Aynen kanka Tayyip öncesi ne güzel Di be
Cennette yaşıyorduk
Evlerimiz yatlarımız vardı
Hergün araba değiştiriyor
Sabah kahvaltısıni Antalya
Akşam yemeğini pariste yiyiyorduk
Kızlarımız okul önlerinde tekmelenmiyor
Muhafazakar insanlarımız horlanmıyor
Miss, kardeş kardeş yaşıyorduk!
Yıl 1933.
Türkiye o zaman 15 milyon nüfuslu. Yüzde 80’i köyde yaşıyordu.
Sadece Yüzde 5’i (800 bin nüfuslu) İstanbul’da ikamet ediyordu. İnanılmaz bir yoksullukla baş etmeye çalışıyordu köylüler.
Fotoğraftakiler İstanbul ve Ankara’nın bir eli yağda bir eli balda koketleri, züppeleri, ülkenin kaymağını yiyen sözde elitleri.
Milli mücadelede sırtında top ve mermi taşıyan cefakar köylü kadınları bir dilim ekmeği kemirir ve süpürge sapı kaynatırken yemek yerine, İngiliz işgalinde İstanbul’da kıçıyla fındık kıranlar Cumhuriyet’in de tüm nimetlerinden yararlanmaktaydı.
Eşi Binbaşı Derviş bey gibi Milli mücadele kahramanı olan Kara Fatma ise açlıktan bir Rus kilisesinin küçük ve soğuk odasına sığınmış, yanındaki torununa bakmak için sokaklarda dileniyordu. Ona çöpçülük işi bile verilmemişti.
Bu tür fotoğrafları dönemin modernizminin ve “gelişmişliği” nin simgesi olarak görüp iç çekmek, tarihin karanlık odalarına giremeyenlerin at gözlüğü.
https://t.co/O82TTatSlp
Putin:
“ABD, nükleer silahlarını nükleer olmayan bir devlete karşı kullanan dünyadaki tek ülkedir ve bunu iki kez yapmıştır.
Peki amaç neydi?
Hiçbir askerî zorunluluk yoktu.
Büyük ölçüde sivil nüfusun yaşadığı Hiroşima ve
Nagazaki'ye karşı nükleer silah kullanmanın amacı neydi?
ABD'nin toprak bütünlüğüne veya egemenliğine yönelik herhangi bir tehdit var mıydı?
Hayır, elbette yoktu.
Japonya'nın askerî gücü kırılmış, direnme kapasitesi neredeyse sıfıra indirilmişti.
Öyleyse Japonya'ya karşı nükleer silah kullanmak neden gerekliydi?
Dahası, Japon ders kitaplarında nükleer saldırıların Müttefikler tarafından gerçekleştirildiği yazıyor.
Japonya'yı işte bu şekilde kontrol ediyorlar; öyle ki Japonlar, okul ders kitaplarında bile gerçeği açıkça yazamıyorlar.’
🔴SAYIN MEHMET ŞİMŞEK BAKANIMIZA
5 SORU: BU FATURAYI NEDEN HEP MİLLET ÖDÜYOR?
Siyaset halk için yapılır, rakamları güzelleştirmek için değil!
Ben siyasetçiysem ve bu halkı temsil etmeye çalışıyorsam, milletin yaşadığı sıkıntıyı yüksek sesle dile getirmek benim görevimdir.
Sayın Mehmet Şimşek’e açıkça soruyorum:
1. Enflasyonla mücadele edeceğiz diye vatandaşın alım gücünü eritmek çözüm müdür?
2. Yüksek faiz altında esnafın, çiftçinin, sanayicinin ve yatırımcının finansmana ulaşmasını zorlaştırarak üretim ve istihdam nasıl artırılacak?
3. Vergi ve harç yükünü sürekli artırıp bütçenin faturasını dar gelirlinin, esnafın ve vatandaşın sırtına yüklemek adalet midir?
4. Emeklinin maaşı kiraya ve mutfağa yetmezken, asgari ücretlinin parası ay sonunu görmezken hangi ekonomik başarıdan söz edeceğiz?
5. Vatandaş kredi kartıyla ve borçla hayatını çevirmeye çalışırken, esnaf siftahsız kepenk kapatırken bu programın sosyal maliyetini kim hesaplıyor?
Ekonomi yalnızca faiz, vergi, bütçe açığı ve istatistik değildir.
Ekonomi insandır! Ekonomi mutfaktır, pazardır, kiradır, ekmektir, üretimdir, istihdamdır.
Bir ekonomik programın başarısı vatandaşın sofrasına yansımıyorsa, o programın rakamlar üzerinde başarılı görünmesinin millet açısından ne anlamı vardır?
Bir kez daha gür bir sesle uyarıyorum:
Milletin sabrını ekonomik programın sınırsız kaynağı zannetmeyin.
Sayın Mehmet Şimşek’in politikalarının oluşturduğu bu ağır ekonomik ve sosyal tablo böyle devam ederse,
bu sefalet yarın çok daha büyük felaketlere yol açacaktır.
Sonra kimse, “bizi uyarmadılar” demesin.
Bugünden açıkça söylüyorum: Bu yol, yol değil!
Benden söylemesi!
Üç beş tane satanist ergen etkileşim verecek diye Anahtar Parti Gençlik Kolları Başkanı Kadir Koray iptal edilen konser nedeniyle çok sinirlenmiş. Çok meraklı iseniz satanist ayinlere söyleyin Yavuz Ağıralioğlu'na genel merkezde çalın oynayın.
En son Suriye sınırımıza gelmişlerdi.
PKK ve DAEŞ (IŞID) onları Türkiye
sınırının sıfır noktasına taşımıştı.
“Harita”lar çiziyorlardı.
“Harita taslakları” ellerinde parçalandı.
Kovduk…
Kovmakla kalmadık Golan’a kadar indik.
Şimdi Ege’de sahillerimize gelmişler.
Bu sefer Yunanistan, kıyılarımızın sıfır noktasına taşımış.
Yine kovacağız da…
Bu sefer nereye kadar ineriz bilmiyorum.
(Not: Ada isimleri Türkçe değil, özür dilerim.)
Bir yanında Putin, bir yanında Lukaşenko...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, hararetle,
bir şeye ikna etmeye çalışıyorlar gibi..
Ya da, bazı konularda bilgi aktarıyorlar.
Soru: "Size Türkiye'nin Elon Musk'ı diyorlar. Nasıl karşılıyorsunuz bu benzetmeyi?"
El-Cevap: "Türkiye'nin Cezerî'si, Aziz Sancar'ı olmak bizler için daha makbul."
Selçuk Bayraktar
Arap Medya Kanalı Al-Qanat 9:
“KAAN, Türkiye'nin kendi imkanlarıyla, bu projeye yıllardır emek veren mühendisleri sayesinde ürettiği bir uçaktır.
Bu uçak gökyüzüyle buluştuğunda, Orta Doğu'daki askeri üstünlük dengeleri tamamen değişecektir.
KAAN yalnızca Türkiye'de değil, aynı zamanda dost ve kardeş İslam ülkelerinde de stratejik bir güç unsuru olacaktır.”