AKP'lilerin "Artık dövebiliyoruz" dediği, bakanın "Giden gitsin" dediği bilim insanlarından birisi...
Bir kamu üniversitesinde cerrah. Öyle bir yorulmuş, enerji kaybetmiş ki, muhtemelen hemen yemekhaneye indirmişler.
Süslü bir basın toplantısı, yanında protokol filan yok. Yemeğini yerken aynı anda mutlulukla ameliyatların önemini anlatıyor.
Dünyanın ilk 8’li çapraz karaciğer nakli Malatya’da gerçekleşti.
İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde, Prof. Dr. Sezai Yılmaz liderliğinde gerçekleştirilen 8'li çapraz karaciğer nakli, tıp tarihine adını yazdırdı.
Bu gurur Malatya'nın ♥️
Kadıköy merkezden girip Suadiye’den çıktığın hatta bir delilik yaşanıyor. Koca semt sanki gizli bir tarikat toplantısında bir araya gelmiş de, "Arkadaşlar Kadıköy’ün acil, ama çok acil bir kahveciye daha ihtiyacı var, ben espresso makinesinin kolunu çekmezsem bu çark dönmez!" diye yemin etmiş.
Mahallede terzi vardı, pantolon paçası kısaltırdık. Gitti. Yerine ne geldi? kahveci. Ayakkabı tamircisi vardı, topuk çakardık. O da gitti. Yerine ne geldi? kahveci!
Kardeşim ben paçamı kahveye mi batırayım? Ayakkabımın topuğuna filtre kahve mi süreyim? Caddebostan'dan Suadiye'ye yürü, attığın her adımda bir barista sana latte art yapıyor. Kalp çiziyor köpüğe. Kalbime çiz onu, kira 80 bin TL!
Bir de dönerciler türedi. 100 gram döner 600 lira. Adam danayı kesmiş, şişe dizmiş, karşıma geçmiş gram hesabı yapıyor kuyumcu gibi. "Kaç gram olsun abi?" Kaç gram olsun ne demek, sarrafa mı geldim ben? Bir de işin komiği, Tatar Salim'de porselen tabakta yediğinle köşedeki Barış Büfe'de ayakta, kola kutusunu koyacak yer bulamadan yediğin tombik aynı para!
Dondurmacıları hiç sorma. Pardon, dondurmacı değil, Gelato. Çünkü dondurma dersen 50 lira, gelato dersen 250 lira oluyor, sistem bu. Dükkan limon sarısı, tabela el yazısı, isim İtalyanca, bir top 200 lira. Bir top, tek top!
O sırada Değirmendere'de Öz Serbesler amca üç topu 100 liraya veriyor, süt kokuyor ama olmaz, biz gidip limon yeşili dükkanda "fıstıklı gelato" yiyeceğiz, çünkü Instagram'a Öz Serbesler koyunca olmuyor :)
Yeter valla yeter. Bir tane de nalbur açın, bir tane. Vida lazım bana, vida.
Rescued or orphaned baby leopards often develop strong bonds with their caregivers during rehabilitation, especially when they are too young to survive on their own in the wild.
Modern dünyada bilginin ilerlemesi, düşüncenin gerilemesine yol açtı. Veriye ve hesaba boğulduk ama insani gerçekliği kavrayacak zihinsel derinliği kaybettik. Sonuç: Fanatizm ve nefret.
Edgar Morin
Bölgeyi iyi bilen ve yakından takip eden gazeteci @DemirFerit62 diyor ki Kılıçdaroğlu'nun hemşehrileri, hatta akrabaları bile kendisine çok tepkiliymiş. Şaşırtıcı değil ama bir yanıyla da çok trajik. Bir insan neden, ne karşılığında kendisini bu duruma düşürür ki?
Zannediyorlar ki siz malsınız.
Bir mahkeme kararı çıktı diye olan bitene dair fikriniz değişecek; çektiğiniz dertleri unutacaksınız; dünyaya bakış şeklinizi değiştireceksiniz; ak dediğinize kara, kara dediğiniz ak diyeceksiniz... Resetlenecek beyniniz, hafızanızı kaybedeceksiniz sanıyorlar.
Siz unutmayacaksınız. Aynı sizin gibi, yanınızdakiler de unutmayacak. Çünkü biz mal değiliz. Kimse değil. En eğitimlisinden en eğitimsizine, insanların haysiyetlerine verdikleri değere güvenin.
Sadece haklı değiliz, aynı zamanda çok kalabalığız. Onlardan daha kalabalığız. Sırf bize mal muamelesi yapmaya yeltendikleri için daha da kalabalık olacağız.
Türkiye, kendi kendine s��rekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
19 Mayıs, yalnızca bir başlangıcın tarihi değil; Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının cesaretinin, umudun inatçılığının ve gençlerin dönüştüren gücünün de simgesi.
Daha eşit, daha özgür ve daha aydınlık yarınlara inancımız hiç eksilmesin. 🇹🇷
A Norwegian neuroscientist spent 20 years proving that the act of writing by hand changes the human brain in ways typing physically cannot, and almost nobody outside her field has read the paper.
Her name is Audrey van der Meer.
She runs a brain research lab in Trondheim, and the paper that closed the argument was published in 2024 in a journal called Frontiers in Psychology. The finding is brutal enough that it should have changed every classroom on Earth.
The experiment was simple. She recruited 36 university students and put each one in a cap with 256 sensors pressed against their scalp to record brain activity. Words flashed on a screen one at a time.
Sometimes the students wrote the word by hand on a touchscreen using a digital pen, and sometimes they typed the same word on a keyboard. Every neural response was recorded for the full five seconds the word stayed on screen.
Then her team looked at the part of the data most researchers had ignored for years, which is how different parts of the brain were communicating with each other during the task.
When the students wrote by hand, the brain lit up everywhere at once.
The regions responsible for memory, sensory integration, and the encoding of new information were all firing together in a coordinated pattern that spread across the entire cortex. The whole network was awake and connected.
When the same students typed the same word, that pattern collapsed almost completely.
Most of the brain went quiet, and the connections between regions that had been alive seconds earlier were nowhere to be found on the EEG.
Same word, same brain, same person, and two completely different neurological events.
The reason turned out to be something nobody had really paid attention to before her work. Writing by hand is not one motion but a sequence of thousands of tiny micro-movements coordinated with your eyes in real time, where each letter is a different shape that requires the brain to solve a slightly different spatial problem.
Your fingers, wrist, vision, and the parts of your brain that track position in space are all working together to produce one letter, then the next, then the next.
Typing throws all of that away. Every key on a keyboard requires the exact same finger motion regardless of which letter you are pressing, which means the brain has almost nothing to integrate and almost no problem to solve.
Van der Meer said it plainly in her interviews.
Pressing the same key with the same finger over and over does not stimulate the brain in any meaningful way, and she pointed out something that should scare every parent who handed their kid an iPad.
Children who learn to read and write on tablets often cannot tell letters like b and d apart, because they have never physically felt with their bodies what it takes to actually produce those letters on a page.
A decade before her, two researchers at Princeton ran the same fight using a completely different method and ended up at the same answer. Pam Mueller and Daniel Oppenheimer tested 327 students across three experiments, where half took notes on laptops with the internet disabled and half took notes by hand, before testing everyone on what they actually understood from the lectures they had watched.
The handwriting group won by a wide margin on every question that required real understanding rather than surface recall.
The reason was hiding in the transcripts of what the two groups had actually written down.
The laptop students typed almost word for word, capturing more total content but processing almost none of it as they went, while the handwriting students physically could not write fast enough to transcribe a lecture in real time, which forced them to listen carefully, decide what actually mattered, and put it in their own words on the page.
That single act of choosing what to keep was the learning itself, and the keyboard had quietly skipped the choosing and skipped the learning along with it.
Two studies. Two countries. Same answer.
Handwriting makes the brain work. Typing lets it coast.
Every note you have ever typed instead of written went into your brain through a thinner pipe. Every meeting, every book highlight, every idea you captured on your phone instead of on paper was processed at half depth.
You did not forget those things because your memory is bad. You forgot them because typing never woke the part of the brain that would have made them stick.
The fix is the thing your grandmother already knew.
Pick up a pen. Write the thing down. The slower road is the faster one.
Kız babası olmak istiyorum. Birçok konuda epey muhafazakar bir insanım. Tam olarak bu yüzden birisi bana böyle bir mesaj atsa dişlerini dökerim.
Aile her şeyiyle mahremdir, saygındır ve üzerine konuşulmaz. Asıl muhafazakarlık budur - gerekçesi ne olursa olsun kızını gözetleyeni dövmek.
Türkiye’de kendine muhafazakar diyenlerin problemi aslında birey olamamak. Aşırı kolektiflik, her şeyi kolektif yaşıyor olmak. Bütün ülkeyi dev bir aile zannedip onun konforuna sığınmak ve bu konfor yüzünden hadsizleşmek. O yüzden televizyonda şu olmasın, gençler şunu yapmasın diyebiliyorlar - ama yine o yüzden kendi çocukları mutsuz ve onlardan nefret ediyorlar.
Çok iyi bir özet. İnsan zihninin (aslında işe yarayan) yanılgıları, çağımızın bilgi sorunu ve belirsizliğe olan tahammülsüzlüğümüz hakkında ♥️
https://t.co/3iEaOe7xgQ
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca baz�� insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
Rita'nın son 1 haftası kalmış, ev ortamına bu kadar alışmışken, tuvalet eğitimini tamamlamışken barınağa düşerse çok yazık olur. Hep birlikte Rita'ya yuva bulalım nolur :(
İstanbul 📌
1. Şiddet kapıdan değil ilişkilerden içeri girer. Kapıya güvenlik görevlisi ve cihazlar koymak değil toplumda zedelenmiş insani değerleri ve ilişkileri onarmak önleyicidir.
2. Şiddet artışı, kurumlara duyulan güvensizlik, cezasızlık, yoksulluk, travma ve kutuplaşmanın birleştiği bir toplumsal sıkışmanın sonucudur.
3. Okullarda sorun yalnızca güvenlik değil, asıl eksik olan riskleri erken fark edip kriz oluşmadan müdahale eden bir sistemin olmamamasıdır.
4. Medyada şiddetin sürekli görünmesi özellikle kırılgan gençler için şiddeti hem normalleştirir hem de model haline getirir.
5. İncel çete ve benzeri yapılar yalnızlık, öfke ve değersizlik duygularını aidiyet hissine çevirerek gençlere bir kimlik sunar. Bu biriken duygular ise zamanla düşmanlığa dönüşüp bireylere ya da topluma yönelir.
6. Yoksulluk tek başına suç üretmez ancak ihmal, istismar ve kronik strese yol açarak suç için uygun bir zemin oluşturur.
7. Aile, şiddetin öğrenildiği ilk yerdir ancak şiddetin ortaya çıkmasına neden olan toplumsal bağların zayıflaması ve insani değerlerin azalmasıdır.
8. Şiddete eğilimli genç çoğu zaman "sorunlu" diye damgalanır ve dışlanır. Oysa her davranışı bir sinyal, bir yardım çağrısıdır. Bu işaretler ise çoğunlukla aile ve okul tarafından gözden kaçırılır.
9. Şiddeti önlemenin özü güven veren adalet, riskleri erken fark eden rehberlik ve güçlü sosyal hizmetlerin varlığı, erişilebilir ruh sağlığı ve yoksulluğu azaltan sosyal politikalardır. Yoksuluğu göz ardı etmemiz gerek. Çünkü yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal bir kırılganlıktır, azaltılmadıkça şiddeti ve dışlanmayı besler.
Tutuklu gazeteci İsmail Arı, cezaevinden seslendi:
• 30 yaşındayım; hayatım boyunca elde ettiğim, banka hesaplarıma yatan en büyük para, gazetem BirGün’den aldığım maaşım.
• Ben demiyorum bunu, MASAK diyor. İkinci sırada ise iki kitabım olduğu için Tekin Yayınevi’nden aldığım cüzi telif ücreti.
• Bunun dışında 2017’den bu yana hesaplarıma para gönderen yerli veya yabancı tek bir kurum dahi yok.
• Benim en fazla para gönderdiğim kişi ise annem. Tahmin edileceği üzere o da cüzi bir miktar. Bunu da ben demiyorum, MASAK diyor.
• Anayasa çiğneniyor. Anayasa’da “Basın hürdür, sansür edilemez” deniyor. Bir gazetecinin cezaevine tıkılması, Anayasa’nın bu açık hükmünün ayaklar altına alınması anlamına gelmiyor mu?
• Hem haber alma hakkınıza, hem de gazetecilere sahip çıkın.
• Beni bir beton yığınına da hapsetseler ben yazmaya, konuşmaya devam edeceğim. Çünkü ben gazeteciyim! Ve ben suç işlemedim.
• Burada, “susarsam çıkabilirim” demiyorum. “Daha çok yazmalıyım” diyorum. (Birgün)
The AI...
Marriage over, €100,000 down the drain: the AI users whose lives were wrecked by delusion | Health & wellbeing | The Guardian https://t.co/J6NsjWJ3a0