Burası da beni çalıştırıp üstüne eski çalışanına para vermediğini açık açık ifade ettikten sonra ilk hafta işi bıraktığımda bana paramı vermeyen, istediğimde de "ben sana işi öğrettim sen bana para ver " diyen yer. Elleriniz dert görmesin simdiden
plaja girebilmek için mülakata girmeyi gururuna yedirebilmiş insana bu hayatta yaptıramayacağınız hiçbir şey yok. hepsine potansiyel kiralık katil, yüz kızartıcı suç faili muamelesi yapılmalı...
Yıllardır inşa ettikleri işleyişin çürük kokularını örtbas edemiyorlar artık. Öğretmenler ölüyor, öğrenciler ölüyor. Okullarda ya kan gövdeyi götürüyor ya da pislik akıyor. Milli eğitim bakanı tüm bunlara sırıtarak cevap veriyor, çünkü memnun. Utanmıyorlar, mutlular.
SARAR İLKOKULU’NDA NELER OLUYOR?
Ankara’nın göbeğinde…
Millî Eğitim Bakanlığı’nın hemen yakınında…
Bir okulda üç kadın öğretmen aylarca mobbinge maruz kaldıklarını söylüyor.
Dilekçe veriyorlar.
Tutanak tutuyorlar.
Tanık gösteriyorlar.
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidiyorlar.
Çalmadıkları kapı kalmıyor.
Çünkü iddialara göre öğretmenler;
“Okulun sahibi benim.”
“Sizi paramla satın alırım.”
“Açlıktan nefesiniz kokuyor.”
“Çekil önümden.”
“Ben istersem izin veririm.”
“Nereye şikâyet ederseniz edin.”
gibi ifadelerle karşılaşıyor.
İddialara göre öğrencilerin ve velilerin önünde azarlanıyorlar.
Mesleki itibarlarının zedelendiğini d��şünüyorlar.
Hazırlamak istedikleri gösteri ve törenlere izin verilmediğini belirtiyorlar.
Ve bütün bunların bir bütün olarak mobbing oluşturduğunu savunuyorlar.
Bu yüzden dilekçeler yazılıyor.
Bu yüzden tutanaklar tutuluyor.
Bu yüzden üç öğretmen aylarca mücadele ediyor.
Ama asıl hikâye bundan sonra başlıyor.
Çünkü öğretmenler çoğu zaman yaşadıkları baskıdan değil, o baskıyı şikâyet ettikten sonra yaşadıklarından yoruluyor.
Yalnızlaştırılıyorlar.
Dışlanıyorlar.
Sorun çıkaran kişi ilan ediliyorlar.
Sonra dosya kapanıyor.
Sonuç kısmına şu cümle yazılıyor:
“İddialar sübuta ermemiştir.”
Ve ardından…
Müdür görevine devam ediyor.
Öğretmene ise görev yeri değişikliği çıkıyor.
İşte tam da bu noktada eğitim camiasında şu algı büyüyor:
“Şikâyet edilen kalıyor, şikâyet eden gidiyor.”
Dün Ağrı’da…
Bugün Ankara’da…
Yarın başka bir şehirde…
İsimler değişiyor.
Okullar değişiyor.
Ama hikâye değişmiyor.
Millî Eğitim Bakanlığı’na ve Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne soruyoruz:
Üç öğretmenin aylarca verdiği mücadelenin karşılığı bu mu?
Sarar İlkokulu’nda neler oluyor?
Ve bu hikâyeyi daha kaç öğretmen yaşamak zorunda kalacak?
@cankayailcemem
@MemAnkara
@mebpgm
@meb_ogm
Kadının halihazırda bir fotoğrafı varken üşenmemiş bir de dekolteli fotoğraf bulmuş yavşak evladı yavşak. Peki bilin bakalım kim eksik, evet okul müdürünün fotosu yok. Sizin şerefsizliğinizle uğraşmaktan yas tutamıyoruz.
Ağrı’da anasınıfı öğretmeni Irmak Ayşe Koparan evinde ölü bulundu.
Öğretmenin okul müdüründen şiddet gördüğü iddiaları üzerine Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.
Irmak öğretmenin, okul müdürü Melahat İleri’nin 2 defa tokat attığına, mobbing uyguladığına dair yazdığı tutanak yazısı��
Okul müdürü, “Çingene”, “sende aşağılık psikolojisi var”, “gerizekalı” gibi ithamlarda bulunmuş.
Okuldan üç kişi de olayın şahidi olmuş… Üstelik şahitlerden biri okulun müdür yardımcısı
#Irmaköğretmeniçinadalet
#IrmakÖğretmenİçinAdalet
Irmak Ayşe Koparan..
25 yaşında, köy okulunda ana sınıfı öğretmeni..
Ağrı Hamur'da intihar ederek yaşamına son verdi..
Eğitim sendikaları mobbinge uğradığını belirtiyor..
Mazereti nedeniyle geçici olarak görevlendirildiği önceki okulunda müdür tarafından şiddete/baskıya (sözlü hakaretlere, bağırmalara ve doğrudan tokat atılma) maruz kaldı..
Bu durumu beyan etmesine rağmen müdüre bir işlem yapılmadı ama kendisi cezalandırılarak (sürgün edilerek) ilçenin en uzak ve ulaşımı en riskli köy okuluna gönderildi..
Sürüldüğü köy okuluna güvenli bir toplu taşıma olmadığı için her gün kendi imkanlarıyla gidiş-geliş yapmak zorunda bırakıldı. Okula gidiş-geliş yapabilmek için günlük 2500-3000 TL civarında çok yüksek yol ücretleri ödemek zorunda kaldı..
Can güvenliği ve ulaşım risklerini içeren resmi dilekçeler yazarak durumunu üst makamlara bildirdi ancak bu başvuruları dikkate alınmadı ve koruma mekanizmaları işletilmedi..
Irmak Öğretmen'i tanıyan birinden mesaj aldım:
"Bu öğretmenle normalde aynı yere atanmıştık. Köy uzak, bir erkek ve kadının kalması uygun olmadığı için Karkazan diye bir okula verdiler. Bundan 2 ay kadar önce okuldaki müdür ile bir tartışma yaşıyor ve ceza olarak tabiri caizse benim okuluma gönderiliyor. Benim okuluma gönderildiği zaman askerdeydim. Mayıs'ın 13'ünde terhis aldım. Öğretmenimiz mağdur olmasın ve eski okuluna geri gitsin diye zaman kaybetmeden okuldaki görevime başladım. Fakat gelmem hiçbir fayda etmedi. İlçe Millî Eğitim Müdürü ve kaymakam, öğretmene resmen mobbing uyguladı. Herkesi araya sokup konuşturduk ama nafile. Irmak öğretmenimiz birçok kere dilekçe verdi ama sürekli geçiştirildi. Bu arada bu öğretmen her gün taksi ile gelip gidiyodu lojmanda kalamadığı için ve 1500, 2000 lira gibi bir para veriyordu. Aynı zamanda okula geldiğinde keyfi hiç yerinde olmuyor, enerjisi düşük ve ağlıyordu. Bütün bunların MEB'e iletilmesi fayda etmedi. Öğretmenimizin dün hayatını kaybettiğini öğrendim."
@tcmeb ilgili kişiler hakkında gerekli işlemleri yapmanızı ve kamuoyunu aydınlatmanızı bekliyoruz.
İçimden bir ses neden okul müdürünün tek suçunun bu gencecik öğretmene fiziksel şiddet uygulamak olmadığını; asimetrik hiyerarşiyi de kullanarak bu genç kadının hayatını pek çok yönden cehenneme çevirmiş olduğunu söylüyor?
Haluk Bilginer'den meslektaşlarına sert eleştiri:
🔷 Oyunculuk muazzam bir şey değil.
🔷 "Ben rolümün etkisinde kaldım, iki gündür çıkamıyorum" geyiklerine inanmayın.
🔷 Bunların hepsi yalancı ya da seveni yok.
🔷 Demiyorlar ki, "Sen hastasın, senin tedaviye ihtiyacın var? Seni bir kliniğe yatıralım, senin tedaviye ihtiyacın var."
🔷 Üçüncü bir şık yok yemin ederim.