I knew a guy who was brilliant, everyone agreed. he could take apart anything in front of him, any argument, person, any idea, finished. but he never once turned that thing on himself, not once. and if you spent long enough around him, you started noticing something was off. he would destroy someone in a conversation and then look at you afterward for validation. the smartest people in the room always made me uncomfortable, when i couldnt see evidence that their intelligence had ever made them suffer. if your mind has never cornered you and made you look at the worst part of yourself, your intellect is not working for you, something else is using it
Acınız acıları değil, kaygınız kaygıları değil, derdiniz dertleri değil. Hayatta bir meseleleri var, o da meclisteki ceylan derisi koltuklarıyla birlikte gelen imtiyazları korumak. Ne zaman bu çürük yapı kendi pisliğinin ağırlığı altında yıkılır ancak o zaman umuttan söz edilir.
“Hiçbir dost senin acını tam anlamıyla paylaşamaz. Hiçbir sevgili, yükünü omuzlarından tamamen alamaz.
Hiçbir yakının, senin yerine uykusuz kalamaz.
Öyleyse kendine iyi bak… Kendini koru, gönlünü yumuşak tut. Yaşananlara da hak ettiğinden fazla değer verme.”
||İbn Kayyim||
Aşkı bir duygu sanıyorsun. Değil. Aşk, evrenin senin egonu parçalamak için kulland��ğı en eski suikast silahıdır. Dünyada herkes aşkı bir birleşme, bir çoğalma sanır. Oysa aşk bizatihi ölümdür. Psikoloji kliniklerinde ayrılık acısı çekenlerin beyin taramalarına bak. Bedensel bir ölüm veya yas süreciyle tamamen aynı bölgeler aydınlanır. Çünkü âşık olduğunda sen, eski sen olmaktan çıkarsın. Tasavvuf bunu "ölmeden önce ölmek" olarak tanımlar; varlığın "mutlak olan"da yok olması, yani fenâ makamı. Astroloji haritalarında Aslan egonun ve ilk aşkın, Akrep ise ölümün ve karanlık dönüşümün temsilidir. İkisi gizli bir aksla birbirine sıkıca bağlıdır. 8. ev hem ölümü, hem de en derin bağları, cinselliği ve tutkuyu yönetir. Hepsi de aynı kaynaktan beslenir: Dönüşüm. Hermetik yasalarda simyacılar buna Solve et Coagula der. Yeni bir şeyin doğması için önce o katı formun, yani egonun çözülüp yok olması gerekir.
Ölüm fiziksel bedeninin sınırlarını bitirir, aşk ise zihninin ve egonun sınırlarını. Bu yüzden ayrılık acısı dediğin şey uzatılmış bir ölüm simülasyonudur. Psikoloji bunu "ego ölümü" diye süsler ama o, binlerce yıllık ezoterik bir gerçeğin modern kılıfıdır. Zihnin hayatta kalmaya, formunu korumaya çalışırken, ruhun şiddetle yok olmayı arzular.
Yani birine âşık olduğunda beynindeki kimyasallar sadece bir illüzyondur; kaynağa dönme ve parçalanma isteğidir. Kendi varlığını bir başkasının varlığında erittiğinde, kendi egonu öldürürsün. Bu yüzden aşk ve ölüm aynı frekansın farklı oktavlarıdır. Biri bedeni toprağa verir, diğeri benliği. Ve o benlik bir kez öldüğünde, onu geri çağıramazsın. Mevzunun sadece romantik bir kılıfa sokulup pazarlanması da kasıtlı. Gerçeği bilseydin, âşık olmaktan ölümden korktuğun kadar korkardın. Uğruna her şeyi fedâ ettiğin o büyük aşkın, aslında kendi eceline yürümek anlamına geldiğini anlardın.
as i get older i realize the biggest epidemic is dudes with no real identity
if running gets cool they become runners. if tattoos get cool they cover themselves in tattoos. if being sober trends they become born again monks, mullet, coffee snob, golfer, carnivore, cowboy, whatever the algorithm tells them
whole personality built out of social contagion
thats why these dudes get smoked at everything. everyone can smell the fraud
no weight behind anything they do because none of it came from their soul. just trend hopping
be something real even if its ugly
1579'dan izlenim:
"Türklerin meskenleri hiç gösterişli değildir, şatafatlı evler inşa etmeyi, sanki bunu yaparak sonsuza dek bu dünyada kalacaklarına dair bir söz vermiş gibi, bir kibir ve cüret meselesi olarak görürler. Hamam ve camileri dışında gösterişli hiçbir şeyleri yoktur"