1- "Folik asit herkese bol bol verilir” YAPMA
Metilfolat varken körlemesine yüksek doz folik asit verme.
B12’ye bakmadan folat yükleme.
2- “B6 vitamini zararsızdır” ETME
Aylarca yüksek doz B6 kullanma.
Uyuşma–karıncalanma yapar.
3-“Demir düşüktür, bas geç” – YAPMA
Enfeksiyon varken, CRP bakmadan demir verme.
Demir bakteriyi besler.
4- “D vitamini ne kadar çok o kadar iyi” ETME
Kontrolsüz yüksek doz yükleme yapma.
Kalsiyum yükseltir, böbreği bozar.
5- “Potasyum düşükse potasyum ver” YAPMA
Magnezyum düşüklüğü varken potasyum işe yaramaz.
Önce magnezyuma bak.
Şimdi sabah akşam HPV aşısı olun diye ahkâm kesen bilim insanlarına benim şu sorumu sorabilirsiniz?
Aşıda kalan DNA’nın ne kadar olduğunu biliyoruz. Peki bu DNA, aşının diğer bileşenlerine bağlandığında vücutta nasıl davranıyor? Bağışıklık sistemini beklenmedik biçimde uyarabilir mi? Bu soru yeterince araştırıldı mı?”
Cevap versinler.
La mujer sabia por naturaleza:
En 2008, la bióloga Katie Hinde descubrió algo que la ciencia había ignorado durante siglos: la leche materna no es una receta fija, es un mensaje en constante cambio.
Mientras estudiaba macacos en California, Hinde notó un patrón extraño. Si la madre tenía un hijo varón, la leche era espesa, rica en grasas y proteínas (combustible de alto octanaje). Si tenía una hija, la leche era más abundante y cargada de calcio. ¿Cómo sabía el cuerpo de la madre cambiar la fórmula química según el sexo del bebé?
Esto la llevó a descubrir el mecanismo más fascinante de la biología humana: el "flujo retrógrado".
Durante años pensamos que la leche solo iba en una dirección (de madre a hijo). Estábamos equivocados. Cuando un bebé amamanta, el vacío creado succiona una pequeña cantidad de saliva del bebé hacia el interior del pezón de la madre.
Aquí ocurre la magia: El tejido mamario de la madre analiza esa saliva. Es un escáner biológico.
Si la saliva contiene señales de que el bebé tiene fiebre o una infección, el cuerpo de la madre comienza a fabricar anticuerpos específicos para esa enfermedad en cuestión de horas.
Si el bebé está estresado, la leche cambia sus niveles hormonales (como el cortisol) para influir en su temperamento.
La leche cambia de la mañana a la noche. Cambia si el bebé está enfermo. Cambia si es niño o niña.
Como concluyó Hinde: "La leche materna es comida, es medicina y es señal". Es el sistema de comunicación más sofisticado de la naturaleza, una conversación silenciosa entre dos cuerpos que ni siquiera la tecnología moderna ha logrado replicar por completo.
Validación histórica y científica, Katie Hinde, PhD - Laboratorio de Lactancia Comparativa, Arizona State University. Este contenido es informativo y educativo. #fblifestyle
She was sent to hospice to die. 😔
A 60-something woman from Nebraska. Stage 4 lung cancer. Both lungs. Bones. Inoperable.
Originally diagnosed in 2020. Chemo. Radiation. 18 months of remission.
Then it came back. Aggressive. Metastatic. Everywhere.
She tried Keytruda – didn't work. Then carboplatin and Alimta – toxicity after the first cycle.
Her oncologist said: "There's nothing left."
Hospice. That was the plan.
Her daughter refused to accept that.
She reached out to me. Desperate. Scared. Looking for anything.
We started a protocol right away:
Ivermectin – 1mg/kg/day
Fenbendazole – 888mg/day
Melatonin – 300mg/day
CBD Oil – 50mg/day
One month later… everything changed.
The oncologist called them in for a scan review.
He pointed to her shoulder – where a very large spot had been.
"It's not lit up at all for cancer."
He checked the other two spots.
"They're still there – but they haven't grown."
Then he said something that made her daughter's jaw drop:
"We're not putting her on hospice. We'll rescan in 3 months. Keep doing what you're doing."
Here's the kicker:
He never asked what she was taking.
Didn't care to find out what saved his patient from hospice.
Just told her to keep doing it.
That's the state of Oncology in 2025.
Some of the worst oncologists in the world. The same ones who got their 8th mRNA booster and still lecture you about how Ivermectin "doesn't work for cancer."
Meanwhile, a woman in Nebraska is still alive.
Because her daughter didn't give up.
Because she tried something different.
Because a cheap, repurposed drug gave her a second chance.
This isn't a theory.
This is a real story. A real woman. A real family.
And it's happening more and more every day
Repost and like this post, and feel free to share your thoughts in the comments.
Follow for more helpful updates and assistance.
Tokat'da "avara adamsın iki el at " derler.
Beni avara koydular. Duramadım. Yazdım çizdim.
Hoşnut musunuz?
Maişeti sormayın. Kitap satıyoruz.
Fon bulamadık. Kuş kanadı ilen yazdım. Sizin ve benim dertlerimi.
. ''Kanser diye bir hastalık yoktur.!!!!!
Kapitalizmin hasta ettiği insanlar vardır.!!!
Vücutta eksik olan mineraller vardır.!!!!!!
Tuz neden doktor kontrolünde yasak.!!!!
Çünkü bir toplum doğal tuz yerse sağlıklı olur..
Bunun için tuz yasak..
Ak Partiye'ye oy verenlere sorularım:
Size, "Yap işlet devret modeli en mükemmel model, zamanı gelince bu modelle yapılan köprü ve yollar devletin işletmesine geçecek. Devlet de vatandaşı ezmeyecek" dediler, o halde zaten devletin olan ve kendi dönemleri öncesinde yapılan köprü ve yolların işletmesini neden özel sektöre satıyorlar?
Cevabınız var mı?
"Özelleştirme çok iyi bir şey. Kamu mallarını özelleştirirsek ekonomi uçacak" deniyordu, o zaman bu ekonomik kriz ne?
Cevabınız var mı?
Devlet zaten kâr eden bir müessesesini, köprüsünü ya da otoyolunu neden satar?
Cevabınız var mı?
Ak Partinin yapmadığı boğazdaki iki köprüden tek geçiş ücreti alınırken neden çift geçiş ücreti alınmaya başlandı?
Cevabınız var mı?
ANADOLU YOLCU HAKLARI HAREKETİ
Bir çağrım var. (Lütfen aşırı destek)
Devlete, siyasi partilere, belediyelere, otobüsçülere, şoförlere, lokantacılara, otelcilere, esnafa, tüketici örgütlerine ve hepsinden önemlisi bu ülkenin insanlarına:
Yolcu hakkını yeniden konuşalım.
Anadolu'da yolcu sıradan bir müşteri değildi.
Yoldan gelene su verilirdi. Sofrada yer açılırdı. Tanımadığın insan kapına geldiğinde “kimdir, nedir?” denmeden önce “aç mıdır, susuz mudur?” diye bakılırdı.
Hanlarımız, kervansaraylarımız, sebillerimiz, yol çeşmelerimiz boşuna yapılmadı.
Yolcu emanetti.
Bugün hanların yerini oteller, kervansarayların yerini dinlenme tesisleri, kervanların yerini otobüsler aldı.
Değişmemesi gereken bir şey var:
Yolcu hakkı.
Dünyada bunun adı artık “passenger rights”. Güvenli ulaşım, doğru bilgilendirme, erişilebilirlik, yardım, tazmin ve şikâyet hakkı modern hukukta karşılığını buluyor.
Biz bunun daha bütüncülünü, kendi kültürümüzün üzerine kurabiliriz.
YOLCU HAKLARI MANİFESTOSU
1. Güvenli yolculuk haktır.
Bakımlı araç, dinlenmiş şoför, kurallara uygun sürüş lütuf değildir.
2. Temiz ve güvenilir yemek haktır.
Yolcunun önüne “nasıl olsa bir daha gelmeyecek” diye kötü yağla, kötü malzemeyle yapılmış yemek konulamaz.
3. Temiz tuvalet ve temiz su haktır.
Bunlar ikram değil, insan ihtiyacıdır.
4. Fiyat açık ve makul olmalıdır.
Yolcunun mecburiyeti kazanç kapısına çevrilemez.
5. Yol üstünde temiz ve güvenli konaklama haktır.
“Bir gecelik müşteri” diye bir insan sınıfı yoktur.
6. Çocuğa, yaşlıya, engelliye ve özel ihtiyacı olana yolculuk biraz daha kolaylaştırılmalıdır.
7. Yolcu doğru bilgi almalıdır.
Gecikme, iptal, güzergâh ve mola değişikliği zamanında söylenmelidir.
8. Yolcunun şikâyeti havada kalmamalıdır.
Kime başvuracağı belli, başvurusunun akıbeti takip edilebilir olmalıdır.
9. Yolcuya hürmet edilmelidir.
Bilet alan insan koltuk numarasından, lokantaya giren insan masa hesabından ibaret değildir.
10. İşini hakkıyla yapan esnaf korunmalıdır.
Bu hareket esnafa karşı değildir. Temiz çalışan, iyi yemek çıkaran, yolcuya hürmet eden, helalinden kazanan esnafın yanındadır.
Bütün bunların özeti de şudur:
YOLCUNUN MECBURİYETİ, HİÇ KİMSENİN TİCARİ İMTİYAZI DEĞİLDİR.
Şimdi bütün Anadolu'ya sesleniyorum.
Otobüsçüsü, şoförü, aşçısı, garsonu, otelcisi, esnafı, belediyesi, bürokratı, milletvekili ve yolcusuyla gelin bir ANADOLU YOLCU HAKLARI ŞARTI hazırlayalım.
İyi olanı gösterelim.
İyi esnafın adını duyuralım.
Kötü uygulamayı kişileri linç etmeden belgeleyelim.
Standart isteyelim.
Denetim isteyelim.
Düzelteni de alkışlayalım.
Ben kimseyle kavga etmek istemiyorum.
Yollarda yeniden bir ahlak ve hizmet standardı istiyorum.
Kervansarayları yeniden yapmayacağız.
Ama o kervansarayları yaptıran anlayışı bugünün yollarına taşıyabiliriz:
Yoldaki insan emanettir.
Bu fikir beş yaşındaki oğlumun bir yol lokantasında önüne konulan nohuttan bir kaşık alıp:
“Baba, bu ne kadar kötü.”
demesiyle başladı.
Bir tabak nohut küçücük mesele gibi görünebilir.
Değil.
Mesele, yola çıktığında insanın kendisini sahipsiz hissetmemesidir.
Bu çağrı sizde de karşılık buluyorsa sahip çıkın, paylaşın, büyütün.
Bir tabak nohutla başlayan şey, memleketin yollarında güzel bir Anadolu hareketine dönüşsün.
Yolcu müşteriden önce insandır.
Yolcu sahipsiz değildir.
Yolcu emanettir.
#YolcuHakları
#YolcuEmanettir
#AnadoluYolcuHareketi
@UABakanligi@ticaret@TCTarim@saglikbakanligi@Akparti@herkesicinCHP@MHP_Bilgi@iyiparti@DEMGenelMerkezi@tursaborgtr
Bir kardiyolog olarak Cem Yılmaz’a taburcu olurken ne tavsiye ederdim? Sıralıyorum:
1. Kendisine ikili kan sulandırıcı tedavi verilecek. Ben de bir yıl süreyle kullanılmasını önerirdim.
2. Beloc, Saneloc gibi ilaçlar yazılacak. Ben yazmazdım.
3. Mide koruyucu verilecek. Ben yazmazdım.
4. Zaten tansiyon ilacı kullanıyor. Şimdilik devam ettirir, ileride kesmeyi hedeflerdim. Nedeni finalde yazılı!
5. Kolesterol ilacı yazılacak. Ben kesinlikle yazmazdım. Asıl meselenin kolesterol değil, insülin direnci olduğunu anlatır; bu ilaçların faydaları ve yan etkileri konusunda mutlaka bilgi verirdim.
6. “Tuzdan uzak dur.” denilecek. Ben böyle bir kısıtlamayı asla önermezdim.
7. “Yağlı et ve tereyağı yeme, ölürsün!” denilecek. Ben asla böyle söylemezdim. Yağlı et, balık, tavuk, yumurta, peynir, yoğurt , sakatat yemesini önerirdim. Hayvansal yağlardan zengin beslenmesini önerirdim. Yağlar hakkında epeyce konuşurdum.
7. “Meyve ve tahıldan zengin beslen, bol bol yeşillik ye.” denilecek. Ben kendisine buğdayın her çeşidine, pirince, mısıra ve patatese veda etmesini önerirdim.
8. Tatlı ve şeker konusuna hiç kimse değinmeyecek. Ben kendisine, bu meselenin acayip önemli olduğunu “İki bayram, bir doğum günün, bir de yılbaşı var. Yani yılda en fazla dört kez tatlı yiyebilirsin.” derdim.
9. Sigara içiyor mu, bilmiyorum. İçiyorsa elbette bırakmasını önerirdim.
10. İyi rakı içtiğini biliyorum. Bırakmasını önerirdim. Ancak illa içmek istiyorsa ilk üç ay sıfır alkol; sonrasında ise haftada en fazla bir-iki kez ve bir-iki kadehten fazlasını önermezdim.
Ve en önemli uyarım:
11. Aynı damarın veya başka bir damarın yeniden tıkanmasını önlemede ilaçların rolünün sıfıra yakın olduğunu, asıl mücadelenin “insülin direnci” ile verilmesi gerektiğini söylerdim.
“İnsülin direncini ilaçla değil, yaşam biçimini değiştirerek yenmezsen bu hastalık peşini bırakmaz; daha fazla stent takılır.” derdim.
Sevgili @CMYLMZ, çok geçmiş olsun. Seni seviyoruz.
Lütfen okuyunuz arkadaşlar!
Çok ama çok hassas bir konu bu. Oynanan 1001 oyundan biri! Ama bence 'bir toplum insanlıktan nasıl çıkarılır' projesinin en elli ayaklı hali!
https://t.co/CPVuiGqMU4
Daha önce birçok kez konu ettiğimiz aroma vericilerle tatlandırılan cipsler sonunda Avrupa Birliği’nden gelen bir yasak haberiyle gündeme geldi! İçeriğindeki kimyasalların hiçbir zaman açıkça beyan edilmediği fakat “tütsü aroma vericisi” olarak genellenen ismiyle beyan edilen kimyasallara Avrupa Birliği tarafından kademeli olarak yasaklama kararı geldi!
İlk olarak 2014 yılında başlayan süreçte, SF-001 ve SF-010 olarak bilinen yapay tütsü aroma verici kimyasallarına verilen yenileme izinleri genotoksisite yani DNA’ya kalıcı hasar verme endişeleri giderilemediği için 2023 yılında tekrarlanmadı. Unilever ve İngiliz Kerry şirketinin itirazları sonrasında değerlendirilen konu üye devletlerin yenilememe kararının onaylanmasının ardından 2024 yılının Nisan ayında reddedildi. Aynı yılın Ağustos ayında ise bu on kimyasala ait kayıt silindi ve cips, sos, çorba ve baharatlarda kullanılan tütsü aromalarının piyasada bulunma tarihi 2026 yılının Temmuz ayı olarak netleşti. Bu haliyle 1 Temmuz itibariyle söz konusu yapay kimyasalların cips, sos, çorba ve baharat ürünlerinde kullanımı Avrupa Birliği’nde tamamen yasaklanmış oldu. Diğer yandan peynir, et ve balıkta kullanılan tütsü aroma vericilerinin kullanımı ise 2029 yılına kadar devam edecek. Türkiye de, söz konusu yasağı 2026 yılından başlayarak kademeli olarak uygulayacağını duyurdu. Gıda Dedektifi bu ve benzeri yapay aroma vericilerle ilgili yıllardır duyurular yapıyor, uyarılarla bu ve benzeri içeriği beyan edilmeyen kimyasallara karşı milyonları uyarıyor.
ENFEKSİYON HASTALIKLARI CAMİASINA AÇIK ÇAĞRIMDIR:
BANA “HALK KONTENJANI” AÇIN.
Türkiye’nin iki büyük Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji derneğine sesleniyorum:
Hodri meydan.
Beni dernek üyesi yapmanız gerekmiyor.
Beni davetli konuşmacı yapmanız da gerekmiyor.
Önümüzdeki kongrelerinizden birinde bana “HALK KONTENJANI” açın.
Kongre masrafımı ilaç firmaları karşılamasın.
Sponsor istemiyorum.
Beni halk göndersin.
Ben de o salona halkın sorularıyla geleyim.
Aşıları konuşalım.
Antibiyotikleri ve direnci konuşalım.
Salgınları, hastane enfeksiyonlarını, ilaç politikalarını, bulunamayan ilaçları konuşalım.
Halkın bize sorduğu ama bilimsel kongrelerde yeterince tartışılmadığını düşündüğü zor soruları konuşalım.
Sorular önceden açık olsun.
Kaynaklar açık olsun.
Oturum mümkünse canlı yayımlansın.
Kimse kimseyi ikna etmek zorunda değil.
Veriyi verinin karşısına, çalışmayı çalışmanın karşısına, bilimsel argümanı bilimsel argümanın karşısına koyalım.
Çünkü bilimin gücü, kendisine yöneltilen zor soruları susturmasında değil; onlara cevap verebilmesindedir.
Bunun dünyada çok güzel bir tarihi de var. Michael Faraday’ın içinde bulunduğu Royal Institution geleneği, bilimi yalnız bilim insanlarının kendi aralarında konuştuğu bir alan olmaktan çıkarıp halkın önüne taşıdı. İki yüz yıl sonra hâlâ yaşayan bu anlayış bize basit bir şeyi hatırlatıyor:
Bilim halka kapısını açtığında küçülmez, büyür.
Ben bir devlet üniversitesi öğretim üyesi ve Enfeksiyon Hastalıkları akademisyeni olarak hazırım.
Şimdi soruyorum:
Türkiye’de bir bilimsel dernek, halkın finanse ettiği bir akademisyene “Gel, halkın sorularını getir ve bizimle bilimsel zeminde tartış” diyebilir mi?
Diyebiliyorsa ben geliyorum.
KLİMİK ve EKMUD’a açık çağrımdır:
İlk “Halkın Soruları” oturumunu birlikte yapalım.
Salonda kişileri değil, fikirleri ve verileri karşı karşıya getirelim.
Halk da izlesin.
Halk da sorsun.
Bilim cevap versin.
Var mısınız?
@EKMUD_TR@klimik_dernegi@saglikbakanligi@YuksekogretimK
Bu da yetmez, yakında "Yeter ki alın, para ödemeseniz de olur" diyecekler. Nasıl olsa yerlerde sürünen kârlılıklarını şişirilmiş ciro vs kalemleriyle algı yapıp birçok gazetede yaptırdıkları haberle gizliyorlar!😀
Bu çubuk krakerleri için "en masum atıştırmalıkları bile okullarda satılamıyor" dediğim için bile bile beni mahkemeye vermişlerdi, MÜSİAD'ın söyleşisine geldiğim gün, söyleşiyi zorla iptal ettirip, beni de havalimanında gözaltı vs yaptırıp alıkoydurduktan sonra mahkemeyi kaybetmişlerdi!
Siz bu milletten özür dileyeceksiniz.
@ulker
Afyonkarahisar’da bir tarım firması, domates serasında yoğun tarım zehri kullanılmasından dolayı onlarca çalışan zehirlendi. Kim bilir dünyada kaç kişi sebebi belli ama faili meçhul tarım zehirinden hayatını kaybediyor, bu işi hala şaka sananlar var.
Otizm on bin çocukta bir başlayıp on sekiz çocuktan birine yükselmişken,
Dünyada ve de Tr de aşı yan etkilerini sorgulamak yasak. Aşıdan kaçmak vatan hainliği!
Kanıta ihtiyacımız yok, otoritemiz kanıttır diyorlar.
Kral çıplak...
Medya satılmış.
Kibir bir alçaklık türüdür...
Yıllardır satışını yaptığı yüksek kârlılıklı margarin, abur cubur ve glikoz şurubu dolu ürünleriyle Türkiye’nin en zengin işadamı unvanını kimseye kaptırmayan Murat Ülker, bir yandan arka planda iftiralarla dolu suç duyurularıyla Gıda Dedektifi’ni susturmaya çalışırken, diğer yandan gazeteci görünümlü yandaşlarını beslemeye devam ediyor. Sadece sağlığını düşünenler değil, aynı zamanda vicdani olarak boykot hassasiyeti olan milyonlar tarafından tepki görmesine rağmen duruşundan taviz vermeyen Ülker, tüm tuşlara basmaya devam ediyor.
Bastırdığı paralarla sözde influencerları istediği gibi evirip çeviren firma, bir süredir bir takım gazeteciler üzerinden algılarını sürdürüyor. Uzun yıllardır kontrolüne aldığı Ertuğrul Özkök ve İsmail Saymaz gibi muhalif görünümlü gazetecilerin yanında, Adem Metan ve Taha Hüseyin Karagöz gibi gazetecileri de tarafına çeken Ülker, kimine kazak giydirip şovu yapıyor, kimine de incelikler göstererek reklam ibaresi bile koymadan reklam yaptırıyor. Diğer yandan gerçekleri yazan ve milyonları bu firmanın algılarına ve ürün içeriklerine karşı uyaran Gıda Dedektifi 50’ye yakın dava ve suç duyurusuyla bu para babasına tek başına dimdik duruyor, bu duruş ise “şahsi bir kavga” algısıyla kirletilmeye çalışılıyor.
Takdiri kamuoyuna bırakıyoruz ve bu firmanın algılarına kapılanlara bir kez daha hatırlatıyoruz: Siz, anı yaşarken, bu firmanın 7 Ekim sonrasında algılarını, Starbucks merkezine kadar gittiklerini, raflarında boykotlu ürünler sattıklarını, masum siviller eli kanlı teröristler tarafından katledilirken, İsrail hesabından yaptığı şaraplı paylaşımlarla destek mesajlarını sindirebiliyorsanız, sizlere afiyet olsun! Ama bilin ki, bir an gelir, bu algılar inceldiği yerden kopar.
Erhan Hoca bombanın pimini çekmiş. 💣
12 yıllık zorunlu eğitimin sonunda:
40 matematik sorusu.
5 seçenek.
Öğrencilerin doğru ortalaması: 6,6.
40 soruyu tamamen rastgele işaretleseniz beklenen doğru sayısı: 8.
Şimdi bombanın yanına ben de bir tane bırakayım:
Hipotezim şu:
Bu çocuklar okula hiç gitmeyip evde eğitim (homeschooling) alsalardı 6,6’dan daha fazla doğru yaparlardı.
Çürütecek veri var mı?