Nothing justifies burning children alive while they sleep in tents in refugee camps. Nothing. Not self defense. Not human shields. Nothing.
600,000+ children are sheltering in tents as they are getting intensely bombed.
This is not war, this is genocide.
‼️ Yunanistan Batı Trakya’daki türbe ve tekkeyi konser salonuna çevirdi:
Amiral Cihat Yaycı'dan sert tepki!
'Seçilen mekân tesadüf değildir'
👇
https://t.co/6pbjus1DpL
@TC_Disisleri@tcbestepe@tcmeb
Ömrü boyunca Batı Trakya Türkü kardeşlerimiz için fedakârca çabalayan Doktor Sadık Ahmet’i ebedî âleme irtihalinin 31’inci yılında rahmetle ve saygıyla yâd ediyorum.
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Batı Trakya Türk Azınlığı’nın derdiyle dertlenmeyi, her sıkıntısında soydaşlarımızın yanında olmayı sürdüreceğiz.
Bugün Türkiye’nin savaş sonrası Ukrayna’nın deniz güvenliğinin garantörü olacağı yönündeki değerlendirmeler ve bu doğrultuda yapılan açıklamalar, Montrö’nün sahibi ve uygulayıcısı olan Türkiye açısından son derece dikkatle ele alınmalıdır.
Montrö Türk Boğazları sözleşmesinin, sahibi ve garantörü Türkiye cumhuriyetidir. Türkiye’nin bu özelliği NATO üyeliğini çok önündedir yarın NATO Orto‘dan kalkabilir ama lozan Antlaşması’nın ikiz kardeşi Montrö TürkBoğazları Sözleşmesi sonsuza dek kalıcıdır .
Bu sözleşmenin 90. yılını kutladığımız şu günlerde bir gerçeği unutmamak gerekir.
Türkiye, II. Dünya Savaşı boyunca çok ağır baskılara rağmen Karadeniz ‘de aktif tarafsızlık politikası gereği bugün olduğu gibi sözleşmenin 19.maddesini uyguladı.
Böylece ne Almanya’nın ne de Sovyetler Birliği’nin safında belirleyici bir askerî rol üstlendi.
Soğuk Savaş boyunca ise NATO üyesi olmasına rağmen Karadeniz’i Sovyetler Birliği’ne karşı bir cepheye dönüştürecek deniz politikalarının parçası olmadı. Montrö rejimini titizlikle uyguladı. Karadeniz’in barış ve istikrarını önceledi. Karadeniz’in deniz ortamında tek bir NATO tatbikatı dahi icra etmedi.
Bugün de aynı rejim uygulanmalıdır .
Çünkü Ukrayna ve Rusya arasında bir barış anlaşması imzalansa bile büyük kayıpların yarattığı psikolojik ve stratejik rekabet iki ülke arasında uzun yıllar devam edecektir.
Karadeniz’de provokasyon riski sürecek, krizler eksik olmayacaktır. Böyle bir ortamda Türkiye’nin Ukrayna’nın deniz güvenliğini üstlenen taraf olarak konumlanması, üçüncü ülkelerin kışkırtmalarıyla Ankara’yı Moskova ile doğrudan krizlere sürükleyebilecek tehlikeli bir zemindir.
Montrö Türk Boğazları Sözleşmesinin sahibi bir ülke olarak Türkiye geçmiş savaşta Savaşan taraflardan birinin garantörü olamaz. Olmamalıdır.
Deniz Kuvvetleri’nin onlarca yıl uyguladığı ihtiyatlı Karadeniz politikası tesadüf değildi, devlet aklının ürünüydü.
Bu politikanın radikal biçimde değiştirilmesi yalnız bugünü değil, gelecek nesillerin Karadeniz güvenliğini ve bölgesel istikrarı da riske atabilir.
Karadeniz’de kalıcı barışın temeli Montrö’dür. Türkiye, adımlarını her zamankinden daha dikkatli atmalıdır.
🇹🇷 Cihat Yaycı : Bu vahşet asla unutturulmamalıdır.
Japonların Hiroşima ve Nagazaki’de yaşananları yeni nesillere aktardığı gibi, KKTC’de yaşayan çocuklarımız da Rum terör örgütlerinin Kıbrıs Türklerine uyguladığı katliamların yaşandığı köyleri, toplu mezarları ve soykırım mekânlarını görmeli; bu acılar kendilerine belgeleriyle anlatılmalıdır.
Geçmişini bilmeyen nesiller, geleceğini koruyamaz.
Millî hafıza ancak hakikatin gelecek kuşaklara aktarılmasıyla yaşatılabilir.
Imagine if Iran bombed desalination plant in the US, cutting water to 10,000 people in New York. What would you call it? TERRORISM
The US bombed desalination plant in Iran and cut off water to 10,000 people. Why do you call it PEACE?
This is a war crime under international law.
Güney Kıbrıs’ın Türk, KKTC ve Türkiye düşmanları boş durmuyor. Bu arada BM Genel Sekreteri adaya geliyor. Bizdeki ve KKTC’deki mandacılar bu görüntülere iyi baksınlar.
Veritas visa vincit verba.
“Görülen gerçek, sözleri yener.”
🇺🇳🇮🇱 The UN has officially declared Gaza a genocide zone, noting that Israel is deliberately targeting children and infants.
It took them three full years to reach this conclusion.
🇹🇷 Cihat Yaycı : Burada sorulması gereken soru şudur:
⁉️ Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı neden orada değildir?
Madem Suriye ile iyi ilişkiler kuruyoruz, madem bölgedeki etkimiz büyüktür, madem dostuz, müttefikiz ve Suriye’nin yeniden yapılanmasında söz sahibiyiz; o hâlde Türkiye’nin millî enerji şirketi TPAO neden bu denklemde yoktur?
Amerikan şirketi var.
Fransız şirketi var.
Katar şirketi var.
Peki Türkiye nerede?
Bu tablo yalnızca enerji meselesi değildir. Bu, diplomasi kapasitesi meselesidir. Bu, devlet aklı meselesidir. Bu, Mavi Vatan’ın masa başında korunup korunmadığı meselesidir.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, masa başında harita çiziyor; sonra bu haritaları üçüncü ülkelere kabul ettiriyor; ardından uluslararası şirketleri bu alanlara sokuyor. Böylece hukuksuz iddialarına fiilî meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlar.
Biz ise haklı olduğumuzu söylemekle yetinirsek, haklarımızı başkalarının çizdiği haritalarda kaybederiz.
🇹🇷 Cihat Yaycı : Suriye’nin Bu Adımı Kabul Edilemez! Doğu Akdeniz’de Pasif Diplomasi Türkiye’ye Kaybettiriyor
Suriye’nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek taraflı ilan ettiği sözde münhasır ekonomik bölgeyi fiilen tanır şekilde hareket etmesi son derece vahim bir gelişmedir.
Daha da vahimi; Amerikan, Fransız ve Katar şirketleri, Rum Yönetimi’nin uluslararası hukuka aykırı olarak ilan ettiği sözde parsellerde hidrokarbon arama faaliyetleri yürütmektedir.
Özellikle 3 numaralı sözde parsel, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin deniz yetki alanları içerisinde bulunmaktadır. Buna rağmen Chevron başta olmak üzere yabancı şirketlerin bu alanda faaliyet göstermesi, yalnızca ticari bir girişim değildir; Türkiye’nin ve KKTC’nin egemenlik haklarının fiilen yok sayılması anlamına gelmektedir.
Daha da düşündürücü olan ise Suriye yönetiminin bu hukuksuz tabloya itiraz etmek yerine, Rum Yönetimi’nin ve Sevilla Haritası’nın esas alındığı anlayışı kabul eder görüntü vermesidir.
Peki buna kim zemin hazırladı?
Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yıllardır son derece aktif diplomasi yürütüyor. Avrupa Birliği’ni, Amerika’yı, enerji şirketlerini ve bölge ülkelerini kendi tezleri doğrultusunda yönlendiriyor. Her gün yeni bir diplomatik hamle yapıyorlar.
Biz ise çoğu zaman gelişmeleri seyrediyor, olduktan sonra tepki vermekle yetiniyoruz.
Defalarca söyledim:
Pasif diplomasi, millî hakların sessizce aşındırılmasıdır.
Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin ve KKTC’nin deniz yetki alanı içinde bulunan bir bölgede yabancı şirketler sondaj yapabiliyorsa, Suriye de Rum Yönetimi’nin sözde deniz yetki alanlarını esas alan bir tutum sergileyebiliyorsa, bunun üzerinde ciddiyetle durulmalıdır.
Türkiye, Suriye’ye açık ve net şekilde şunu söylemelidir:
Türkiye’nin ve KKTC’nin deniz yetki alanlarını yok sayan hiçbir harita, hiçbir sözde parsel ve hiçbir ruhsat bizim açımızdan hukuki sonuç doğurmaz.
Doğu Akdeniz’de haklı olmak yetmez.
Haklı olduğunuzu anlatmanız, kabul ettirmeniz ve sahada da masada da korumanız gerekir.
Aksi hâlde başkaları sizin deniz yetki alanlarınızı haritalarında siler, enerji şirketleri fiilen işgal eder, komşu ülkeler de bunu meşru zannetmeye başlar.
İşte bunun adı Mavi Vatan’ın diplomasi masasında aşındırılmasıdır.
https://t.co/loQtV26nfo
Yüzüncü yılını idrak ettiğimiz Kabotaj Kanunu yalnızca kıyılarımız arasında yük ve yolcu taşıma hakkını düzenleyen bir yasa değildir. O, Cumhuriyetin denizlerde ilan ettiği ekonomik bağımsızlık manifestosudur. Mavi Vatanın omurgasıdır.
Ancak 100 yıl sonra kendimize şu soruyu sormak zorundayız. Bir yarımada devleti olan Türkiye neden hâlâ gerçek anlamda bir denizci devlet olamadı?
Neden son 24 yılda 300 milyar dolarlık ulaştırma ve alt yapı yatırımlarının yalnızca yüzde biri denizciliğe ayrıldı?
Neden dış ticaretimizin yaklaşık yüzde 90'ı denizden yapılırken yüklerimizin sadece yaklaşık yüzde 8'i Türk bayraklı gemilerle taşınıyor?
Neden Türk sahipli deniz ticaret filomuzun tonajı 50 milyon DWT, gemi sayısı 2000’i geçerken bu gemilerin % 95’i Türk bayrağı yerine yabancı bayrak taşır?
Neden 750 yolcu uçağımız varken tek bir yolcu gemimiz yok?
Yeni makalemde Kabotaj Kanunu'nun tarihsel anlamını, Mavi Vatan ile ayrılmaz bağını ve Türkiye'nin denizcileşme sürecindeki eksiklerini ele alıyorum.
Denizciliğin yalnızca donanma değil, ticaret filosu, limanlar, balıkçılık, tersaneler, eğitim, deniz kültürü ve mavi ekonomiyle birlikte bir bütün olduğunu anlatıyorum.
Kabotajın ikinci yüzyılına girerken Türkiye'nin yeniden denizlerle büyüyen, denizlerden güç alan ve denizlerde söz sahibi gerçek bir denizci devlet olabilmesi için atılması gereken adımları tartışıyorum.
Cumhuriyetimizin denizlerdeki bağımsızlık manifestosunun 100. yılını yürekten kutluyorum.
Yüce Türk milletinin Daha nice onurlu, başı dik denizcilik ve Kabotaj bayramları kutlamasını diliyorum.
https://t.co/YLvNizmiOA
@ahmetgemici2990@drnevzattarhan Çok ilginç sadece nokta yazdığım için hesap kapandı. Yeni açıldı. Aciklama olarak da "paylaşımlarınız yeterince özgün değil" yazdılar 😂
@lordsinov Şu arabaları nerden buldunuz İstanbul da, filmi seyrederken ilk aklıma bu gelmişti .. adamlar bi fes giydirmemiş herkese, onu da yedirtmeyiz demişler her halde 😂