Bakanlık cesaret edebilirse desin ki;
“Herkes okul müdüründen,ilçe milli eğitim müdürüne kadar kim mobbing yaptıysa detaylıca yazsın,hepsini tek tek inceleyeceğiz”,ülkedeki yönetici kadrolarının %70’i değiştirilir.”
Böyle bir arınma gününe ihtiyaç var!
#Irmaköğretmeniçinadalet
MAMA SEKTÖRÜNDEKİ BÜYÜK PARA: ÇAĞATAY PET FOOD, IFC ORTAKLIĞI VE CEVAP VERİLMESİ GEREKEN SORULAR.
Türkiye son yıllarda sokak köpekleri tartışmalarını konuşuyor. Televizyon ekranlarında saldırı haberleri, sosyal medyada paylaşılan görüntüler, belediyelerin bütçeleri, yeni yasal düzenlemeler ve bir türlü çözülemeyen bir sorun...
Ancak bu tartışmaların gölgesinde büyüyen başka bir gerçek daha var.
Sokak köpekleri meselesi büyürken, evcil hayvan maması sektörü de olağanüstü bir hızla büyüyor. Bu büyümenin en dikkat çekici örneklerinden biri ise İzmir merkezli Çağatay Evcil Hayvan Mamaları ve Yem Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Şirketin kamuya açık verileri incelendiğinde ortaya dikkat çekici bir tablo çıkıyor. 2023 yılında yaklaşık 244 MİLYON TL matrah beyan eden şirketin tahakkuk eden vergisi yaklaşık 59.1 MİLYON TL olarak görülüyor. Bir yıl sonra, 2024 yılında matrah 248.6 MİLYON TL seviyesine yükselirken tahakkuk eden vergi yaklaşık 60 MİLYON TL'yi aşıyor. Asıl dikkat çekici sıçrama ise 2025 yılında yaşanıyor. Şirketin beyan ettiği matrah 507.6 MİLYON TL'ye yükselirken tahakkuk eden vergi 120 MİLYON TL seviyesine ulaşıyor.
Rakamların söylediği şey açık. Şirket yalnızca büyümüyor. Adeta ölçek değiştiriyor. 2023 yılında yaklaşık 244 MİLYON TL olan matrahın iki yıl içerisinde 507 MİLYON TL seviyesine ulaşması, şirketin faaliyet hacminde çok ciddi bir genişleme yaşandığını gösteriyor.
Bu büyüme tesadüf mü?
Tam da bu noktada 2025 yılında gerçekleşen çok önemli bir gelişme karşımıza çıkıyor.
22 Eylül 2025 tarihinde Dünya Bankası Grubu'nun yatırım kuruluşu olan IFC (International Finance Corporation), Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Türkiye'nin en büyük özel sermaye fonlarından biri olan Turkven'in Çağatay Pet Food'a ortak olduğu açıklandı.
Bu sıradan bir kredi anlaşması değildi. Bu kurumlar şirkete borç vermedi. Şirkete ortak oldu. Yani Çağatay Pet Food'un gelecekteki büyümesine doğrudan yatırım yaptılar.
Peki neden?
Resmİ açıklamalara bakıldığında cevap net. Şirket bugün Türkiye'nin en büyük kuru mama üreticilerinden biri olarak tanımlanıyor. 55'ten fazla ülkeye ihracat yapıyor. Türkiye'nin en büyük pet ürünleri e-ticaret platformlarından birini işletiyor. Yeni yatırımlarla üretim kapasitesini yaklaşık üç kat artırmayı hedefliyor.
Uluslararası yatırımcıların gördüğü tablo bu.
Fakat burada başka bir soru ortaya çıkıyor.
Dünya Bankası Grubu'nun yatırım kolu neden Türkiye'deki bir mama şirketine ortak olur?
Bu sorunun cevabı aslında sektörün büyüklüğünde saklı.
Bir zamanlar yalnızca birkaç ithal markanın hakim olduğu pet food pazarı bugün MİLYARLARCA DOLARLIK küresel bir endüstri haline gelmiş durumda. Türkiye de artık bu zincirin yalnızca tüketici tarafında değil, üretici tarafında da yer alıyor. Yerli üreticiler Avrupa'ya, Körfez ülkelerine, Asya'ya ve Amerika'ya ihracat yapıyor.
Çağatay Pet Food da bu dönüşümün en önemli oyuncularından biri olarak öne çıkıyor.
IFC'nin geçmişine bakıldığında da ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. IFC bugün dünyanın dört bir yanında enerji, bankacılık, tarım, altyapı, teknoloji ve sanayi yatırımları yapan dev bir kurum. Yüzlerce şirkete ortak oluyor. Milyarlarca dolarlık finansman sağlıyor. Türkiye'de de yıllardır bankalardan enerji şirketlerine, üretim tesislerinden sanayi kuruluşlarına kadar çok sayıda yatırımın içerisinde yer alıyor. Dolayısıyla IFC'nin bir şirkete ortak olması yalnızca finansman anlamına gelmiyor. Aynı zamanda o şirketin uluslararası yatırımcıların radarına girdiğini de gösteriyor.
İşte bu nedenle Çağatay Pet Food'un hikayesi yalnızca bir mama şirketinin hikayesi değil. Aynı zamanda Türkiye'de büyüyen bir sektörün hikayesi.
Fakat hikayenin başka bir tarafı daha var.
Son yıllarda belediyelerin sokak hayvanları için açtığı mama ihaleleri dikkat çekici boyutlara ulaştı. Türkiye'nin farklı şehirlerinde milyonlarca kilogramlık mama alımları yapıldı. YÜZ MİLYONLARCA LİRALIK bütçeler ayrıldı.
Bir tarafta sokak hayvanı sayısındaki artış.
Bir tarafta belediyelerin büyüyen mama bütçeleri.
Bir tarafta her yıl büyüyen pet food sektörü.
Diğer tarafta ise çözülemeyen bir sokak hayvanı sorunu.
Elbette buradan hareketle herhangi bir şirketin veya yatırımcının sokak hayvanı sorununun devam etmesini istediği sonucuna ulaşılamaz.
Ancak kamuoyunun şu soruyu sorması da son derece doğaldır.
Türkiye'de sokak hayvanları etrafında oluşan ekonomik ekosistemin büyüklüğü tam olarak nedir?
Belediyelerin son beş yılda yaptığı toplam mama harcaması ne kadardır?
Bu harcamaların ne kadarı hangi üreticilere gitmektedir?
Sektördeki büyüme ile sokak hayvanları politikaları arasında ölçülebilir bir ilişki var mıdır?
Bugün elimizde kesin cevaplardan çok sorular var. Fakat rakamlar bize bir şeyi net biçimde gösteriyor.
Çağatay Pet Food'un 2023 yılında yaklaşık 244 MİLYON TL olan matrahı iki yıl içinde 507 MİLYON TL seviyesine çıkıyorsa, IFC, EBRD ve Turkven gibi küresel ve bölgesel yatırım devleri bu şirkete ortak oluyorsa, Türkiye artık yalnızca sokak köpeklerini tartışan bir ülke değildir.
Aynı zamanda sokak hayvanları, evcil hayvan ekonomisi, uluslararası yatırım fonları, belediye harcamaları ve büyüyen mama endüstrisinin kesiştiği çok daha büyük bir ekonomik alanın da merkezinde bulunmaktadır.
Belki de bugün sorulması gereken, "Türkiye'de insanlar sokak köpeklerini tartışırken, perde arkasında büyüyen pet food ekonomisinin gerçek büyüklüğünü kaç kişi görüyor?" sorusudur.
Türk kamuoyunda çok bilinmeyen bir gerçek. İsrail başıboş köpekleri itlaf ediyor. Hatta kırsalda toplamakla bile uğraşmayıp direkt vuruyorlar. Yahudi boşa para harcar mı?
Bizi de resmi rakamlara göre 4 milyon köpeğe barınakta bakmaya ikna ettiler. Bu bütçe savunma sanayide kullanılabilirdi.
@manikataky@1raconteur Evet bunu yeni atanan bir bayan söylemişti, başka iğrenç şeyler de duyuyoruz. Tabi zan yerine MEB aratirmali. Gerçek ortaya çıkarılmalı. Yanlış varsa duzeltilmeli
Mehmet Azimli hoca Taberi tarihinin tamamını ilk defa Türkçeye çeviriyor. Bazı ilahiyat profesörleri kendisine kızmış yahu niye tamamını çeviriyorsun demişler. O da İngilizceye, Fransızcaya, Almancaya çevrilmiş niçin çevirmeyeyim demiş. İlk çeviriler batılılar tarafından 18. yüzyılda başlamış. Çünkü en temel İslam tarihi kaynağı kronolojik olarak Taberi’dir
Demişler ki orada ki rivayetleri halk görür iyi olmaz ! Biz şimdiye kadar bazı şeyleri saklayıp uygun olanlarını yorumluyorduk. Şimdi sen çevirirsen herkes her şeyi okuyacak.
Mehmet hocada ‘Tarihinize dininize güvenmiyor musunuz’ mealinde bir cevap vermiş.
Not: Halkın vergileri ile beslenen DİB’nın bugüne kadar (~1000 yıldır) Türkçeye çevrilmemiş bir kitabı elindeki büyük kaynaklara rağmen çevirmemesinin çok şüphe çektiğini ben de birkaç kere yazmış ve bunun nedeni olarak da “Çünkü hayvan terli” demiştim !
Bir “rookie” ilahiyat araştırma görevlisi de benimle polemiğe girmiş ve bana özet çevirileri örnek göstermiş ve beni İslam düşmanı olarak tanımlamıştı :)
Yaklaşık 1000 yıl sonra ilk defa Taberi tarihini Türkçe’ye çevirecek olan üretken bir akademisyen olan Mehmet Azimli hocaya teşekkürler ve kolay gelsin dileklerimi iletiyorum. Bu arada Taberi tarihinin İngilizce çevirisinin 40 cilt olduğunu da not edelim.
Milli Eğitim Bakanlığına
Hava sıcaklıklarının artması nedeniyle öğrencilerin ders ortamında zorlandığı görülmektedir. Bu nedenle yaz tatilinin daha erken bir tarihe alınmasının değerlendirilmesini talep ediyoruz.
Gereğini arz ederim
Irmak öğretmenim,
Seni o kadar iyi anlıyorum ki…
Mesleğin ilk yıllarında “sözleşmeli” olmanın omza yüklediği o baskıyı, susmak zorunda bırakılmayı…
Ben de ilk görev yerimde benzer şeyler yaşadım. Şanlıurfa’da merkeze 90 km uzaklıktaki bir köy okuluna atanmıştım. Her gün 180 km yol gitmem sağlık olarak mümkün değildi, lojmanda kalmak istedim. Müdür, lojmanın 1+1 olduğunu ve kalırsam 8 kişi aynı odada yaşayacağımızı söyledi.
Mecburen merkezden ev tuttum. Sonra öğrendim ki lojmanlar aslında 2+1’miş. Müdür de sevgilisi de ayrı lojmanlarda tek başına kalıyormuş.
Okul servisini kullanmaya başladım. Eylül ayında sadece 1 gün kullandığım servis için benden 1 aylık ücret istendi. “Bu haksızlık” dediğimde ise “O zaman bundan sonra taksiyle gelirsin” cevabını aldım.
Bugünkü aklım olsa elbette susmazdım. Hakkımı aramayı da bilirdim, ortalığı ayağa kaldırmayı da… Ama o gün sustum.
Çünkü mesele hakları bilmemek değildi.
Mesele, insanın arkasında kimsenin durmayacağını düşünmesiydi.
Servis şoförüne karşı çıksam okula gitmem zorlaşacaktı. Müdürü şikâyet etsem, yıl sonunda “adaylık” adı altında yine onun değerlendirmesine mahkûmdum.
İlçeye gidip derdimi anlatsam, ben köye dönmeden “Bu öğretmen seni şikâyet etti” diye müdürü arayacaklarını biliyordum.
İşte insanı susturan şey bazen korku değil; yalnız bırakılacağını bilmektir.
Irmak öğretmeni yalnız bırakanlar bu yaşananların sorumlusudur.
@nurmudersin Evet Urfa hala öyle. Yeni atanan öğretmen yeri ve idareciler için genç kız avlagi. Bakanlık acilen Urfa ve tüm doğu illerine gizli takip ve soruşturma başlatmali. Çıkacak şeylere çok sasieacaklar. Yosuzlugundan ahlaksizligina herşey bulabilirler
Kutsal Devlet.. Kızcağıza müdür neler yapmış, günde 2-3 bin lira verecek şekilde bir yere sürülmüş, ses kayıtları ile durumu anlatmış, müdüründen tokat yemiş, ama sesini duyuramamış. İlçe Milli Eğitim’e gitmiştir ama müdür şikayeti duyunca delirmiştir, yazılar yazmıştır birilerine ama ses yine gitmemiştir. Bizim devlet çalışanımız asla şikayet edilemez, asla cezalandırılamaz, asla ama asla. Devlet kendini kutsal saydığı gibi, elinde güç olan ve altındaki personeli perişan eden kişileri de kutsal sayıyor. Gencecik bir kız öldü. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in her şeyi bırakıp o müdür ve şikayetleri işleme almayanlarla ilgili ortalığı ayağa kaldırmasını beklerim, bekliyorum.
doğuda özellikle köylerde okul müdürleri kendini kanuni sultan süleyman falan sanıyor maalesef. urfada görev yaparken ceketini tutması kapısını açması için kendisine yardımcı tutan müdür görmüşlüğümüz var
@rriseasone Urfa'ya MEB neden bakanlıktan bir mufettis ordusu gönderip tepeden tırnağa bir sorusturma incelme yapmıyor anlamış değilim. Urfa kadar idarecilerin kral. Faruk modunda olduğu başka yer yoktur.. bakanlık denetlemiyorsa demekki heosi pisliğe bulaşmış ve ortakalr diyorsun
"Büyük şehirlerde kediler köpeklerden daha tehlikelidir..."
1934 yılına ait bu kupürde İstanbul'da halk sağlığını korumak adına başıboş ve hasta kedilerin toplanması gerektiği anlatılıyor. Günümüzde durum nasıl? Ne düşünüyorsunuz?