Thank you @EAJ_AEM_ERV, @AEAJ2000 , @MedelEurope and @Judges4J for the Joint Statement: 10 years of Destruction of Judicial Independence and Democratic Governance in Türkiye and for your call:
• the immediate and full implementation of all judgments of the European Court of Human Rights;
• effective remedies for dismissed judges and prosecutors, including reinstatement wherever possible;
• the release of individuals detained in violation of fundamental rights and binding judicial decisions;
• the restoration of an independent and politically impartial system of judicial governance;
• the re-establishment of merit-based judicial recruitment and promotion;
• concrete action by European institutions against persistent non-compliance with fundamental rule-of-law obligations.
Acaba Neden?
✅25 Mart 2009'da BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beş kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasını incelemek üzere, dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından, yalnızca üç kişilik bir Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu görevlendirilmiştir. Bu üç kişinin ortak özelliği, tamamının Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) personeli olmasıdır.
✅Devlet Denetleme Kurulu (DDK) bu kurulu sayı ve nitelik yönünden şu gerekçelerle yetersiz bulmuştur:
📍Kurul üyelerinin hiçbirinin kaza-kırım konusunda eğitimi bulunmamaktadır (DDK Raporu s. 184).
📍Üyelerden biri hariç diğerlerinin daha önce kaza soruşturmasında yer aldığı; en genç üye Kerem Mumcuoğlu'nun ise lise mezunu olup daha önce hiçbir kaza soruşturmasında görev almadığı belirtilmiştir (DDK Raporu s. 183–184).
✅DDK, benzer nitelikteki kazalarda kurulların çok daha geniş tutulduğunu belirtmiştir. Ör. İngiltere'de yedi kişinin öldüğü helikopter kazasında kurul yedi kişiden, Hollanda'da dokuz kişinin öldüğü uçak kazasında yirmi bir kişiden oluşturulmuştur. Ancak, bu kaza için yalnızca üç kişilik kurul kurulmuştur.
✅Buna karşılık, aynı bölgede ve neredeyse aynı günlerde (28 Mart 2009) arama-kurtarma sırasında düşen askeri S-70 Skorsky helikopteri için Kara Kuvvetleri, KKY 330-1 (Hava Araçları Kaza-Kırım) yönergesi uyarınca çok daha kapsamlı bir kurul görevlendirmiştir: yedi kişilik Kaza-Kırım Teknik Heyeti ile dört kişilik Kaza-Kırım Anket Heyeti. Askeri yönergedeki kaza-kırım yapısı; tecrübeli test pilotu, bakım tabur komutanı ile motor, gövde, aktarma organları, aviyonik ve silah ihtisaslı teknisyenler ve uçuş tabibi gibi ihtisas sahibi personelden oluşmaktadır (DDK Raporu s. 179).
✅Acaba neden, Yazıcıoğlu kazasına kaza-kırım eğitimi olmayan, biri lise mezunu üç SHGM personeli görevlendirilmişken, askeri helikopter kazasına yedi kişilik ihtisaslı bir teknik heyet görevlendirilmiştir. Bu 3 kişilik yetersiz kişilerin görevlendirilme sebebi nedir @BY?
Tanıklığa davet, şikayete değil...
Bu makale ödenen bedele değil, anlama ışık tutuyor.
Altın, eritildiği ateşten şikayet etmez; potada arınır, saflaşır, kendi özüne kavuşur.
Dünya bu şikayetlerin çok daha ağırlarını duyuyor, tanıklık ediyor. Ancak Türkiye'de 10 yıldır yaşananlar bu her zaman tanık olunan cinsten değil...
Farkı önce, bu bedelleri bile-isteye ödeyenlerin anlaması ve sonra doğru bir perspektifle neden vazgeçmediklerini anlatmaları gerek.
Çekilen acılar kadar, hatta çok daha fazla, ne uğruna çekildikleri önemlidir. Ve ödeyenlerin kimlikleri ve ellerinin tersiyle ittikleri daha da önemlidir. En önemlisi ise, kazanımlarını en iyi takdir edecek vitrine taşınmasıdır. Rejimleri ve dünyadaki tüm destekçileri buna hizmet ediyor. Teşekkürler. Hizmetler, gereğince takdir olunmaktadır, olunacaktır da.
Kuru, içi boş kalabalıkların, seyyar satıcıların, çığırtkanların arasında değil, kalabalıklarla değil... Sessizliğin anlamını kavramış bilgelerin, kıymetbilirlerin yoldaşlığını, binlere, milyonlara, kitlelere değişmiyoruz, Hasetleri de bundan...
15 Temmuz'dan bu yana yeminini satmayanlar da böyle bir potadan geçti, özgürlükleri, kariyerleri, toplumsal dışlanma ve sürgün pahasına.
Bu ateş potasının dünyaya yayılması da boşuna değil. Başka coğrafyalarda da, medeniyet değerleri uğruna benzer bedelleri göze alan diğer altın soylular şimdi kendi potalarından geçiyor. Bu damarlar buluşuyor, birleşiyor.
Bir büyük mühendislik, bir muhteşem mimari eser var, yükselmede... Gözü altına odaklı, hazine avcısı tüm cin kafalı siyaset mühendislerini de istihdam ettiriyor, Süleyman gibi...
Evet insanlık, tarihinin en heyecanlı hikayesini yaşıyor... Bizler de canlı tanıklarıyız, Heyecanımız bundandır...
İngiliz Adalet Bakanı Robert Buckland'a siz Tolkein'i okuyorsunuz, izliyorsunuz, bizler, Jean Valjean'i, "Gamin de Paris"i, Frodo'yu yaşıyoruz onyıllardır" demiştim. Heyecanıma ve umuduma hak vermişti.
Kahpe rüzgar ne yandan eserse essin... Dur desek de duramazlar, dinleyemezler. Gözleri görmez, kulakları işitmez, akılları işlemez... Çünki, akılları tek merkeze bağlı, işletiliyorlar!
Dünya, Doğu'nun ve Batı'nın asil soylularının kıratlarını gördükçe, damarları günyüzüne çıktıkça ve muhteşem mimari görkemine kavuşunca anlaşılacak her şey...
Warşova'daki 2025 Dünya Adalet Forumundaki panelde yaptığım konuşmada, günümüz Türkiyesinde 10 yıldır devam eden destansı olayı, Yüzüklerin Efendisindeki hikayeyle anlattığımda, tüm salonu ayağa kaldırıp alkışlatan bir hanımefendi vardı. Konuşmam bitince geldi kendini tanıttı. Ben de bir siyasi sığınmacıyım dedi.
Sonradan Londra'daki evinde öğrendim meğer, modern Singapur'un banisi Lee ailesinin medarı iftiharıymış, kendisi ve eşi. Babaları ülkeyi 30 yıl başarıyla yönettikten sonra, yönetimi devralan ve 20 yıl boyunca ülkeye hükmeden abisine- rejimi saltanata dönüştürdüğü için karşı - çıkması neticesinde İngiltere'ye sığınmak zorunda kalan, idealleri için yaşamanın hazzına ermiş iki insan. İsteselerdi, bir 20 yıl da dünyanın en zengin ülkesini yönetebilecekken, ilkeyi menfaate tercih etme erdemini gösteren bir modern bilge, kıymetli dostum Suet-Fern Lee, bu ziyaretim öncesinde yazdığı emailinde bana Tolkien'in şu şiirini hatılattığımı yazmıştı.
"Küllenmiş olan yeniden alevlenecek,
Karanlıklardan bir ışık yükselecek.
Kırılan kılıç yeniden dövülecek,
Taçsız kalan yeniden kral olacak."
Bu şiiri evinde bir tabloya nakış olarak işlediğini de gördüm. Anlıyorum ki, böylesi bilge insanlarla yollarımız buluşuyor ve onların kalplerine kazınıyor hikayelerimiz... Buna değmez mi?
İşte duyup dinledikleriniz, güç yüzüğünü parmağına takmayı reddedip, ateşlerde filizlenen ve sürgünlerde açan çiçeklerin müjdelediği baharın hikayesidir...
Aynı insani değerler etrafında buluşabilme potansiyeli olanlar, birlik ve beraberlik ruhuyla arınmaya hazır saf altın damarlar, 2016'da kızıştırılan ve tüm dünyaya yayılan bu büyük ateşte eriyecek, mobilize olacak, ve sarsılan kurumlarının temellerine akıp medeniyet sütunlarını daha bir tahkim edecekler.
Hukuk devleti, gerçek adalet ve insani değerlerle daha güçlü ışıldamaya başlayacak.
Ateşin elediği kül yığınları ise zamanın kızıl rüzgârında dağılıp gidecek, adları bile anılmayacak.
Ama potada kalanlar, insanlığın ortak vicdanına bir mühür gibi işlenecek.
Çünkü tarih, yakanları değil, yanmayı göze alanları hatırlar.
Potalar, elekler, çarmıhlar yüzyıllardır onlar için kurulageldi. Posalar akıp giderken, Potada Sokratesler, Bruno'lar, Ebu Hanifeler, Dadaloğulları kalmıştır.
Ve elerler toprağı, cevherle posayı...
Elekler deliklidir, süzmek için. Bu yüzdendir elinin delik olması.
Cevhere ulaşmak, tüm altın damarlarını ortaya çıkarmak için dünyayı kundaklar, onun tüm odununu kömürünü sarf eder, ateşe verir, çekinmez harcar. Bir tutmaya görsün cevheri, asla bırakmaz. İçi dışa, dışı içe kalbeder... Hem aldatır, ama aldanır da... Aldantanın da aldananın da en büyükleridirler...
Ateşleri dindiğinde, kara dumanları kaybolduğunda, kendi zifirlerinin sadece adaletin muhteşem heykelini ışıldattığını fark edecekler...
Büyük Alman ulusunun bilge temsilcilerinden olan yargıç ve savcılarının dergisindeki makalemle, 6.600 karakter sınırıyla yansıtmaya çalıştım.
Evet 15 Temmuz, hem Türkiye için, hem de dünya için bir büyük Lütuftur...
#KıymetiniBilelim #TeşekkürlerTürkiye #15TemmuzLutfu #Tanıklığımız
Acizane okumam bu, ya sizin ki:
@_ahmetaltan@LivaneliZulfu, @gergerliogluof @Ozguruz_org @Besser_Deniz, @Cemrebirand1@hilalnesin@LeventisMG, @BirGun_Gazetesi, @t24comtr@candundaradasi@dilekmekci@erincsagkan@barolar@MetinGnday@AdemSozuer@mrubin1971@MuratYetkin2@hbarkey@k_gozler@ErtugrulGunay@ahmetnesin1@PlatformKHK@BOLDmedya@hdpdemirtas@imamoglu_int@FreeOsmanKavala@memduhtv@SKorurFincanci@JeanJulienOrion@HurAyse@AlinOzinian@ademyarslan@cbabdullahgul@alibabacan@burhanduran@ikalin1@FigenCalikusu@ProfMuratYanik@MuyesserYildiz
AİHM'den 595 Kişi Hakkında 6. ve 7. Madde ihlali!
⚖️AİHM, bugün açıkladığı Kılıçarslan ve Diğerleri/Türkiye kararında, 595 kişinin adil yargılanma hakkının ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlaline karar vermiştir.
⚖️Başvurucuların Cemaat üyeliği iddiası ana mahkumiyet gerekçesini oluşturmaktadır. Bu kapsamda başvurucuların ByLock kullandığı iddiası başlı başına mahkumiyet için yeterli delil olarak kabul edilmiştir. Bunların yanı sıra bazı başvurucular hakkında;
📌Cemaat ile bağlantılı kabul edilen sendika, dernek veya vakıflara üyelik,
📌Bank Asya'da hesap faaliyetleri,
📌Bazı yayın veya görsel-işitsel materyale sahip olma,
📌Cemaat tarafından organize edildiği değerlendirilen gezilere katılım ve yurt dışı giriş-çıkış kayıtları,
📌Cemaat bağlantılı vakıflara bağış, Cemaat'i destekler nitelikteki gösterilere katılım, sosyal medyada cemaat lehine paylaşımlar,
📌Cemaat evlerinde veya yurtlarında kalma,
📌KakaoTalk veya Eagle gibi diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı,
📌Cemaatle bağlantılı kurumlar ve şirketlerde çalışma ya da üyelik ile bu bağlantılara ilişkin tanık ifadeleri de mahkumiyet gerekçeleri arasında yer almıştır.
📌AİHM, ihlal gerekçesinde şu hususlara yer vermiştir: Mahkeme, Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında belirlenen ilkelerin bu davada da geçerliliğini koruduğunu ve mevcut dosyadan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığını belirtmiştir. Buna göre ulusal mahkemelerin ByLock kullanımını, Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü üyeliğinin bütün unsurlarının kanıtlanması için başlı başına yeterli ve kesin bir delil olarak kabul eden yaklaşımı, Madde 7 kapsamındaki kanunilik ilkesiyle bağdaşmamaktadır; zira bu yaklaşım, ByLock kullanıcılarına fiilen objektif sorumluluk yüklemektedir.
⚖️Madde 6/1 bakımından ise mahkeme, her başvurucunun yargılama sürecinin usul açısından bazı farklılıklar barındırabileceğini kabul etmekle birlikte, ulusal mahkemelerin ByLock verisine ilişkin benimsediği tekdüze ve genel yaklaşımın tüm yargılamaların çerçevesini belirlediğini ve bu nedenle Yalçınkaya kararında tespit edilen temel eksikliklerin bu davalarda da aynen geçerli olduğunu vurgulamıştır. Söz konusu eksiklikler; başvurucuların ana delil niteliğindeki ByLock verilerine etkin biçimde itiraz edebilmesi için gerekli güvencelerin oluşturulmaması, davanın özündeki belirleyici meselelerin ele alınmaması ve mahkeme kararlarının yeterli gerekçeden yoksun olmasıdır.
⚖️Mahkeme ayrıca, başvurucular hakkında ByLock kullanımı dışında başka delillerin de mevcut olabileceğini ve bu delillerin Yalçınkaya kararı ile Yasak/Türkiye kararında ortaya konulan ölçütler çerçevesinde bir bağı kanıtlayabileceğini göz ardı etmemektedir. Ancak ByLock kullanımının tek başına mahkumiyet için yeterli görülmesi olgusunun bu sonucu değiştirmediğini belirtmiştir. 15 Temmuz olayının yarattığı istisnai koşullar bağlamsal bir faktör olarak dikkate alınmış, bununla birlikte AİHS'nin 15. maddesi kapsamında söz konusu kısıtlamaların durumun zorunlu kıldığı ölçüde olduğuna dair bir dayanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
⚖️Karar, AİHM İkinci Dairesi bünyesindeki üç yargıçlı bir Komite tarafından kesin olarak verilmiştir. Komite kararları kesin nitelikte olup büyük daireye başvuru yolu yoktur. Başvurucular lehine herhangi bir maddi veya manevi tazminata hükmedilmemiş; ihlal tespitinin başvurucuların uğradığı manevi zarar için başlı başına yeterli adil tazminat oluşturduğu kabul edilmiştir.
🔗Karara ve hakkında ihlal verilen kişilere ilişkin listeye şu linkten ulaşılabilir: https://t.co/ilhxn02laI
AİHM'den 9 Yıl Sonra Gelen İhlal!
1⃣⚖️AİHM, bugün gazeteci Tuncer Çetinkaya hakkında 9 yıl sonra verebildiği kararını açıkladı. Mahkeme, Çetinkaya'nın AİHS'in 5 ve 10. maddelerinden düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade hürriyetinin ihlal edildiğine hükmetti.
🔗Karar Link: https://t.co/0tgo0DpMO1
Ama bu (kurşun) karşıdan gelmiş!
Gömlek arkadan yırtılmış!
Jandarma Gn K.lığı önünde sivillerin vurulduğu cadde üzerinde Olay Yeri İncelemesi...
Çelik bariyeri delen kurşunun Saray/Külliye tarafından geldiği anlaşılıyor.
JGK cenahından atış izi yok! Bu şaşkınlık ondan!
🎯Türk hakimi olarak YARSAVA üye olmak sızmak mı? Size göre kim üye olmalıydı?
🎯Sizden olmayan herkes zaten “sızma “. Bir Türk vatandaşı olarak devlette çalışmaya başlarsın devlete sızdı dersiniz. Derneğe üye olusunuz onlardan olmadığınız için sızma derler . Niye ? Çünkü onların çukurlaşmış zihniyetinden olmadığınız için size “sızma” tabirini kullanırlar.
🎯Söz de muhalif olsalar ve keyfinin aktivisti olsalarda da AKP’nin ürettiği “sızma” tabirini onlardan daha çok sahiplenirler.
🎯 Kusura bakmayın zaten sizin gibi yargıdaki “emir erleri” yüzünden yargı bu hale geldi.
🎯Hakkıyla adalet hizmetine giren veya hukuk mücadelesi için YARSAV’a üye olmaya “s��zma” diyorsanız zaten zihniyetiniz ortaya çıkıyor. Boş yapıyorsunuz.
⚖️ AİHM, 3 Şubat 2026'da verdiği Kandemir/Türkiye kararının Türk Hükümeti tarafından Büyük Daireye gönderilmesi talebini reddeti ve böylece karar kesinleşti.
✅Başvuruya konu olayda, TÜBİTAK'ta muhasebeci olarak çalışırken OHAL döneminde soyut gerekçelerle işten çıkarılan ve yerel mahkemelerce işe iade talebi reddedilen başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmedilmişti. AİHM; hassas kurumlarda sadakat yükümlülüğü gereği makul şüpheyle feshin mümkün olabileceğini kabul etse de yerel mahkemelerin milli güvenlik veya olağanüstü hal kavramlarının arkasına sığınarak yargısal denetim görevini ihmal ettiğini belirtmişti. Bir kişinin sadece kendisini işe alan yöneticilerin konumu nedeniyle şüpheli sayılamayacağını vurgulayan Mahkeme; işverenin iddialarının araştırılmamasını, başvurucuya iddialara karşı etkili bir savunma hakkı verilmemesini ve somut bir delil gösterilmeden feshin onaylanmasını ihlale gerekçe yapmıştı.
Dijital bir delilin elde edilmesi sürecinde aşağıdaki usuli güvencelerin mutlak surette sağlanması gerektiğini belirtip de bu güvencelerin hiçbirinin gözetilmediği Bylock, Garson ve ankesör isnatlı suçlamalar kapsamındaki başvuruları nasıl reddedebiliyorsunuz eyy AYM üyeleri! Hem görseldeki paragrafları hem de aynı sebeplere dayanan bireysel başvuru ret gerekçelerini aynı kişiler nasıl kaleme alabiliyor?
@AYMBASKANLIGI@muhteremince@EnginYl@YilmazAkcil1968@mentes70
İnsan Hakları Komiseri: Türkiye, İnfazı Bekleyen En Yüksek Dosya Sayısına Sahip Ülkedir!
🗞️Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty, 1-5 Aralık 2025 tarihleri arasında yaptığı ziyaretin ardından Türkiye’deki insan hakları ihlallerine ilişkin hazırladığı gözlem raporunu (memorandum) paylaştı. İfade, örgütlenme ve toplanma özgürlüğü ile yargıya ilişkin yapısal sorunların devam ettiği vurgulanan raporda; Türkiye’nin Avrupa Konseyi üye devletleri arasında, 445 dosya ile infazı bekleyen en yüksek dosya sayısına sahip ülke olduğu belirtmiştir. Ayrıca bu dosyaların 37’sinin yoğunlaştırılmış, 106’sının ise standart prosedür kapsamında olduğu ve birçoğunun beş yıldan uzun süredir infazı beklediği ifade edilerek, Türk makamları AİHM kararlarını gecikmeksizin uygulamaya çağırılmıştır.
📌Komiser, yargı bağımsızlığını güçlendirmek adına Türk makamlarına şu tavsiyelerde bulunmuştur:
🟥Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısını, Venedik Komisyonu rehberliğinde çoğulculuğu ve bağımsızlığı güvence altına alacak şekilde şeffaf ve liyakat temelli olarak yeniden düzenleyin.
🟦İddianame ve yargı kararlarının adil, zamanında ve gerekçeli olmasını sağlayın; tutukluluk kararlarını titizlikle gözden geçirin, gizli tanık kullanımını sınırlayın ve benzer gerekçelerle açılan mükerrer/paralel davalara son verin.
🟩Avrupa Konseyi Avukatlık Mesleğinin Korunması Sözleşmesi’ni onaylayarak baroların ve avukatların bağımsızlığını garanti altına alın.
🟨AİHM ve AYM kararlarının tamamını, özellikle ifade özgürlüğü ve kişi özgürlüğü alanındaki davalar için eksiksiz uygulayın.
🟫AYM'nin önceliklendirme kriterlerini, özgürlükten yoksun bırakılan davaların hızla incelenmesini sağlayacak şekilde AİHM kriterleriyle uyumlu hale getirin.
🔗https://t.co/ivHCXEf5vT
CMK 134. Madde İptal Kararının Özeti!
AYM iptal kararında, yargılama sırasındaki hukuksuzluklara hiç girmemiştir. AYM'nin sorunu sadece "verilerin imhası" detayına indirgemesi, soruşturma evresindeki ihlallerle yüzleşmekten kaçındığın göstermektedir. Bu dar iptal gerekçesi, yasama organına sadece imha/silme işlemini düzenleyen şekli bir kanun yapma fırsatı sunmuştur ve uygulamadaki yapısal sorunlar çözülmek yerine, yeni kanunla usul hükmüne bağlanarak normalize edilecektir. 👇👇👇
AİHM Yasak Kararında Gerçekten Öyle mi Dedi?
✍️Sn. Ahmet Battal, AİHM İkinci Daire’nin Şaban Yasak kararından sonra Ekim 2024’te bir yazı kaleme almış, Dairenin "ihlal yok" kararını, dosyada Yalçınkaya kararından farklı olarak "soru çalma veya kopya çekme" gibi somut bir suç isnadının bulunmasına dayandırmış ve "deliller doğruysa karar da doğrudur" sonucuna varmıştı. Bu yazıdan sonra 14 Aralık 2025’te düzenlenen ''Türkiye'de Adaletin Yeniden İnşası Forumu'' isimli panele katılmış, burada da Cemaatle ilgili içinde tutamadıklarını Yasak kararı üzerinden söylemiş ve bu kararı referans alarak talihsiz bir açıklama yapmıştı. (Merak edenler, bahse konu konuşmayı şu linkten ve 3:23:00 dan itibaren izleyebilirler :https://t.co/Oo8n8uGD6H ).
🖊️Yasak başvurusuna ilişkin Büyük Daire kararının ardından bugün kaleme aldığı yazıda ise, AİHM Büyük Dairesinin ihlal kararını “İkinci Dairenin delili doğru değil ki ‘ihlal yok’ hükmü doğru olsun. İhlal var” şeklinde yorumlamıştır. Yani Mahkemenin sadece “kopya çekme” iddiasının başvurucunun dosyasında somut olarak yer almadığını tespit ettiği için ihlal verdiğini ileri sürmüştür.
📍Acaba bu ifadeler doğru mudur ve AİHM gerçekten Yasak kararında be nedenle mi ihlal vermiştir? Bu değerlendirmeye katılmak elbette mümkün değildir ve bu ifadeler göstermektedir ki, Büyük Daire’nin Yasak kararı tam olarak anlaşılamamıştır. Şöyle ki;
Farklı Suç Tipleri Birbirine Karıştırılmıştır
Yazıdaki temel yanılgı, herhangi bir yasadışı eylem iddiasının doğrudan TCK’nın 314/2. maddesinde düzenlenen "silahlı terör örgütü üyeliği" suçunun sübutu için yeterli görülmesidir. Bir ceza yargılamasında soru alma, soru verme veya kopya çekme iddiaları somut delillerle ispatlanmış olsa dahi, bu eylemlerin ceza hukukundaki karşılığı hırsızlık, nitelikli dolandırıcılık, evrakta sahtecilik veya görevi kötüye kullanma gibi suç tipleri olabilir. Bu fiillerin, olmazsa olmazı cebir ve şiddet olan örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarını otomatik olarak karşılaması mümkün değildir. Tipiklik ilkesi gereği, isnat edilen eylem ile uygulanan ceza normu uyumlu olmalıdır. Sınav usulsüzlüğü gibi bir isnadın, terör örgütü üyeliği suçunun unsurları yerine ikame edilmesi, ceza hukuku mantığına terstir. Bir an için doğru olsa bile, bir kişinin haksız menfaat temin etmesi, o kişinin devletin anayasal düzenini silah zoruyla yıkmayı hedeflediği iddia edilen bir yapının üyesi olduğunu göstermez.
Manevi Unsurun Somutlaştırılması Zorunluluğu Atlanmıştır
AİHM Büyük Dairesinin ihlal kararının dayanağı, sn. Battal’ın iddia ettiği gibi dosyada kopya çekme iddiasına ilişkin somut delil bulunmaması değil, örgüt üyeliği suçunun unsurlarının ve özellikle de manevi unsurunun yerel mahkemelerce araştırılmamış olmasıdır. Kararda açıkça belirtildiği üzere, bir kişinin TCK 314/2 kapsamında cezalandırılabilmesi için, söz konusu yapının iddia edilen şiddet ve cebir içeren amaçlarını bilerek ve isteyerek hareket etmesi (özel kast) gerekir. İlgili dosyada başvurucunun eylemleri bir cemaatin eğitim faaliyetleri kapsamında değerlendirilmiş olup, ulusal mahkemeler kararlarında bu kişinin ileride gerçekleşecek bir darbe teşebbüsünü veya iddia edilen nihai amacı bildiğine ilişkin hiçbir araştırma ve değerlendirme yapmamıştır. AİHM, Büyük Daire kararında net bir şekilde, Cemaatin o dönemde dini ve eğitimsel bir hareket olarak bilindiğini ve dolayısıyla sırf Cemaat mensubiyetinin veya eğitim faaliyetlerine katılmanın, silahlı bir terör örgütüne üyelik anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir. Velev ki dosyada Battal’ın bahsettiği gibi somut bir soru alma iddiası sübuta erseydi bile, bu durum başvurucunun örgüt üyeliği kastıyla hareket ettiğini tek başına ispata elverişli olmayacak ve AİHM açısından ihlal sonucu değişmeyecekti.
Otomatik Cezalandırma Pratiğinin Somut Göstergesi
Sn. Battal'ın "somut isnat varsa ceza doğrudur" şeklinde formüle ettiği yaklaşım, esasen AİHM'in Yalçınkaya ve Yasak kararlarında Sözleşme'nin 7. maddesi kapsamında ihlale gerekçe yaptığı "şabloncu ve otomatik cezalandırma" pratiğinin somut bir örneğidir. AİHM, belirli bir eylemin varlığının, suçun unsurları araştırılmaksızın doğrudan silahlı örgüt üyeliği için yeterli kabul edilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Başka bir ifadeyle, "ByLock = terör örgütü üyeliği" ya da "soru alma iddiası = terör örgütü üyeliği" şeklindeki tümdengelimci ve şabloncu yaklaşım, AİHM'in 7. madde ihlaline gerekçe yaptığı "otomatik suçluluk karinesinin" ta kendisidir! Salt bir iddia veya isnat üzerinden ve failin suç kastının bireyselleştirilmeden mahkumiyet hükmü kurulması, "kusursuz ceza olmaz" ilkesine aykırıdır. Dolayısıyla, suçun ancak bir delili veya farklı bir suçun konusu olabilecek hususların, silahlı terör örgütü üyeliği suçunun unsurları ve özellikle de manevi unsuru yerine ikame edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, Yalçınkaya ve Yasak kararlarındaki ihlalin ana sebebidir.
Geriye Yürümezlik ve Hukuki Öngörülebilirlik İlkeleri Gözardı Edilmiştir
Karara konu eylemlerin zamansal bağlamı ve hukuki öngörülebilirlik ilkesi de yazıda dikakte alınmamıştır. Zira Sözleşme'nin 7. maddesi, kanunların sanık aleyhine geriye dönük olarak uygulanmasını yasaklar. Başvurucuya atfedilen eğitim faaliyetleri veya diğer faaliyetlerin gerçekleştirildiği dönemde, Cemaat yasal faaliyetler yürüten bir yapıdır ve henüz herhangi bir şiddet eylemiyle ilişkilendirilmemiştir. Yıllar sonra ortaya çıkan şiddet olaylarından hareketle, geçmişteki olağan faaliyetlerin veya şiddet içermeyen fiillerin geriye dönük olarak örgüt üyeliği kastı ve delili olarak kabulü mümkün değildir. Kişilerin, eylemlerini gerçekleştirdikleri tarihte ortada olmayan bir "terör örgütü" nitelemesini öngörmelerini ve yıllar sonra yaşanacak şiddet olaylarını önceden bilerek hareket ettiklerini varsaymak, hem hukuka hem de eşyanın tabiatına aykırıdır. Özetle, hukuk geriye yürütülerek dünün yasal faaliyetlerinden bugünün terör kastı çıkarılamaz. Yazıda, zamansal bağlam ve başvurucunun eylemleri sırasındaki kastı göz ardı edilerek yapılan değerlendirmeler, Yasak kararının mantığının ve ceza hukukunun temeli olan kusur ilkesinin anlaşılamadığını göstermektedir.
📌Kısaca Büyük Daire, Yasak kararında Yalçınkaya ilkelerini somutlaştırarak; ByLock dışındaki doğrudan Cemaat mensubiyeti veya diğer faaliyetlere ilişkin delillerde, manevi unsurun bireyselleştirilmiş bir şekilde araştırılmadığı her durumun 7. maddeyi ihlal edeceğini net bir biçimde ortaya koymuştur. Sn. Battal’ın yazısı ise bu hususu ıskalayarak kararı sadece “kopya iddiası var mı, yok mu” tartışmasına indirgemiştir. Bu yaklaşım, hem ceza hukukunun temel ilkelerini hem de AİHM’in koruduğu “kişisel sorumluluk” ilkesini yansıtmakta yetersiz kalmıştır.
Güler misin, Ağlar mısın?
⚖️AİHM, AİHS'in 6 ve 7. maddelerinden ihlal vermiş ve başvurucu CMK'nın 311-1/f maddesine istinaden yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş ama gel gör ki, bu madde de ne yazdığından habersiz mahkeme, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Başkanlığı'ndan talimat bekliyor ve beklediği talimat gelmeyince başvuruyu reddediyor.
📌Allah aşkına, böyle bir ret gerekçesi mi olur; ''AİHM'nin kararının uygulanmasının Adalet Bakanlığınca (İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı) bildirilmesinin zorunlu olduğu, bu tarihi kadar da herhangi bir bildirim yapılmadığından şartları oluşmayan yargılamanın yenilenmesi talebinin ... reddine''
⁉️CMK'nın açık hüküme rağmen, bakanlıktan neyin talimatını bekliyorsunuz? Nerede yazıyor bakanlığın böyle bir bildirim göndereceği? Böyle bir bildirim gelmese AİHM kararlarını uygulamayacak mısınız?
📍Yargılamanın yenilenmesini talep ederken, ihlal verilen kararın kaçıncı sırasında isminizin yazdığını, ihlal kararının Adalet Bakanlığı tarafından yapılan Türkçe çevirisini ve bu çevirinin HUDOC'taki linkini (aşağıda) lütfen dilekçenize yazın. Yazın ki, mahkemeler yargılamanın yenilenmesi talebini değerlendirirken bile Bakanlıktan bildirim/talimat beklemesin! @insanhaklariDB
1⃣ Demirhan ve diğerleri/Türkiye kararı: https://t.co/bj3Fx6i8ek
2⃣ Karslı ve diğerleri/Türkiye kararı: https://t.co/SHztxCyASB
3⃣ Bozyokuş ve diğerleri/Türkiye kararı: https://t.co/t9QnAFxtXe
4⃣ Seyhan ve diğerleri/Türkiye kararı: https://t.co/6UI3DiLpM3
Okuyalım, Okutalım!
Bu karar, BM İnsan Hakları Komitesinin ardından, gecikmeli de olsa AYM tarafından da tescillenen ve bir insanın işkence ve kötü muamele altında hayattan koparılışının hikayesidir. Dostlar, bu zulmü herkese okutalım!
Hakkınızı Aramaktan Vazgeçmeyin!
Dün yaptığımız paylaşımda 16 olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne bildirim sayısı, bugün itibarıyla 18'e yükselmiş. Lütfen; AİHM’in ihlal kararlarını görmezden gelerek yeniden yargılama taleplerini reddeden veya eski cezayı aynen vererek hukuka kafa tutanları, sadece bir e-posta gönderme kolaylığındaki bu bildirimle Bakanlar Komitesi’ne iletin. Ayrıntılar aşağıdaki tweette mevcuttur. 👇👇👇
Çığ Gibi Büyüyen Dosya Yükü!
AİHM'in yayımladığı son istatistiğe göre, 30/4/2026 tarihi itibariyle Mahkeme önünde bekleyen 57.350 dosyadan 22.750'si, yani %39,7'si Türkiye aleyhine. Bu rakam 31/3/2026 tarihinde 22.000 idi (%38,6).
📢Bu videoda AİHM başvuru formunun nasıl doldurulacağı sayfa sayfa ele alınmıştır.
☑️Ayrıca eComms, Ek Açıklamalar, tazminat talebi gibi konulara yeri geldiğinde değinilmiştir.
🗨️Faydalı olması diledileğiyle.
AİHM Başvuru Formu Nasıl Doldurulur?
🔗 https://t.co/vOG3dzm5BF