Utanmıyor olduğunuzu biliyoruz; ancak hiç mi merhametiniz yok? Gözlerinizin önünde yarı baygın halde acı çeken bu zavallı canlıya bakın. Gördüklerimiz bir yana, ölüm kampını andıran barınaklarda neler yaşandığını tahmin bile edemezsiniz
#peribacası Kapadokya #AloAdaletArıyoruz
@YusufElmas Bir bölümü; zar zor izleyebildim, tahammül edemedim. Yorumlarda Kıvanç muhteşem filan yazmışlar da, bu tür roller oturmuyor bu adama. Korkunç buldum hatta..
Biraz önce 05427709386 numaradan babamı aradılar.
Karşıdaki sesten emniyet vs.. kelimelerini duyunca ben aldım telefonu.
"Babamın kulaklari iyi duymuyor buyurun" dedim.
Kendisinin MİT'ten aradığını ve isminin Alper Avcı oldugunu söyledi.
Tam küfür edip kapatacaktım ki "siz hangi cocugusunuz?" diyerek benim ve kardesimin adını söyledi.
Bir an afalladım.
Demek böyle oluyormuş.
Dolandırıcı olduğunu biliyorum ama bir tarafım da acaba diyor...?
Çünkü ev adresimizi soyleyip "Bu ikametteki babanızın kimligi çalınmış, sahte kimlik çıkarmıslar" diyor mesela.
Sanki devlet görevlisi, açmış ekranı anneannemin bekarlık soyadını sorsam bilecek adam.
Para istemedigi için dinlemeye devam ettim.
"Bunları tanıyor musunuz?" diyerek 3 isim saydı.
Tanımıyoruz dedim.
Sonra "babanızın adına çıkartılan kimliklerin fotoğraflarını atayım bakın" dedi ve benim telefonu söyledi.
"Sizin bu numaraya mi atayım, babanıza mi dedi?
Babama atın dedim ama attığı fotoğrafları indirip bakmadım.
İndirdiğimiz sanıp "baktınız mı tanıyor musunuz?" dedi.
Hayır tanımıyoruz dedim.
"Yarın sabah 11 de Kocaeli Emniyetine bekliyorum" dedi ve kapattı.
Hiç tanımadığım, ne idugu belirsiz kişilerin elinde aile, adres ve iletişim bilgilerim olacağına, gerçekten sahte kimlik çıkarmış olmalarını ve arayanın emniyet olmasını yeğleyecegım için hemen polisi aradım.
"Alper Avcı" der demez "Dolandırıcı onlar" cevabı aldım.
Ee ne yapacağız dedim.
"Şikayet edin" dediler.
Simdi ne oldu anlamadım?
Para istemedi ama birilerinin elinde tüm kimlik ve iletişim bilgilerimiz var.
Hala elim ayağım titriyor.
Kim bu insanlar?
Bilgilerinizin onların elinde ne işi var?
Ben bile ikilemde kalıp, 5 dk dinlediysem bu adamları, yaşlı başlı insanlar nelere inanmaz?
Hem herkesi uyarmış, hem de buradan şikayet etmiş olayım dostlar.
Aman dikkat!
Bilgilerimiz birilerinin elinde.
@KocaeliEmniyeti@TC_icisleri@mustafaciftcitr
Cem ve Can
Bazı insanların hayatı Yunan trajedilerini andırır. Tanrılar onları insan gücünün kaldıramayacağı acılarla sınar. Akaş ailesinin başına gelenler de insanın içinde o eski ve tanıdık ürpertiyi uyandırıyor. Yüzyıllardır sahnede seyrettiğimiz acının bir gün bizim ve dostlarımızın kapısını çalabileceğini hep unutuyoruz.
Antik tragedyalarda koro, sahnedekilerin başına gelenlere bakıp ağıt yakar. Çünkü o acının karşısında yapılabilecek tek şey birlikte durmaktır. Musalla taşının çevresindekiler bu koro işte. Kimse konuşmuyor. Herkes birbirinin gözüne bakıyor, söyleyecek söz bulamıyor. Ömrünü sözcükleri tartmakla geçiren bir adamın ardından sözcükler yetmiyor. Bir hafta önce aynı avluda Cem’in elini tutan dostlar, şimdi aynı avluda onun tabutunu omuzluyor.
İmam usulden sorar: “Merhumu nasıl bilirdiniz?” Cevap da usuldendir: “İyi bilirdik.” O gün avludakilerin sesi titriyordu. Cem Akaş için bu iki sözcüğü söyleyen arkadaşlarının yüreğinden çok daha fazlası geçiyordu.
Evet, iyi bilirdik. Dost bilirdik. Hayatını edebiyata ve sanata adamış, çok seçkin bir insan olarak bilirdik. Yazdığı ve yayına hazırladığı kitaplarla, müziğiyle edebiyatın panteonunda yükseklerde duran bir usta olarak bilirdik. Kırılgan ve duyarlı yapısıyla kimseyi kırmadığını bilirdik.
Bunca kötülükle, tuzakla, kıskançlık belasıyla ve şiddetle dolu bir dünyadan kimseyi incitmeden geçip gitti. Herkesin kendini öne çıkarmak için yarıştığı gürültülü bir çağda o sessizliği seçti; başkalarının sözlerini, başkalarının kitaplarını özenle okura ulaştırdı. Bugün, bir kelebek kanadı inceliğinde, hafifçe geçip giden bilge bir insanı anıyoruz.
Geçen hafta, on dokuz yaşındaki oğlu Can’ı yitirdikten sonra Cem, bir babanın oğlunun ardından yürüdüğünü düşündüren bir görüntü paylaşmıştı. Şimdi o görüntüye başka bir gözle bakıyorum. Sanatçının sezgisi bazen kendisinden önce davranır. Demek ki biliyordu. Demek ki o yürüyüş çoktan başlamıştı.
Can’ın cenazesinde Cem’le sarılmıştık. Onu bir daha göremeyeceğimi bilseydim daha uzun sarılırdım. İnsan, her vedanın son veda olabileceğini hep sonradan öğreniyor.
Ankara yıllarımın büyük dostu Gülten Akın, “Benim acım acıların beyidir” diye yazmıştı. Ve demişti ki: Uçtu gitti kitapların ardında / Uçtu gitti kalemlerin ardında.
Bir babanın evladını toprağa vermesi hayatın akışına aykırıdır. Doğanın düzeni, çocukların büyüklerini uğurlamasını ister. Bu düzen bozulduğunda geride kalana söylenecek söz kalmaz. Cem o sözsüzlüğü ancak bir hafta taşıyabildi.
Esra Hanım önce oğlunu, bir hafta sonra da eşini yitirdi. Troya’nın yıkıntıları arasında hem kocasını hem oğullarını kaybeden Hekabe gibi, dayanılmaz bir acıyla baş başa kaldı. Ona, Can Yayınları’ndaki sevgili arkadaşlarına ve Cem’i seven herkese sabır diliyorum.
Kelimenin tam anlamıyla, çok özleyeceğiz.
Gecen aydınlık olsun sevgili Cem Akaş; Can’ınla birlikte.
Zülfü Livaneli, 29.10.2026. Oksijen.
Kızımın okuldan verdikleri "Babanız nasıl dua ediyor?" ödevine (malum eğitim sisteminin dayatmalarına inat) yazdırdığım cevap.
"Babam dua ederken Türk kültüründeki gibi yüzünü gökyüzüne döner ve kalbini ferah tutar. En çok ailemizin sağlığı, vatanımızın bütünlüğü ve dünyadaki tüm canlıların iyiliği için dua eder.
Bana her zaman kadim atalarımız gibi iyi kalpli olmanın, bilimi ve doğayı sevmenin de bir çeşit dua olduğunu anlatır. Babama göre en güzel dua; doğaya saygılı olmak, dürüst yaşamak ve iyi bir insan olmaktır.
Babam der ki: 'Gök çökmedikçe, yer delinmedikçe yurdumuzun dirliği bozulmasın. Ağacımız kesilmesin, suyumuz kurumasın, ocağımız sönmesin, gönlümüzden iyilik eksilmesin.'"
Yeşereceğiniz yerlere kök salın.
“Sesim yasak, resmim yasak, sosyal medya hesaplarım yasak, savunmamı aktardığım kitap yasak, duruşmamı takip edip haberleştiren Halk TV yasak. Ama hiç korkmayın; bizi yasaklar hiçbir zaman yıldırmadı, yıldırmayacak.” Ekrem İmamoğlu
Halk TV’ye getirilen yasakla gerçeklerin üzerinin örtülemeyeceğini, gazetecilerin özgürlükleri kısıtlanarak ve baskılarla halkın haber alma hakkının ortadan kaldırılamayacağını biliyoruz.
Basın ve ifade özgürlüğüne, demokrasiye sahip çıkıyor; adalet ve özgürlük mücadelemizden vazgeçmiyoruz.
@eczozgurozel@CA_iletisim
Bu ülkede oğlum yerdeyken çekilen bu fotoğrafa 12 Eylül, 27 Mayıs, 28 Şubat bahane edilerek beraat verildi. Beraat verenlerin hayatını acı içerisinde geçirmesini diliyorum. #21EkimSkandalKarar
3 yıl önce bir harabe, bir çöküntü, işgal altında bir kayıptı.
Çok zor koşullarında çalıştık, didindik, İstanbul’un yok olmak üzere olan işgal altındaki Karaköy Kuyumcular Hanı’nı restore ederek tekrar halka kazandırdık.
Gurur duyuyoruz, onur duyuyoruz…
Yarın açılışta tüm İstanbullularla bu güzelliği paylaşmak dileğiyle ❤️ #İBBMiras #KentAraştırmalarıMerkezi #kuyumcularhanı
@DiyanetTurkiye@erlikaydakar 3 Mart 1924 tarihinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, 429 sayılı Kanun’la Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Yerinde olsam ya alay etmeyi bırakırdım ya da kendime başka bir kullanıcı adı seçerdim.
15,5 milyon insanın iradesiyle Cumhurbaşkanı Adayı olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun kitabı, tüm engellemelere rağmen kendisini emanet ettiği milletle buluştu.
"Millet Şahidimdir" kitabına ve Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının tam metnine
aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.
Millet Şahidimdir kitabını indirmek için:
https://t.co/jidHDQumsQ
Savunmanın tam metnini okumak için:
https://t.co/UF6oY4shrg
Hesabına ERİŞİM ENGELİ getirilen aynı grupta beraber mücadele verdiğimiz ATATÜRKÇÜ arkadaşıma Takip FAV ve RT desteği verirmisiniz
👇👇👇👇👇👇👇
@BentheDerya
Dün (doğum günümde) arkadaşlar RTÜK başkanının beni aradığını söylediler. Özel kalemi aramamı bekliyormuş. Verdikleri 0541 478 90 66 numaralı telefonu aradım, ve telefonu açan arkadaş "Başkanıma arz ediyorum" diyerek telefonu verdi. Karşı taraftaki ses benimle konuşmadan önce benim de duyabileceğim bir şekilde "Tabi hemen yollayın, imzalayayım cezaları" diye bir cümle kurdu ve ardından "Nihat bey merhabalar ben Mehmet Daniş, RTÜK başkanı" diyerek konuya girdi. "Nasılsınız inşallah, işler iyidir maşallah" faslından sonra "Bizden bir şikayetiniz var mı" diye sordu. Ben birinci saniyeden itibaren mevzuya uyandığım için "Çok ceza kesiyorsunuz sayın başkan" dedim. "Kesmesek bizi daha çok seversiniz değil mi" dedi. Sonra asıl konuya geldi. "Ben diğer yayın kuruluşlarının sahipleriyle de görüştüm. biliyorsunuz ölü sayısı 6'ya çıktı. selde zarar gören çocuklarımıza yardım topluyoruz. Size de bir miktar yazdık. Arkadaşlar kiminle irtibat kursun" dedi. Ben "Ne kadar bir miktardan bahsediyorsunuz" diye sorunca "150 bin lira" dedi. Seve seve hatta daha fazlasını bile yollayacağımızı söyledim. Sesi bir anda neşelendi. "Arkadaşlar kimi arasın" diye sordu. Bizim Bülent'in ismini verdim ve kapattık. Işık hızıyla Bülent'i arayan ve isminin Yılmaz Ünal olduğunu söyleyen arkadaş ısrarlı İBAN bilgisi isteğimize cevap vermedi. Ceza yoluyla resmi kanallardan sıkça ödeme yaptığımız RTÜK'ün bu şekilde para istemeyeceğini ve bunun bir dolandırıcılık girişi olduğunu biliyorduk elbette.
Umarım o diğer "bir miktar para yazılan" yayın kuruluşları bunu yememiştir.
Ayrıca @rtukkurumsal ın da haberi olsun. Yine başlamış bu arkadaşlar çalışmaya.