acı dindi ne de adalet yerini buldu.
Suruç Katliamı, önlenebilir bir katliamdı. O dönemde IŞİD'in Türkiye'deki yapılanmasına, sınır hareketliliğine ve yarattığı tehdide ilişkin sayısız uyarı yapılmıştı. Meclis'te araştırma önergeleri verdik, genel görüşme istedik, soru önergeleri sunduk, raporlar hazırladık. Bütün bu uyarılar dikkate alınmadı.
Katliamdan sonra da etkin ve gerçek anlamda bir adalet mekanizması işletilmedi. Davaları yıllardır takip ediyoruz. Duruşma salonlarında evlatlarını kaybeden annelerin, babaların ve yakınlarının adalet arayışına defalarca tanıklık ettim. On bir yıldır değişmeyen tek şey, ailelerin dinmeyen acısı ve adalet beklentisidir.
Bugün bir kez daha ifade ediyorum: IŞİD, insanlığa karşı suçlar işlemiş küresel bir cihat ve terör örgütüdür. Bu örgüte karşı zamanında gerekli siyasi ve hukuki tedbirlerin alınmamasının, göz yumulmasının ve ihmaller zincirinin bedelini masum insanlar canlarıyla ödedi.
Gerçeklerle yüzleşmeden, ihmaller ortaya çıkarılmadan ve sorumluların tamamı hukuk önünde hesap vermeden adalet sağlanmış olmaz. Adalet yalnızca mahkeme kararlarından ibaret değildir; hakikatin ortaya çıkması ve kamu vicdanının tatmin edilmesi de adaletin ayrılmaz parçasıdır.
Suruç'ta yitirdiğimiz 33 canı unutmayacağız. Onların düşlerini, barış umutlarını ve adalet mücadelesini yaşatmaya devam edeceğiz.
Adalet arayışından vazgeçmeyeceğiz. Suruç için adalet, herkes için adalet.
20 Temmuz 2015'te Suruç'ta yaşamını yitiren 33 genç insanımızı saygı, özlem ve büyük bir acıyla anıyorum.
#SuruçKatliamı #Suruç #20Temmuz
Perşembe Yaylası'ndaki maden protestosuna küçük çocuğun sözleri damga vurdu: "Daralıyorum, savaş makineleri gibi gelip Her yeri yok ediyorlar"
Ordu'nun Aybastı ilçesindeki Perşembe Yaylası'nda maden sondaj çalışmalarına karşı düzenlenen protestoda, yaşam alanlarını korumak için bir araya gelen yöre halkına küçük bir çocuk da destek verdi. Doğaya sahip çıkılması çağrısı yapan çocuğun açıklamaları eylemin en dikkat çeken anlarından biri oldu.
Ordu'nun Aybastı ilçesinde bulunan Perşembe Yaylası'nda maden sondaj çalışmalarına tepki gösteren vatandaşlar, yaşam alanlarını korumak amacıyla yeniden bir araya geldi. Yöre halkının katıldığı protestoda, küçük bir çocuğun yaptığı konuşma eyleme damga vurdu.
Doğup büyüdüğü yaylanın yıllar içinde büyük değişim yaşadığını anlatan çocuk, bölgenin doğal güzelliklerinin yok olmaya başladığını belirterek buna üzüldüğünü söyledi.
"Altı yıl önce geldiğimde buralar çok güzeldi. Şimdi hiçbir şey kalmamış. Doğanın güzelliğini bitiriyorlar." ifadelerini kullanan çocuk, sondaj çalışmalarının doğaya zarar verdiğini savundu.
Sondaj yapılan alanlarda çevresel önlemlerin yeterince alınmadığını da öne süren çocuk, koruyucu malzemelerin kullanılmadığını iddia ederek bunun bölgedeki hayvanlar için tehlike oluşturduğunu dile getirdi.
"Köylerimizi, yaylalarımızı mahvediyorlar. Burada yaşayamayacağız. Savaş makineleri gibi gelip her yeri yok ediyorlar." sözleriyle yaşadığı endişeyi anlatan küçük çocuk, doğaya zarar verilmemesi çağrısında bulundu.
Konuşmasının sonunda ise, "Biz bu talanı kabul etmiyoruz. Doğamızı korumak istiyoruz." diyen çocuğun sözleri protestoya katılan vatandaşlar tarafından alkışlarla karşılandı.
Değerli Dostlar,
Şükrü Erbaş, Sitem Taşları kitabında diyor ki;
“Beklenti iyi bir şey değil. Çünkü beklemek, başlanabilecek bir eylem değil. Başlanmayan bir şeyden bitişe yönelik bir dilek ummak ise ham hayal…”
Ne yazık ki insan o ham hayalin tuzağına defalarca düşüp, hüsrana uğrayabiliyor.
O nedenle F1 tipi cezaevi asla bir cennet değil. Ancak Hallac-ı Mansur “cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir” diyor. Çok şükür bugüne dek yazdığınız yüzlerce mektup sesimi duyduğunuzu gösterdiği için burası asla bir cehennem de olmadı.
Yalnızlık; derinliği, sessizliği, uzakları, hayal kurmayı, umut etmeyi öğreten bir yaşama mucizesi. Yazmak ve okumaksa yalnızlığın can bulması. Bunun en güzel sonucu da anlamaya başlamak oluyor galiba. Anlamak iyileştiriyor. Geriye birbirimizin kulağına ulaşacak, kalbine dokunacak sözleri bulmak kalıyor.
Bugün Aşık Veysel’in bir sözünü sizlere ulaştırmak istiyorum. Dilerim kalbinize dokunur.
“Güzel sev..!” diyor Veysel.
Kendinden önceki bin yılı, yaşadığı yüzyıla taşıyan, yaşadığı yüzyılı, gelecek bin yılların ruhuna üfleyen Veysel’in dediği aklınıza yatıyorsa, gidip güzel mi seversiniz yoksa sevdiğinizi güzel mi seversiniz, size kalmış. Yine sık sık kısa da olsa aforizmalar, güzel sözler paylaşmaya devam edeceğim.
Sağlıcakla kalın.
14 Temmuz 2026
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63, Buca – Kırklar
Değerli yol arkadaşlarımız,
“CHP İletişim” hesabımız artık “Özgür Özel İletişim” (@ozgurozeliletsm) adıyla yoluna devam ediyor. Sesimizi daha güçlü duyurmak, dayanışmamızı büyütmek için hep birlikte takip edelim, çevremize de ulaştıralım.
Birlikte daha güçlüyüz.
#Lider
İstanbul’da yaşayan bir kadın, yıllar önce yaşadığı bir anıyı anlatarak, eşinin hastalarından birinin Küçük Çamlıca yamaçlarında yaşarken temiz hava sayesinde birçok hastalığının iyileştiğini söylemesi üzerine, taksiye binerek hastasının yaşadığı arsaya gittiğini anlattı.
Çare kolektif mücadelede.
Değerli hocalarımız yerinde tespit ve önerilerde bulunmuşlar. İş ki seslendikleri mecralarda dikkate alınsalar.
Demokrasi ve özgürlükler mücadelesinde halkın safında olan siyasi parti ve yapıların, halkın doğrudan öznesi olduğu toplumsal eyleminin öncüsü ve örgütleyicisi olduğu ölçüde görevlerini yapmış olacakları açıktır.
İşçi ve emekçilerin hasbelkader örgütlü olduğu sendikalar, emek meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, yurttaş platformları tüm üye ve çevrelerini harekete geçirdiğinde büyük bir cephenin örülmesi mümkündür.
Böylelikle hiçbir yurttaş çıkış yolunu kendisi dışında bir yerde aramayacak; örgütlü toplum, tartışılan ve iktidarı bir ölçüde sorgulayacak olan (erken) seçimi ve sonuçlarını da güvenceye alacaktır.
Alanlardan sesini yükselten bu toplumsal talepler etrafında birleşmiş hareket yoksullaşmaya, savaşa, sömürü ve baskılara karşı karşı bir halk seçeneğinin örülmesinin de yolu olacaktır.
Kurtuluş yok tek başına diyorsak ve bu benimseniyorsa yapılması gereken budur.
https://t.co/fkJJQe0qDk
“Belime kadar kara gömülüysem,
sebebi kışın uzun sürmesi değil,
baharın hazırlanıyor olmasıdır.
Güneş buradaysa, umut da buradadır.
Her kışın bir baharı vardır.”
Bu hanımefendi sadece kuşları beslemekle kalmamış, onlar için tam anlamıyla bir açık büfe hazırlamış! Hiç bir kuşu elinizden yemek yedirmeyi başardınız mı?