Another reset for our Codex and ChatGPT Work users. Actually hit 9M active users way earlier today, but then got distracted by the approximately millions of things the team is doing to keep the systems up and reliable.
Should have that sweet 100% weekly usage limit back in a few minutes. Go be your productive self and close twitter. Shoo!
Zamanında birlikte fizik okuduğum, müzik grubu kurduğum ama sonra beni çok kırdığı için hayatımdan çıkardığım bir arkadaşımın ağır bir motor kazası geçirdiğini gördüm. Doğru düzgün konuşamıyor bile. Neden kavga ettiğimizi dahi tam hatırlamazken bu durum beni derinden sarstı.
Daha hala kinleri devam eden bu arkadaşlara şunu söylüyorum; insan hata yapar, muhakkak ben de yaparım. Ancak insanlığını unutanlara karşı bile içimizde kötü bir dilek barındırmamak, merhameti elden bırakmamak en güzelidir.
François Englert (1932 – 2026)
It is with great sadness that we announce that Belgian theoretical physicist, François Englert, has passed away at the age of 93.
Read more: https://t.co/PkTgBpEPFL
Bu ay çıkardığım net sonuçlar.
1. Kimseye kefil olunmaz.
2. İnsanlar düşündüm dedikleri konu üstüne 1 dk bile düşünmüyor. Her şeyi iki kere kontrol etmek gerekiyor.
3. Yöneticilik hassas insanlara göre değil.
4. Ses sistemi kimsenin umrunda değil.
5. Poliüretan köpük güzel.
SON DAKİKA: Biyolojinin 4 milyar yıl boyunca geçerli olan en kırılmaz kuralı bir ayda iki kez kırıldı
Bilim insanları, DNA’yı sıfırdan yazan bir protein buldular. Şablon yok. Talimat yok. Sadece kendi şekli.
Nisan 2026’da tam 1 ay içinde iki ayrı bakteriyel savunma sistemi keşfedildi:
DRT3 ve DRT7.
Her ikisi de “DNA her zaman başka bir nükleik asit şablonu kullanılarak yapılır” kuralını deliyor.
İlk Keşif: DRT3 Sistemi
Bakteriler örneğin E. coli, virüslerden korunmak için DRT3 adlı bir savunma kompleksi kullanıyor. Bu kompleks iki enzim içeriyor:
Drt3a: Normal şekilde, bir RNA parçasını (ACACAC motifi) şablon olarak kullanarak poly(GT) DNA zinciri yapıyor.
Drt3b (asıl bomba): Hiçbir nükleik asit şablonu olmadan poly(AC) DNA zincirini sentezliyor!
Bunun yerine proteinin kendi aktif bölgesindeki amino asitler RNA gibi davranıyor ve DNA’nın tam olarak hangi sırayla (A ve C) ekleneceğini belirliyor. Yani protein kendisi şablon oluyor.
Alex Gao’nun ünlü sözü: “Protein kendisi DNA dizisinin planı oluyor. Bu, hayatın DNA üretmesinin temelden yeni bir yolu.”
Bu keşif, merkezi dogma (DNA → RNA → protein) ve “nükleik asitler her zaman nükleik asit şablonuyla kopyalanır” kuralına ciddi bir meydan okuma. Fakat sadece bakterilerde, çok özel bir savunma mekanizması olarak çalışıyor; genel bir “protein-DNA kodlaması” değil.
İkinci Keşif: DRT7 Sistemi
Sadece 2 gün sonra yayınlanan ikinci çalışma da benzer şekilde protein-templated DNA sentezi yapıyor.
DRT7 enzimi, protein-primed ve protein-templated mekanizmayla uzun, palindromik poly(A)/poly(T) DNA üretiyor.
Yine bakteriyel anti-fag (virüs savunma) sistemi. RT (reverse transcriptase) ve PP (primase–polymerase) domainleri birlikte çalışarak şablonsuz DNA yapıyor.
Bu iki keşif, bir ay içinde iki farklı mekanizmayla aynı kuralı kırdığı için “iki kez kırıldı” deniyor.
Eski kural: DNA sentezi her zaman DNA veya RNA şablonu ister (Watson-Crick baz eşleşmesi).
Yeni gerçek: Bakteriler, proteinin 3D yapısını “kalıp” olarak kullanarak şablonsuz, diziye özgü DNA üretebiliyor.
Neden önemli?
Bakteri savunma sistemlerini daha iyi anlıyoruz (CRISPR gibi devrim yaratabilir).
Gelecekte özel DNA hidrojel veya sentetik biyomalzeme üretmek için kullanılabilir.
Biyoloji ders kitaplarını güncellemek gerekecek.
Kaynak: https://t.co/dM7KofqDIj
https://t.co/qlk6v0oOUF
Hot take: machine learning and AI did more to understand the nature of knowledge, and our relation to reality than 20 centuries of philosophy.
I am ready to kind of defend this hill.
Koca koca insanlar, öğretmen sendikalarının başlarına bela olacağından korkuyor; geçmiş örnekleri göstererek çekiniyorlar. 30’lu yaşlarındaki öğretmenler bile izin isterken boynu bükük, korkarak talepte bulunuyor. Öğretmenlerin durumu gerçekten çok kötü. Üstelik düşük ücretle çalışılan yerlerde, müdür ve patron yanlısı öğretmenlerin varlığı bu durumu daha da yaşanmaz hâle getiriyor. Omurgasız insanlar öğretmen oldukça, bu tablo ne yazık ki devam edecek. Korkak öğretmenin yetiştirdiği nesil ne olur siz düşünün.
Müzik Eserleri Soyut Mudur yoksa Somut Mu?
Bu etkinliğimizde sanat felsefesi ve ontolojisine odaklanıyoruz!
Etkinliğimiz tamamen ücretsizdir ve zoom üzerinden çevrimiçi olarak gerçekleştirilecektir.
Kayıt için linkteki formu doldurmanız yeterli:
https://t.co/CgMGMRg5sK
Su her yudumda toprağı özler;
Bir yudum bana, iki yudum saksılara...
Fosforlu tavanlardan kalma bir gece hatırası bu,
Sentinellerin uykusuz, korkulu saatlerinde.
Mayıs’ta asılı kaldı o tarih,
Seneler geçti ama dün gibi kabuslar;
Hala kargalar böler uykumu bazı geceler.
Pazar sabahı bile sızlanan o kaçak inşaat;
Havasız odalar, alçısız tavanlar...
Ve araya karışmış birkaç alçak.
Il tempo se ne va.
yeo
Hay un estudio que demuestra que la función cognitiva de tu pareja, su memoria, su capacidad de razonar, de aprender, afecta directamente la tuya con el tiempo.
El cerebro se contagia.
Por eso, no se involucren con perdedores.
Fatih Altaylı: “Birkaç gün önce bir haber gördüm. Koç Holding’in başkanı Ömer Koç, yatıyla Yunan adalarını dolaşmak üzere Bodrum’dan denize açılmıştı.
Benim cehaletim olsa gerek Ömer Koç’un da bir yatı olduğunu bilmiyordum.
Babası Rahmi Bey’in Nazenin V’ini bilmeyen yoktu. Sparkman & Stephens dizaynı 56 metrelik yelkenli, Koç ailesine ait RMK Yacht’ta yıllar önce inşa edilmişti.
Rahmi Bey’in dünya turuna ev sahipliği yapmış teknede, Koç Holding’in onursal başkanı her yıl dostlarını ağırlar, yaz boyunca uzun seyahatler yapardı.
Keza nur içinde yatsın rahmetli Mustafa Koç’un Caressa K isimli yatı da bilinirdi. 37 metrelik irice bir trawler tarzındaki yat da Rahmi Bey’in Nazenin V’i gibi ailenin RMK tersanesinde imal edilmişti.
Ali Koç ise ailenin tersanesinde yapılmış bir tekneyi değil, İtalyan Benetti marka bir tekneyi tercih etmişti. Sonrasında bu tekneyi satıp, yerine bir Horizon imalatı ikinci el bir tekne aldığını duymuştum.
Ama ne yalan söyleyeyim, Ömer Koç’un bir yatı olduğundan haberim yoktu. Fotoğraflarını görünce çok beğendim. Ömer Koç’un entelektüel tarafı zaten herkesin malumu ve rafine zevkleri olduğu da bilinir.
Sahibi olduğu yat da tam kendisine yakışır görüntüde. Eski dönemin çizgilerini taşıyan modern bir yat. Gövde önden modern, arkaya doğru daha klasik bir havada. Üst yapı inanılmaz zarif. Devasa yatın büyüklüğünü saklayan yuvarlak hatlar.
Biraz Philippe Starck’ın ilk tasarladığı teknelerden biri olan Feadship yapımı Wedge too’yu andıran üst yapı hatları - ki bu tekne benim en beğendiğim tekneler arasında herhalde ilk sıraları alır.
Fotoğraflara biraz daha dikkatli bakınca “Ulan ben bu tekneyi biliyorum” dedim.
Ömer Koç’un Yunan adalarına doğru açıldığı teknesi, çok iyi bilinen yatlardan biri, Leander G’den başkası değildi.
Emekli bir İngiliz amiral tarafından Almanya’da Kusch Yachts’a sipariş edilmiş, ancak adam eski teknesinden vazgeçemeyeceğini anlayınca daha kızaktayken bir başka İngiliz amirale satılmıştı.
1992 yılında suya indiğinde yatçılık camiasında hemen adından söz ettirmeye başlamıştı. Canoe stern denilen karpuz kıçıyla, dönemin değişmeye başlamış tekne dizaynından ayrışan bir mega yattı.
Gerçi Kusch Yachts yaklaşık 10 yıl sonra suya indirdiği 65 metrelik White Rose of Drachs’ta da benzer bir kıçı tercih etmişti ama Leander G, bir zamanlar sıklıkla güney sahillerimize ve özellikle Göcek’e demir atan White Rose of Drachs’tan çok daha güzel bir tekneydi.
Adını da sahibinin süvariliğini yaptığı İngiliz donanma gemisi HMS Leander’den almıştı.
İngiliz yatçılığının en önemli teknelerinden biriydi.
Öyle ki, İngiliz Kraliyet ailesi, Kraliyet yatı Britannia’yı emekliye ayırdıktan sonra Leander G İngiltere’nin gayriresmî Kraliyet Yatı olmuş, İngiltere Kraliçesi Elizabeth’i, şimdiki Kral Charles ve eşi Camilla’yı Karayipler’de, İngiliz karasularında defalarca ağırlamıştı.
Gerçekten şahane bir tekneydi, her şeyiyle daha büyük, daha geniş, daha pahalı olan yatlardan ayrışıyordu.
Ömer Koç’un Yunan adalarına doğru açıldığı yat işte bu yattı.
Sonra öğrendim ki, Ömer Koç bu yatı birkaç yıl önce almış. Muhakkak ki, içini de kendi zevkine göre yeniden yapmıştır.
Sıradan olmaktan çok uzak Ömer Koç’a böyle bir yat yakışırdı.”