Bir hocam şöyle söylemişti: “Sûreler bir insanın ihtiyaçlarına göre indirilen 114 ilahî müdahaledir” Yani insan hangi sıkıntıya düşmüşse, onun ilacı Kur’an’da vardır. Bu sözün ışığında, 114 sûrenin hangi hâlde, hangi ihtiyaçta okunması gerektiğini derledim. Umarım faydalı olur.
Hiç abartmıyorum, Gazzeliler çadırlarında su altında kalıyorlar, soğuktan herkes donuyor çocuklar bombalardan ve açlıktan sonra soğuktan ölmeye başlayacak.
Sessiz kalmak bu suça ortak olmaktır..!!
İsrail dün Gazze’de 40 sivili katletti.
Bugün ise Gazzeli çocukları sniperlarla “avlayarak” katletmeye devam ediyor.
Ayrıca Gazze’ye sokmaya söz verdiği insani yardımın %5’ine dahi izin vermiyor. En kritik malzemelerin girişini yasaklıyor. Gazze hâlâ açlık ve sefalet çekiyor.
Boykot listesindeki hiçbir firmanın tek suçu soykırım destekçiliği değil.
Örneğin Coca-Cola gittiği çoğu ülkede su kaynaklarını vahşice tüketiyor. L’Oréal hayvanlar üzerinde test yapıyor. Unilever Asya’da kadınları çok az ücretle köle gibi çalıştırıyor. Starbucks sendikalaşan işçilerini kitlesel olarak kovuyor. Takdir ederseniz yüzlerce örnek daha verilebilir.
Yani bilinçli bir tüketici olduğunuzu iddia ediyorsanız ancak Gazze’yi de umursamıyorsanız, yine de boykot yapmanız gerekir. Yok zaten hayvanî dürtülerle önüne konulan her şeyi tüketen birisi iseniz, sizden herhangi bir hassasiyet taşımanızı beklemiyoruz.
Bu sözler nasıl gündem bile olmuyor anlamıyorum. İsrail savunma bakanı “bu saatten sonra Gazze Şehri’nde kalan herkesi terörist sayacağız” diyor.
Yani hepsini öldüreceğiz ama hiç sorumluluk kabul etmeyeceğiz diyor.
Gazze Şehri’nde hala çoğu çocuk ve kadın 800-900 bin insan var!
Aksa Tufanı’nın ikinci yılına yaklaşırken Ehl-i Sünnet duyarlılığını İslami faaliyetlerinin eksenine koyan yapıların asla kaçınamayacağı bir soru var: Ehl-i Sünnet’e mensup olan Gazze soykırıma uğrarken neden Ehl-i Sünnet ülkelerden ses çıkmadı? Neden bu ülkeler/yapılar İsrail’le ilişkilerine devam etti? Neden “Rafizi” olarak kötüledikleri İran, Hizbullah, Haşd-i Şabi ve “Yemen Ensarullah” Gazze için “vurur” ve “vurulurken” onlardan bir ses çıkmadı? Ses çıkmaması şöyle dursun, neden direnişin önünde bir engel oldular?
Yanlış anlaşılmak istemem: Bu sayfayı takip edenler ve yakın çevrem olaylara mezhep açısından bakmadığımı; Filistin meselesine ise insanlık ölçeğinde yaklaştığımı bilir. Ehl-i Sünnet ve Hanefi bir kişi olsam da “Şii” ve “Sünni” kavramlarını ayrıştırıcı bir şekilde kullanmayı öte dünyada hesabı ağır bir cürüm olarak görüyorum. Ama her meseleye “Ehl-i Sünnet” açısından yaklaşan kişilerin yukarıdaki soruya/sorulara cevap vermesi gerekiyor.
Ehl-i Sünnet nedir?
Ehl-i Sünnet sadece sarığın ve sakalın uzunluğu, abdest ve namazın erkânı; kelâma, fıkha, muâmelât ve mücâzata dair konularla mı ilgilenmektir? Bin yıllık meseleleri sürekli tartışıp durmak mıdır?
Ehl-i Sünnet, İsrail’le ilişki kurmanın, onun varlığını tanımanın hükmü hakkında bir şey söylemiyor mu?
Ehl-i Sünnet’in ülkemizdeki ABD üsleri hakkında bir duruşu yok mu?
Ehl-i Sünnet ülkemizde dalgalanan İsrail bayrağı hakkında bir şey söylemiyor mu?
Yöneticiler, İsrail’le ilişkilerine devam ederken onlar hakkında söyleyecekleri bir şey yok mu?
Sürekli bir “Şia” tehlikesinden söz ediyorsunuz, bunu anladım. Ama neden Ehl-i Sünnet denilince sadece akla bu geliyor? Ehl-i Sünnet’in İsrail’e, Siyonizm’e, ABD ve NATO’ya karşı bir duruşu yok mu?
Son yapılan Doha zirvesinden çıkan bildiriye lütfen tekrar bakın. O bildiri bölgemizdeki ABD emperyalizmine onay veriyor ve "iki devletli çözüm" diyerek İsrail’i tanıyor. Ehl-i Sünnet ulema nerede? Her türlü ayrıntı konuda fetva veren ulemamız nerede?
Şunu soruyorum: İmam-ı Azam Ebu Hanife, Emevilerin "Beytülmal Eminliği" teklifine “Bana Vâsıt mescidin kapılarını say dese, onu bile kabul etmem.” demedi mi? Statükonun haksızlıklarını onaylamamak için zindanlarda işkence görüp can vermedi mi?
Peki siz neredesiniz?
İslam dünyasının yöneticileri İsrail’le ilişkileri meşrulaştırırken, ABD’yle müttefik olmayı “güvence” sayarken sizin fetvalarınız nerede?
Artık Aksa Tufanı savaşında iki yıla yaklaşıyoruz. Kuşkusuz geniş bir değerlendirme yapacağız. Fakat şimdilik şunu söylemek istiyorum:
Türkiye'deki dindar/İslami kesimin büyük bir çoğunluğu Filistin için çok şey yaptı ama asıl yapması gereken bir şeyi yapmadı. İktidara İsrail'le ilişkilerini kesmesi yönünde bir baskı kurmadı. Halbuki sivil yapıların yapabileceği en önemli şey buydu. Her şey gözlerinin önünde cereyan etti. Petrol onların gözleri önünde gitti, gemiler onların gözleri önünde gitti, İsrail elçiliği onların gözü önünde açık kaldı, üsler onların gözü önünde açık kaldı. Öyle sanıyorum ki bu yapılar bundan sonraki yıllarda varlık sebeplerini sorgulayacak, Aksa Tufanı bu açıdan da bir milat olacaktır. Onlar sorgulamasa da tarih ve gelecek nesiller sorgulayacaktır.
İsrail, 24 saat içinde 4 ülkeye birden saldırdı. Direniş 40 yıldır bunu anlatmaya çalışıyor insanlara.
Diplomasi, siyaset, müzakere... İsrail söz konusu olduğunda bu kavramların hepsi boştur. Siyonistler için diplomasi; lojistik ve istihbarat temini için gerekli olan kılıftan başka bir şey değildir. İsrail adına yürütülen diplomasi "istihbarat", "yoklama", "etüd etme", "adam devşirme" sürecidir.
Hâlâ "iki devletli çözüm" masalı anlatıyorlar. İsrail'in hukuka riayet edeceğine inanan biri (kusuruma bakmayın) ya ahmaktır ya da onların devşirdiği biri.
Yanlış anlaşılmasın, hukuk ve diplomasi dünyadaki her konuda işe yarayabilir ama İsrail konusunda asla. Bunu aklınızdan çıkarın. "İsrail mutlak kötülüktür" diye boşuna demiyoruz. İsrail'e karşı silah insanlığın şifasıdır. Kanser urunun ilacı bıçakla kesilip atılmaktır. Bu kanser rahatça yayılsın diye direniş cephesi silahsızlandırılmaya çalışılıyor.
Tek çözüm var: Siyonistlere karşı hiç bir ayrım gözetmeden birleşmek zorundayız.
Türkiye de dahil vurmayacakları neresi var? Sadece zaman ve konjonktür meselesi.
Onlar silahlarına güvenir, bize ise hukuk ve diplomasi tavsiye ederler. Kendi içlerindeki çatlaklara gelince "hoşgörü, empati, tolerans" işler bizim aramızdaki farklılıklar ise uçuruma dönüştürülür. İki karakter onlar için vazgeçilmezdir: “Mezhepçi", "kavmiyetçi" ve "hizipçi" yobaz tipler ve Batı’nın kurumsa yapısına güvenen tipler. Kaos, istihbarat ve güvensizlik iklimi bu iki tipolojiyle kurulmuş denklemle sağlanır.
NATO üyesi olduğunuza, ABD'yle müttefik olduğunuza filan güvenmeyin. İmza attıkları her sözleşme yırtılıp atılacak bir kağıttan başka bir şey değildir onlar için.
Şu iki ilkeye dayanmayan her siyaset zillet getirir, terör getirir, ayrışma getirir, bela getirir:
1. ABD, büyük şeytandır.
2. İsrail mutlak kötülüktür.
Tunus’daki Sumud Filosu’na yönelik bombalı saldırı Filistin gönüllülerinin kararlılıklarını arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Arkadaşlar! Daha yola çıkmadan İsrail’i rahatsız eden Sumud Filosu ile olan dayanışmamızı daha da arttıralım. Filoya ses olalım.
Şu eylem sebebiyle 6 kişi göz altına alınmış. Nasıl bir suç unsuru içeriyor bu eylem? Şehrin en önemli kulesinde birkaç dakikalığına Gazze’deki açlığa dikkat çeken bir pankart açmak nasıl gözaltı sebebi olabilir? @AliYerlikaya@gul_davut@TC_icisleri
Demet Evgar, katliamları finanse eden ve bu sebeple tüm dünyada boykot edilen markaların reklamında oynayan bir isim.
Vicdandan ve boykottan bahsederken utanması gereken bir isim aslında ama böyle nasihatler dinliyoruz kendisinden.