Az önce Kahve Dünyasına 2 arkadaşımla kahve içelim diye gittik. Soğuk tahinli latte istedim. Buz istemiyorum dedim. Bardak yarım olur cevabı aldım. Nasıl yani dediğimde içerik bu şekilde cevabı aldım.
Özetle bardağın yarısına kadar buz koyarız tam olur. Buz istemezseniz yarım olur diyorlar. Yani ödediğiniz paranın yarısına buz satın almış oluyorsunuz.
@kahvedunyasi buz satarak yaptığınız ciro ne kadar acaba?
TECÂVÜZ ADASI
"Akşam oldu mu bizim içimize Ermeniler gelirdi. 150 tane kadar kadın içinden 10-11 tanesini seçip götürürlerdi. Sabaha kadar bu kadınlara tecavüz ederlerdi. Bu kadınlar öyle olurdu ki kan revan içinde kalır, bırakıldıklarında bacaklarını gere gere yatar, oturamayacak durumda kalırlardı" diye anlatan Seher'i...
Defalarca tecavüze uğrayan 7 yaşındaki Fatma ve 9 yaşındaki Güfaz'ı...
Zorla götürülürken kendilerini köprüden Mermit Çayı'na atan iki taze gelin; Zahide ve Fatma'yı...
Derviş Efendi'nin, gözleri önünde tecavüze uğrayan kızları Hayriye ve Şadiye'yi...
Ağzına balta sapı büyüklüğünde bir kazık çakılan, dili koparılıp bu kazığın üstüne çivilenen 70 yaşındaki Gevaş müftüsünü...(tanık ifadelerinden)
AKDAMAR KİLİSESİ YANİ TECAVÜZ ADASI!
Birinci Dünya Savaşı sırasında Van’ın Zeve Köyü’nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştü. Bununla yetinmeyen Ermeniler kentte, kadınlara toplu halde ahlaksızca tecavüzde bulunmuş, mallarına ve ziynet eşyalarına el koymuştu. Rusya, savaştan çekilirken, elindeki bütün silah ve cephaneyi Ermenilere bırakmıştı. Silahlanan Ermeni çeteler, Doğu Anadolu’yu adeta kan gölüne çevirmişti. İşte bu katliamlardan Van da nasibini almıştı.
GÖL KIRMIZIYA BOYANDI!
Kente giren Ermeniler, karşılarına çıkan herkesi kurşuna dizmişti. Can derdine düşen silahsız köylüler, Van Gölü’ne doğru kaçmaya başlamıştı. İşte o anda Van ile Akdamar adası arasında taşımacılık yapan vapurlar imdatlarına yetişmişti. Çaresiz halk, Ermeni zenginlere ait bu vapurlara doluşmuştu. Asıl katliam da burada yaşanmıştı. Vapur, gölün tam ortasına gelince Ermeniler, Türk erkeklerini vahşice katledip cesetlerini suya atmıştı. Kadınlar ise Akdamar’a götürülmüş, ömürlerinin sonuna kadar Ermenilerin tecavüzüne uğramıştı.
İşte bu sebeple Akdamar Adasının adı tarihe tecavüz adası olarak geçmiştir ...
Ermeni Soykırımı yoktur aksine Ermenilerin yaptığı katliamlar ve tecavüzler vardır.
Atatürk'ün kapattığı bu kilise tamir edilip ayine açildi….. Emeği geçenlere ........ ..... ........ .....
🚨🚨La CIA admite oficialmente que el cáncer es biológicamente idéntico a los parásitos…
La Universidad Johns Hopkins ha ocultado medicamentos antiparasitarios baratos que curan el cáncer en semanas...
Emirgan Sütiş’te masaya ücretli olduğu belirtilmeden getirildiği söylenen ekmek sepetleri adisyona 120 TL, yemek sonrası sunulan 6 çay ise 810 TL olarak eklendi.
♦️Takipçi şikâyeti:
“Hesabı istediğimizde bize ‘Çay içer misiniz?’ diye soruldu. Biz de ‘Olur’ dedik.
Daha sonra çayların adisyona eklendiğini gördük. Her bir çay 135 TL’ydi. 6 kişi için toplam 810 TL çay ücreti yazılmıştı.
Ayrıca masaya oturur oturmaz getirilen 2 ekmek sepeti için ayrı ayrı 60 TL olmak üzere toplam 120 TL adisyona eklenmişti.
Biz ekmek tüketmiyoruz, masadaki 4 kişinin de gluten hassasiyeti var. Ekmek sepetleri getirilmeden önce ücretli olduğu konusunda herhangi bir bilgilendirme yapılmadı.
İşletmede büyük su bulunmadığı için küçük suların her biri de 110 TL olarak adisyona yazılmıştı.
Açılmamış 2 su olduğunu söylediğimizde, ‘Kalsa olur mu, adisyonu kestik.’ şeklinde cevap verildi. Daha sonra bu sular adisyondan çıkarıldı ancak ekmek ve çay ücretleriyle ilgili herhangi bir işlem yapılmadı.
Madem ikram gibi sunulan ekmekler ve yemek sonrasında ‘Çay içer misiniz?’ denilerek getirilen çaylar ücretli, bunun önceden açıkça belirtilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Biz kahvaltıya değil, akşam yemeğine gittik. Yemek sonrasında çayın birçok işletmede ikram olarak sunulduğu bir ortamda, farklı bir ücretlendirme uygulanıyorsa bunun sipariş öncesinde açıkça söylenmesini beklerdim.
Emirgan Sütiş’ten ekmek ve çay ücretlerinin neden önceden belirtilmediğine dair açıklama yapılmasını ve adisyondaki bu ücretlendirmelerin incelenmesini talep ediyorum.”
Bi'şey sorabilir miyim? AHBAP övdü diye ünlülerin ifadeye çağıranlar zamanında Fethullah Gülen övenleri, 'ne istedin de vermedik, gel artık bu hasretlik bitsin' diyenleri de ifadeye çağıracaklar mı?
Fransa sera ve açık alandaki bütün meyve ve sebzelerde pestisit/kimyasal madde-tarım zehiri kullanımını resmen yasakladı.
Türk tarımı ve insanımız maalesef bu girdabın içinde.Hem milyarlarca Türk lirası ekonomik kayba hem de insanımızın sağlığını kaybetmesine sebep oluyor.
Robert Kennedy Jr. just revealed that Wi-Fi radiation causes cancer.
He said it on Joe Rogan and represents hundreds of patients who have brain tumors caused by it.
The tumors are glioblastomas—one of the deadliest forms of brain cancer.
Kennedy says they always appear on the same side of the head where the patient held their phone.
But cancer isn't even the worst effect.
Kennedy says Wi-Fi radiation opens up the blood-brain barrier, allowing every toxin already in your body to cross into brain tissue:
• Glyphosate from food
• Microplastics from water
• Flame retardants from furniture
Researchers who published these findings called it "leaky brain." The US government responded by suppressing the research and shutting down funding.
Kennedy says tens of thousands of studies document the danger.
Russia developed Wi-Fi radiation as a weapon. Russian schools ban cell phones. Their allowed radiation levels are a tiny fraction of what the US permits.
Kennedy sued the FCC over this. The court sided with him.
His recommendations:
• Never sleep with your phone nearby
• Never hold your phone against your head
• Never carry your phone in a breast pocket
The science exists. The government chose to bury it.
— Robert Kennedy Jr. (@RobertKennedyJr) on JRE (@joerogan)
Follow For More Unconventional Health Insights You Will Only Read On This Account
She was sent to hospice to die. 😔
A 60-something woman from Nebraska. Stage 4 lung cancer. Both lungs. Bones. Inoperable.
Originally diagnosed in 2020. Chemo. Radiation. 18 months of remission.
Then it came back. Aggressive. Metastatic. Everywhere.
She tried Keytruda – didn't work. Then carboplatin and Alimta – toxicity after the first cycle.
Her oncologist said: "There's nothing left."
Hospice. That was the plan.
Her daughter refused to accept that.
She reached out to me. Desperate. Scared. Looking for anything.
We started a protocol right away:
Ivermectin – 1mg/kg/day
Fenbendazole – 888mg/day
Melatonin – 300mg/day
CBD Oil – 50mg/day
One month later… everything changed.
The oncologist called them in for a scan review.
He pointed to her shoulder – where a very large spot had been.
"It's not lit up at all for cancer."
He checked the other two spots.
"They're still there – but they haven't grown."
Then he said something that made her daughter's jaw drop:
"We're not putting her on hospice. We'll rescan in 3 months. Keep doing what you're doing."
Here's the kicker:
He never asked what she was taking.
Didn't care to find out what saved his patient from hospice.
Just told her to keep doing it.
That's the state of Oncology in 2025.
Some of the worst oncologists in the world. The same ones who got their 8th mRNA booster and still lecture you about how Ivermectin "doesn't work for cancer."
Meanwhile, a woman in Nebraska is still alive.
Because her daughter didn't give up.
Because she tried something different.
Because a cheap, repurposed drug gave her a second chance.
This isn't a theory.
This is a real story. A real woman. A real family.
And it's happening more and more every day
Refika Birgül'ün anlatımıyla Atatürk ve portakalların inanılmaz hikayesi:
🔷 Atatürk, yetiştirilmesi için emirler veriyor.
🔷 İtalya'dan fidanlar geliyor.
🔷 Atatürk'ün böyle çok yakışıklı, bir elinde portakal tuttuğu meşhur bir fotoğrafı vardır.
🔷 Geliyor, bir tane portakalı alıyor ve kabuğunu soyuyor.
🔷 Yarısını Salih Bozok'a veriyor, yiyorlar ve tadı çok hoşuna gidiyor.
🔷 Sonra "Ne kadar ekilecek ya bunlar?" diye soruyor.
🔷 Salih Bozok bir yer göstererek, "Şu kadar bir yeri düşündük paşam" diyor.
🔷 Atatürk, "Hayır" diyor, "Buradan gözünüzü alabildiğiniz yere kadar ekeceksiniz."
🔷 Salih Bozok da, "O kadar paramız yok" diye karşılık veriyor.
🔷 Atatürk, "Hayır, bundan sonra para sorun olmayacak." diyor.
🔷 "Gözümüzün alabildiği kadar yere bu portakallar ekilecek, ben parayı halledeceğim." diyor.
🔷 Ve portakallar bolca, bereketli bir şekilde yetişiyor.
🔷 Bolca yetiştikten sonra Ruslar gelip bu portakalları almak istiyor.
🔷 Biz o dönem üretime o kadar alışmamışız ki; bir taraftan çay, bir taraftan muz yetiştirmeye çalışıyoruz.
🔷 "Bu portakalları isteyen var ama ne yapacağız, kaça satalım?" diye herkesi bir panik alıyor.
🔷 Atatürk de diyor ki: "Biz bunları parayla satmayalım."
🔷 "Karşılığında fabrikalar isteyelim, fabrika için makineler isteyelim."
🔷 "Bize aslında o know-how'ı, yani işletilmesini öğretsinler."
🔷 Bunun üzerine bu portakallarla kurulan fabrikaları söyleyeceğim, anlatırken tüylerim diken diken oluyor.
🔷 1. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası.
🔷 2. Kayseri Sümerbank Tekstil Fabrikası.
🔷 3. İskenderun Demir Çelik Fabrikası.
🔷 4. Şişecam Fabrikası (Paşabahçe).
🔷 Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum Fabrikası ve Oymapınar Barajı.
Abimin arabasını ilana koymuştuk. Uzun süredir satılmıyordu. Geçen gün bir tane müşteri (dolandırıcı) aramış ve görüşme şöyle ilerlemiş.
-Merhaba abi. Son fiyat nedir?
+Son fiyat şudur.
-Araç başında pazarlık olmaz mı?
+Budur son fiyat.
-Peki abi arabanın şurası şöyle burası böyle mi?
+Evet.
-Anlattığından farklı bir şey çıkarsa pazarlık olur mu?
+Çıkarsa olur da zaten tüm detayları yazdım. Anlattığım gibi.
-Tamam abi döneceğim 5 dk’ya.
5 dk sonra arıyor.
-Abi ben gelmeye karar verdim. Hanıma söyledim. O da çok sevindi. Hem oraya gelip aracı alırız hem de o bölgede 1-2 gün tatil yaparız.
+Tamam.
-Yalnız abi şöyle bir durum var. Ben sağlık personeliyim. Şu bölümde çalışıyorum. Benim izin alabilmem için oraya araba almak için geldiğimi kanıtlamam lazım. Sana ben kapora göndereyim. Onu kanıt olarak sunarım.
+Tamam.
-Abi noterden göndermem lazım kaporayı ki neden gönderdiğim belli olsun.
+Tamam. Geç notere. Beni ara.
Bir müddet sonra dolandırıcı yeniden arıyor.
-Abi ben geldim notere. Sen bana ibanını söyle. Ben gireyim numarayı. Notere vereyim telefonu. Sen de numara gireceksin. Noter sana tarif etsin.
Telefonu yanındaki kişiye veriyor.
-Merhaba. Siz de telefonunuzdan şuraya şuraya girin.
+Girdim.
-Ödeme kısmına 30 bin yazın.
+Ben niye yazıyorum ödeme kısmına?
-Abi ikinizde de aynı rakam yazmalı ödemenin gerçekleşmesi için. İkinizin de parası önce havuza gidiyor. Sonra sistem onaylıyor ve tüm para satıcıya gidiyor.
+Ben bilmiyordum bu mevzuyu. Telefonu kapatıp bir tanıdığa sorayım.
Abim bayağıdır araba alıp satmadığı için durumu bilmiyor ama işkillenip telefonu kapatıyor ve bir noter tanıdığa soruyor. İşin dolandırıcılık yöntemi olduğu anlaşılıyor. Yeniden arıyor dolandırıcıları. Ama telefon açılmıyor.
Bu dolandırıcının whatsapp profil fotoğrafında da çocuklu bir aile fotoğrafı (muhtemelen güvenilirlik kazanmak için) varmış.
Böyle bir mevzuya denk gelirseniz dikkat edersiniz.
Beğenirseniz veya paylaşırsanız daha çok kişinin önüne düşer ve belki birkaç kişiyi dolandırılmaktan kurtarırız.
Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun geçen haftadan itibaren yıllardır görülmeyen ölçüde ışıklandırılması ve etrafındaki ağaçların adanın her yerinden görünecek şekilde budanmasının zamanlaması çok dikkat çekicidir.
Lozan’ın 103., Montrö’nün 90., Kabotaj Kanununun 100., Hatay’ın anavatana katılışının 87., ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52., yıldönümlerinin bulunduğu temmuz ayında, Heybeliada gibi 1773’ten bu yana Türk denizciliğinin ve Deniz Harp Okulu geleneğinin simge mekânlarından birinde böylesine gösterişli bir görüntü verilmesi kamuoyunda doğal olarak soru işaretleri doğurmaktadır.
Türkiye’deki Rum Ortodoks nüfusunun bugün geldiği seviye de dikkate alındığında, bu tür sembolik adımların yalnızca estetik bir tercih olarak değil, siyasi ve jeopolitik bağlamıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Son dönemde Doğu Akdeniz’den Ege’ye, AB kurumlarından ABD-Yunanistan-GKRY eksenine kadar Türkiye üzerinde artan diplomatik baskılar yaşanırken, bu görüntünün zamanlamasını sorgulamak meşru bir haktır.
Daha da öte ABD baskıları ile Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasının yoğun şekilde tartışıldığı bir dönemde, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın yıllardır dile getirdiği temel hak ihlalleri devam ediyor.
Son haftalarda azınlık temsilcileri ve Türk kurumları Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan eğitim ve din özgürlüğü haklarının tam olarak uygulanmadığını vurgulayarak, Türk okullarının giderek azalmasını, iki dilli Türk anaokulu taleplerinin karşılanmamasını ve Batı Trakya Müslüman Türklerinin kendi müftülerini özgür iradeleriyle seçememesini adeta haykırıyor.
Devletimizin ilgili kurumlarının bu tür gelişmeleri dikkatle değerlendirmesi ve kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmesi önem taşımaktadır.
Tarihi ve egemenlik hassasiyetleri bulunan bu tip tartışmalı dini binalar sadece bina değildir. Buralardan verilen her mesaj, yalnızca mimari değil aynı zamanda jeopolitik anlam da taşır.
Bugün bir arkadaşımın başına geldi.
Telefonla arayıp, "Bankadan arıyoruz. Eşinizin hesabına yanlışlıkla 85 bin TL gönderildi. Lütfen şu IBAN'a geri gönderin." dediler.
Hesabını kontrol etti. Gerçekten de 110 bin TL vardı.
Şüphelenip bankanın resmi müşteri hizmetlerinden aranmayı istedi. Kabul etmeyince bankaya gitti.
Meğer hesabına kredi kullandırılmış!
Eğer söylenen IBAN'a parayı gönderseydi, dolandırıcılar parayı alacak, kredi borcu ise onun üzerinde kalacaktı.
Hesabınıza beklemediğiniz bir para gelirse, sizi arayan kişilere değil, mutlaka bankanızın resmî kanallarına ulaşın.
Dikkatli olun, çevrenizi de uyarın.
‼️99 Depreminde Nasuh Mahruki ve arkadaşları günler geceler boyunca her yerde Türk Milletinin yanındaydı. O'nun devletine ve Türk Milletine bir tek yanlışı olmadı, ama bugün isnat edilip ceza alsa dahi yatarı olmayan suçtan 6⃣ gündür tutuklu.
#NasuhMahrukiYalnızDeğildir#Adalet
Bu Yusuf Tekin babamla aynı köyden ve babam muhtemelen babası ile yaşıt ya da büyüktür . Babam o köyde 1950’de ilkokula gitmiş ama bu beyfendinin bakanlığı döneminde şu an köyde okul yok .
Yalanda hiç bir sakınca görmeyen bakana iyi cevap olmuş.
A101'DE SKANDAL OLAY!!! BU PEYNİRDEN YEDİYSENİZ SAĞLIK KURULUŞUNA BAŞVURMANIZI TAVSİYE EDİYORUZ.
Bir takipçimiz anlattı: A101'den aldığı Tahsildaroğlu peynirinde Listeria çıktı, kanser hastası takipçimiz zehirlendi.
"A101'de satılan Tahsildaroğlu peyniri nedeniyle zehirlendim. Kanser hastasıyım.
Alo 174'e şikayet ettim. Marketten alınan numunede çok ölümcül Listeria bakterisi tespit edildi. Tahsildaroğlu'na ceza kesildi.
11 gün sonra, ardışık lot, aynı gün paketlenmiş ürünü "Haftanın Yıldızları" olarak piyasaya sürdüler.
Covid'den 30 kat daha tehlikeli bir bakteri. Binlerce insan risk altında. 90 gün kuluçkada kalıyor."
Doktora tezini dünyadaki askeri darbeler üzerine yazan Prof. Dr. Mazıcı, katıldığı canlı yayında o dönem yaşananların klasik bir askeri darbe niteliği taşımadığını ifade etmiş ve "Bu olay kime yaradıysa fail odur" sözleriyle süreci değerlendirmiştir. Bu sözlerinin ardından uzun süre tartışılmış ve televizyon programlarından çekilmiştir
Aytunc Altındal: adı Türkiye olan ilk Türkiye, İngiltere adasında kurulmuş, milattan binlerce yıl önceye ait kalıntılar bulundu, adı Türkije. İngiliz devleti sır gibi saklamaya çalışıyor...
Aytunç Altındal: Ülkemize Türkiye ismini verenler Turani Keltlerdi.(MÖ 7. YY) Bunlar İskoçya, Galler, İrlanda'dan, Fransa üzeri Anadolu'ya gelen Türkijelilerdi. (J , Y okunuyor)
Keltler Pagandı,
kadın ve erkek rahipleri vardı o yıllarda pagan dediği kadın ve erkeklerinin "şaman olabildiği" Kamlık inancı idi.
Bunların sembolleri de bir çeşit tören otu denilen Altın_dal idi... 👇🏾
https://t.co/kVPZGeaABJ
Tarihin unutulan halkı
KELTLER 👇🏾
https://t.co/nAUqcGTeqd