@Fikret_ozer00 Gürsel Tekin, CHP'yi bölen Hain... bu kadar Cast lı dışından bir kişi de sizden çıkmış bununla mı övünüyorsun senin başarın hu kadardır... 😡
Ertuğrul Özkök’ün Kemal Kılıçdaroğlu analizine hayran kaldım...
1986 yılından bu yana profesyonel gazeteci olarak siyaseti izliyorum.
Hayatım boyunca bu kadar sinsi bir siyasi konuşma görmedim.
Bir yıldan fazladır, tartışmalı iddianamelerle içerde yatan yüzlerce partili arkadaşını böyle üç cümlede müebbete mahkûm eden bir egoizme tanık olmadım.
Milyonlarca vatandaşa böyle geri zekâlı muamelesi yapan bir siyasetçi de görmedim.
Ona 13 seçimde oy veren vatandaşlarına, onu genel başkanlıkta bu kadar uzun süre tutan partili arkadaşlarına bu kadar geri zekâlı muamelesi yapmış bir genel başkan çıkmadı.
Ne CHP’de ne de başka bir partide, ihtirası yüzünden kendini, kendi iradesi ile bu kadar aşağılara indiren bir siyasi figüre rastladım.
İnsanlar iki türlü yaşlanırlarmış. Ya bilgeleşerek ya da habisleşerek...
Hayatım boyunca ikisini de gördüm de; bu kadar hezimetten sonra, hâlâ, bu kadar habisleşen bir siyaset emeklisini hiç görmedim...
Sinsi; ama, niyetini saklayamayan bir konuşma...
Konuşmayı kim hazırladıysa, dünya sinsilik ve habislik tarihine bir baş eser k sarkıyor, sırıtıyor, akıyor…
Güya; CHP’li seçmene sesleniyor.
Yuttuk mu o bakışları ve belâgati?
Taammüden hazırlanmış bir tuzak ve onun üzerinde sarkan elbise gibi duran demode bir belâgat…
Nasıl da kendinden emin!…Nasıl da dürüstmüş gibi bir eda, bir hâl, bir tavır…
Ama; hiçbiri sahici değil, hepsi miş gibi…
Lime lime sarkıyor…
Güya; CHP’ye oy veren insanlara sesleniyor…
Dürüstlük, temizlik, arınma…
Ne hoş kelimeler değil mi?
Ama; bir dakika!…
Sayın 13 seçim kaybetmiş eski genel başkan; siz bizi geri zekâlı zannedebilirsiniz, ama; biz sizin zannettiğiniz kadar saf ve aptal değiliz.
Üstelik 13 kere hüsrana uğratılmış insanlarız biz!…
2017 referandumunda, daha sandıklar kapanmadan, sizin suskunluğunuzla değiştirilmiş bir rejimde yaşayan vatandaşlarız…
Artık yutmuyoruz o şehvetli belâgati.
Siyasetin s harfinden nasibini almış biri; asıl adresin kimler olduğunu anlar.
Çünkü sırıtıyor...
O nedenle; siyasetin s harfinden nasibini almış herhangi bir vatandaş, bu sinsi ve beceriksiz konuşmanın asıl muhatabının kendileri olmadığını anında anlamıştır…
Üstelik; asıl adresin neresi, kimler olduğu öyle besbelli öyle sırıtıyor ki!…
Biri; CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarına dava açmış Silivri savcı ve hakimleri, öteki de CHP’ye kurultay davası açan savcı ve hakimler.
Ne diyor o iki adrese?
Silivri savcı ve hakimlerine, •İmamoğlu ve arkadaşlarını içeri atmakta haklısınız.
Ortada adaletsiz bir durum yok!
Sonuna kadar gidin!
diyor…
Ya kurultay savcı ve hakimlerine?
•Siz çıkarın mutlak butlan kararını, ben partinin başına geçmeye hazırım…
Aynen böyle diyor, halkın yüzde 50’sine hayatının en büyük düş kırıklığını yaşatmış emekli siyasetçi...
Karşımızda inanılmaz bir karakter var...
13 kere seçim kaybetmiş…
14. kere de kaybetmeye azmetmiş...
Üstelik; toplumun yüzde 50’sine, belki de hayatlarının en büyük siyasi hayal kırıklığını yaşatmış bir siyasetçi…
Sokağa bile çıkamıyor ama; bir YouTuber olarak, ofisinin bir köşesinden düğmeye basıyor.
Belli ki; kendi kendine sefer görev emri çıkarmış.
CHP’yi bölecek ve bir seçim daha kaybettirecek.
Henüz savunmasını bile yapmamış partili arkadaşlarına suç etiketi yapıştırıyor.
Gözünü öyle ihtirası bürümüş ki; hukukun en basit ilkesi olan masumiyet karinesini bile unutmuş!...
İhtirası o kadar büyük ki; partisinin seçilmiş başkanlarına yapılanları meşrulaştırmak için, neredeyse, bir siyasi itirafçıdan bile ağır ruh haline girmiş.
Partili arkadaşları hakkında, henüz Silivri hakimleri bile kararını vermeden, o kararını vermiş, cezasını kesmiş, infaza gidiyor.
Kemal Bey; destekçilerinizle birlikte, o koltuğu gasp edebilirsiniz.
Hatta partiyi de bölebilirsiniz.
Ama; bilin ki, CHP’ye oy veren insanları bölemeyeceksiniz…
Özgür Özel; önce kurultayda sizi yendi, sonra sandıkta iktidarı yendi
O koltukta artık, sizin 13 hezimetinizden sonra, partiye ilk seçim zaferini kazandıran genç bir siyasetçi oturuyor.
Yılmak, durmak, dinlenmek bilmiyor…
Önce kurultay sandığında sizi yendi.
Sonra seçim sandığından birinci çıktı.
Şimdi; halkın da desteği ile, siyasi dalavere meydanında, sizi bir kere daha yenecektir ve siz de muhteris bir ihtiyar olarak evinize döneceksiniz...
2023’te, Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim sandığında, sizi yenmişti.
Bu defa; hüsrana uğrattığınız size oy vermiş insanlar sizi yenecekler ve hayatınızın sonuna kadar sizi bir yapayalnızlık evine gönderecekler.
Bu son barutunuzdu.
Attınız ve 14. defa kaybettiniz.
ERTUĞRUL ÖZKÖK
Bugün öğle civarı Samsun’da arabama yakıt alırken, servisin müdürü yanıma geldi.
60 yaş üstü bir vatandaş, kendisini tanıttı ve pat diye Özgür bey partiyi ne zaman kuruyor diye sordu. Cuma heralde dedim. Ya daha fazla uzatmasınlar artık dedi. Neden dedim. Çevremde gördüğüm herkes Özgür Özel’in kuracağı partiyi bekliyor. CHPli olanların zaten hepsi sahipleniyor da AKP ve MHP’li diye bildiğimiz insanlar hevesle bekliyorlar. Hele emekliler Özgür Özel diyor başka bişey demiyorlar. Çok büyük rüzgarı var dedi.
İran’ı yazmaya nasıl karar verdim, çok kısa anlatayım:
Bazı şeyler hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyoruz. Bunu da bazen farkına varmadan, hepimiz yapıyoruz. İran da böyle bir konuydu benim için. İran’ı bilmiyordum fakat İran’la ilgili bir fikrim vardı.
Böyle olsun istemedim. Yakın tarihini okumaya başladım. Okudukça merakımın doğru istikamette olduğunu fark ettim: Dünyanın ilk petrol kuyuları nedeniyle İran’ın halk iradesiyle yönetilmesini istemiyordu sömürgeciler. Bu nedenle 150 yıldır ülkenin iç işlerine türlü şekillerde müdahil oluyorlardı. Halkın seçtiği liderlerin yükselmesine izin vermiyorlardı.
Bu kitapta anlattıklarımın işte bu nedenle önemli olduğunu düşünüyorum: İçinde bulunduğumuz coğrafyada “bize” ait sandığımız her türlü sorun, anlaşmazlık, kavga, savaş… aslında sömürgecilerin buraların doğal kaynaklarını sömürebilmesi için üretilmiş/kurgulanmış/icat edilmiş birer araç.
İçinde bulunduğumuz birçok kavga aslında bizim kavgamız değil. Sömürgeciler kavganın her iki tarafının eline de birer sopa tutuşturup birbirinin üstüne salıyor. Dini, siyaseti, milli hassasiyetleri, kimlik meselelerini birer sopa gibi kullanıyor. İşte bu yüzden bu kitabı okuyun isterim.
Çünkü bu sadece İran’ın hikayesi değil.
Bu topraklarda yaşayan herkesin hikayesi.