Züleyhanın Yusufa olan aşkı sıradan bir aşk değildi. O bir insanın başka bir insana duyduğu tutkudan çok, ilahiyi tanıma yolculuğuydu. Züleyha Yusuf’un yüzünde öyle bir güzellik gördü ki kalbi onu bir insana ait sandı ve ona sahip olmak istedi.
Yusufun güzelliği sadece bir insana ait değildi. O Yaradanın nurunun bir yansımasıydı. Züleyha bunu anlayamadı ve kalbi yanarken Yusufu Tanrısına şikayet etti. Yıllar geçtikçe bu aşk değişti. Tutku arındı, nefs kırıldı ve geriye sadece hakikati arayan bir kalp kaldı.
İşte o anda Züleyha anladı. Kalbi aslında Yusufa değil, Yusufun Rabbine çekilmişti. Bir zamanlar Yusufu Tanrısına şikayet eden Züleyha, yıllar sonra o Tanrıya aşık olmuştu. Çünkü bazı aşklar bir insana varmak için değil, rabbe varmak için gelir (Satürn aşk karması)
peyami safa dokuzuncu hariciye koğuşunda ‘…sezeriz, fakat hiçbir şey idrâk etmeyiz. ruhumuzun içinde ikinci bir ruh her şeyi anlar fakat bize anlatmaz.’ der. çünkü bazı şeyler yalnızca içimizde yaşar. dilini bilmediğimiz bir sır gibi, bize hiçbir zaman açılmaz.
ahmet hamdi tanpınar'ın hayal kırıklığını şöyle betimlemesi çok doğru: "hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti."
bugün, şükrü erbaş’ın şu cümlesinde buldum kendimi: ‘durduğun yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inanmak.’