Ben İrem . Kerem’in İremi . Yaşadıklarına ah vah diyip kendi hayatınıza şükrettiğiniz bir kaç yüz insandan sadece biriyim . 6 Şubat’ta Ali Babaoğlu ve Hacı Mehmet Ersoy’un ölüm tuzağına düşen anne babamı ve kardeşimi evimizde kaybettim. 2 yıldır her gün adalet diye yalvardım. Ama katiller hala arsızca keyfine bakıyor ve nefes alıyor . Bildiğim bilmediğim ne varsa aldığım her nefesi onların katillerinden hesap sormak için harcadım . Keremi 12 Şubat’ta (6.gün) annemi 14 Şubat’ta (8.gün) buldum . Bu fotoğraf sabaha karşı bulduğumuz annemi defnettikten sonra ; tekrar Kerem’in mezar yerini bulabilecek miyiz diye gittiğimizde çekilmiş . Mezar yerini tespit için . Babamı enkazda kaldırılmadık , bakılmadık tek bir taş bırakmayana kadar aradım . Ama bulamadım. Sevgili AFAD bulduğu cansız bedeninin teşhis edilemeyecek durumda olduğuna kanaat getirmiş ve yana yakıla aradığım babamı ben varken ve onun cansız bedeni için bile dünyayı yakabilecekken “KİMSESİZLER MEZARLIĞI”na defnetmişler. Ben İrem . 6 Şubat’ta öldüm . Ama kimse ne ölümü bulabilir ne de eski İrem’i . Ne sizden biri ne gidenlerden biri olabildim . Ben bu dünyanın arafında kaldım . #deprem #6subat2023 #DepremiUnutmaUnutturma #6Subat2Yıl #palmiyesitesi #palmiyesitesiiçinadalet
Üstünlük insanoğlunda değil, doğadadır. Ne zaman ki bunu kabul eder, bu yüce kaynağın kıymetini bilir, onun dengeli kullanır ve koruruz işte o zaman bu afetler diner…
Kendimizi tatmin etmek adına, var gücümüzle sürdürmeye çalıştığımız üstünlüğümüzü elimizde tutmak adına manipüle ede ede baskıladığımız her denge, doğanın gereğince, birgün dönüp bunu bizlere ödetecektir.
.
Carl Sagan'ın ölüm yıl dönümü bugün.
1990'da Voyager 1 uzay aracı, Dünya'nın 6 milyar kilometre uzaktan fotoğrafını çekmişti. Bunun üzerine Carl Sagan, bu "Soluk Mavi Nokta" hakkında şu destansı sözleri kaleme almıştı:
Yargılamayalım derken bazen saçmalıyoruz. Hal durumunu abartıp, etrafına sıçratanları biraz da yargılamak mı gerekiyor bilemedim. Hani neden kendini göstereceksin diye benim üstümü başımı batırıp, pisliğine maruz bırakıyorsun. Değil mi?
bazı düşünceler, davranışlar öyle akılsızca görünür ki, altında katmanlı şeyler ararız. "bu kadar açık bi şeyi görmüyor olamaz. kesin çok zekice bi planı var." deriz. oysa o kadar da salak olamaz dediğimiz insanlar genelde sandığımızdan çok daha salak çıkar. overthinking beladır.
zorunda olmadığını, hepimizin kendince bir yaradılışı olduğunu ve ihtiyaçlarının değişkenlik gösterebildigini kabul edebilsek. Arkadaşlar bazen ağır yaralaniyoruz, iyilesmek zaman aliyor. Saygı ve dozunda empati her şeyi çözer, dostluk da bunu gerektirir. Kızdım durup duruken.
Duygularıma tercüman bir paylaşım. Mesela, komiktir, duygusal çöküş yaşadığım bir dönemde kendimi toplayabilmek için bir süreliğine inzivaya çekildim, dinlenmeye daha önce hiç olmadığı kadar ihtiyacım vardı... ve ne oldu biliyor musunuz?
Canımızın istediği herkese, canımızın istediği saatte, canımızın istediği şekilde ulaşamayız. Hiçbirimizin böyle bir hakkı yok ama tuhaf bir biçimde bu hakka sahipmiş gibi davranıyoruz.
“Sana mesaj attım dönmedin, aradım ama açmadın, görüldü attın ama yazmadın, o esnada çevrimiçiydin ama mesajımı açmadın” gibi yakınmalarla hepimiz muhatap olmuşuzdur. Fakat hiçbirimiz gelen mesajı ya da aramayı anında açmak, cevap vermek zorunda değiliz. O anlık modumuz, zihin dünyamız, halimiz buna müsait olmayabilir. Canımız o an o telefonu açmak istemeyebilir ve inanın bu nezaketsizlik değildir.
Ulaşmaya çalıştığımız kişi bir proje, ödev, yazı üzerinde çalışıyor olabilir. Ya da hayatının o döneminde insanlardan uzaklaşmak, kimseyle konuşmamak, sadece kendi iç dünyasına odaklanmak istemiş olabilir. Her ne kadar unutsak da insanın yalnız kalmak, tefekkür etmek, tek başına düşünüp dertlenmek gibi ihtiyaçları da vardır.
Fakat modern dünya, insanın kendi başına kalmasını reddediyor ve bizi sürekli online kalan “kullanıcılara” dönüştürüyor. Bu hastalıklı tavır da giderek bir norm haline geliyor. Size ulaşamayan, sizden cevap alamayan herkes, kötü bir davranış yapmışsınız gibi tavır takınıyor, bazen de küsüp aranızdaki iletişimi sonlandırıyor.
Önemli hatırlatma: Bir telefona sahip olmamız, insanlara, bize istedikleri an ulaşıp zihnindekileri boca etme hakkını vermez.
Sadece arkadaşlık ilişkilerinde değil iş ilişkilerinde de bu hususa dikkat edilmeli. Mesai saati bittikten sonra insanların yakalarından düşün. Arama, mesaj, maille insanlara iş buyurmayın. Verdiğiniz üç-beş kuruşla insanların hayatının tamamını satın almış olmuyorsunuz. İnsanların hayatı sizin o çok önemli ve acil zannettiğiniz işlerden katbekat daha değerli ve önemli. Biliyorum ki bunu söyleyene de kapıyı işaret ediyorsunuz ama en azından yaptığınızın yanlış olduğunu birilerinin yeniden hatırlatması önemli.
Ezcümle: Yaşamak, üretmek ve anlamı bulmak için insanın bazen derinleşmesi, uzaklaşması, içine kapanması gerekir. Böyle zamanlarda insanlar telefonunu kapatmak, mesajlara, aramalara, komik videolara dönmemek isteyebilir. Lütfen insanların ulaşılamama hakkına saygı gösterin.
Kendimi iyi hissetmedigimi defalarca (o da kırılmasın diye) belirtmeme ragmen 20 yıllık arkadaşım beklediği ilgiyi göremediği için küstü. Bazen çok benciliz. Keşke, her şeyin her zaman istediğimiz gibi gidemeyecegini, kimsenin karsidakinin beklentileri dogrultusunda ilişki sunmak