Sürekli başkalarını memnun etmeye çalışan, kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atan kişi: Sevilmek için “iyi” olmak zorunda kaldığını öğrenmiştir.
Kendi benliğini ortaya koymak onu terk edilme korkusuyla doldurur.
Sağlıklı ilişkiler kusursuz insanların değil, birbirinin yaralarına rağmen kalabilen insanların emeğiyle büyür.
Birini sevmek bazen haklı çıkmaktan vazgeçmek, bazen de anlaşılmadığında da anlatmaya devam etmektir.
Çünkü sevgi, zor zamanları da birlikte göğüsleyebilmektir.
Oysa insanı en çok yoran şey,
sevilmemek değil;
sevildiğine inanmak isteyip görememektir.
Ve bir gün anlarsın:
Asıl kaybettiğin şey,
kendine olan saygındır.
İyileşmek,
"Ben, bana bunu yaşatan birini sevecek kadar değil; kendimi seçecek kadar değerliyim." diyebildiğin gün başlar.
Nietzsche ağladığında kitabında geçen muhteşem bir cümle var:
"benim "biz" haline gelebilmem için önce "ben" olmam gerek." (s. 315)
Günümüz ilişkilerinin de sorunu tam olarak bu: Henüz "ben" bile olamamış milyonlarca insan"biz" olmaya çalışıyor.
İnsan değişmez derler Oysa insan; sevildiği yerde başka,değersiz hissettirildiği yerde bambaşka biridir.
Sürekli eleştirilen susmayı,terk edilen bağlanmamayı,görmezden gelinen kendini anlatmamayı öğrenir.
Bu yüzden bazı davranışların altında karakter değil,yaşanmışlıklar vardır
İlişkiler bazen sevgisizlikten değil,
ihmal edilen küçük şeylerden yorulur.
Sorulmayan bir "Nasılsın?"
Fark edilmeyen bir yorgunluk...
Dinlenmeyen bir kırgınlık...
Çünkü büyük kopuşlar genellikle küçük ihmallerin birikimidir.
Bir insanı hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Yolunuzu ayırabilirsiniz. Ama bunu yaparken karşınızdakinin kalbini kırmamalısınız.
Çünkü insanlar ayrılığı değil, ayrılırken gördükleri tavrı hatırlar.
Bir insanın karakteri sevgisinde değil, vedasında saklıdır.
Hayatta en önemli şey “doğru insanı bulmak” değildir.
Asıl önemli olan, yanlış insanı fark ettiğinde kalmamayı seçebilmektir.
Çünkü doğru insanı bulmak biraz şansa, kadere ve olgunluğa bağlı
Fakat vazgeçebilmek tamamen senin psikolojik sağlığına ve kendine olan saygına bağlıdır.
İlişkileri bitiren şey tartışmak değildir.
O an kullandığın dil, seçtiğin kelimeler, ses tonun ve karşındakine hissettirdiklerin...
Çünkü insanlar ;
aşağılanmaktan,duyulmamaktan,
değersiz hissettirilmekten yorulur.
Kimse tartıştığı için gitmez.
Saygısını kaybettiği yerden gider.
"Bir ilişkiyi en çok yoran şey, yapılan hatalar değil; o hatalar konuşulmak istendiğinde duyulmayan sessizliktir. Çünkü bazı mesafeler kilometrelerle değil, kurulmayan cümlelerle oluşur.
İnsan sevdiği kişiye değil, onun yanında kendini yalnız hissetmeye kırılır.
Danışanım öyle güzel bir cümle söyledi ki :
Bazen yorulacağız, bazen birbirimizi eksik anlayacağız, belki aynı anda susacağız.
Ama sevgi bence şudur: Gitmek kolayken bile birbirinin kalbinde kalmayı seçmek.
Çünkü gerçek ilişki; her şeye rağmen aynı kalpte kalabilmektir…”
Danışanım öyle güzel bir cümle kurdu ki :
Bazen yorulacağız, bazen birbirimizi eksik anlayacağız, belki aynı anda susacağız.
Ama sevgi bence şudur: Gitmek kolayken bile birbirinin kalbinde kalmayı seçmek.
Çünkü gerçek ilişki; her şeye rağmen aynı kalpte kalabilmektir…”
Partneriniz size bazen şunu hissettirmeli; “Biz mükemmel değiliz. Kırıldığımız günler de olacak, sustuğumuz da… Ama ben, ne olursa olsun seni anlamaya çalışmaktan vazgeçmeyeceğim.”
Çünkü sevgi; yanlış anlaşılmalarda, yorgunlukta, tartışmada da “biz” kalabilmektir…
Bir çocuğun geleceğini tahmin etmek ister misin?
Dunedin Longitudinal Study, tam 50 yıldır 1000'den fazla çocuğu takip ediyor.
Ve bulduğu en güçlü gösterge ne biliyor musun?
Zeka değil, aile zenginliği değil...
“ÖZDENETİM”
Bir çocuğun geleceğini tahmin etmek ister misin ?
Dunedin Longitudinal Study, tam 50 yıldır bu soruya cevap arıyor.
Ve verdiği cevap oldukça net:
Özdenetim, kader kadar belirleyici.
Yani:Sınırlarını bilen ve kendini durdurabilen çocuk.