Ben barışa karşı değilim.
Terörün bitmesini, silahların susmasını, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesini istiyorum.
Ama barış istemek başka, AKP’nin getirdiği her düzenlemeye sorgusuz sualsiz “evet” demek başkadır.
Ben bu iktidara güvenmiyorum.
Çünkü bir taraftan “demokrasi ve toplumsal barış” diyorsunuz, diğer taraftan demokratik siyasetin alanını her geçen gün daraltıyorsunuz.
Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının diploması iptal edildi, kendisi cezaevinde.
Seçilmiş belediye başkanları tutuklanıyor, görevlerinden uzaklaştırılıyor.
Muhalefet partilerinin yöneticileri hakkında soruşturmalar ve fezlekeler gündemden düşmüyor.
Meşru, demokratik ve silahsız siyaset yapan insanlar ceza hukukuyla karşı karşıya bırakılıyor.
AYM kararlarının gereği yerine getirilmiyor.
AİHM kararları uygulanmıyor.
Kayyum uygulaması devam ediyor.
Sonra aynı iktidar bize “demokrasi”, “hukuk” ve “toplumsal barış” diyor.
Ben de soruyorum:
Mevcut hukuku uygulamayan bir iktidarın yeni hukuk vaadine neden güvenelim?
Ayrıca bu çerçeve yasanın gelecekteki seçimlerin, Meclis aritmetiğinin veya başka siyasi hesapların aracı olmayacağının güvencesi nedir?
Ben AKP’nin siyasi hesabına ortak olmayacağım.
Çünkü kalıcı barış siyasi hesaplarla değil; hukukla, demokrasiyle, adaletle ve toplumsal güvenle kurulur.
Önce AYM kararlarını uygulayın.
Önce AİHM kararlarının gereğini yerine getirin.
Önce sandık iradesine saygı gösterin.
Önce iktidara da muhalefete de aynı hukuku uygulayın.
Sonra bize demokrasi ve hukuk devleti anlatın.
Benim tavrım çok açık:
Barışa EVET.
Terörün bitmesine EVET.
Silahların susmasına EVET.
Demokratik çözüme EVET.
Ama hukuksuzluğa HAYIR.
Çifte standarda HAYIR.
Barışın siyasi ve seçim hesaplarına alet edilmesine HAYIR.
Benim HAYIR oyum barışa değil, bu iktidarın güven vermeyen hukuk ve demokrasi anlayışınadır.
Bu nedenle bu hâliyle çerçeve yasaya oyum nettir:
HAYIR.
@yenipartiyiz Bundan sonra ne oy isteyin ne de mağdur edebiyatı yapın. Siz haksızlığa filan uğramamışsınız. Seçtiklerinizin sonucunu yaşamışsınız. Başka kapıya.
@cemkarakecili Yaşadığı, oy verdiği şehirde oyları hangi vekillere gitmiş ve bu vekiller ne oy vermiş takip etmek ve ilk seçimde o parti ve vekile gereken yanıtı vermek vatandaşın en temel hakkı ve görevidir artık. Demokrat tavrı o zaman konuşursunuz.
@eczozgurozel Yaşadığı, oy verdiği şehirde oyları hangi vekillere gitmiş ve bu vekiller ne oy vermiş takip etmek ve ilk seçimde o parti ve vekile gereken yanıtı vermek vatandaşın en temel hakkı ve görevidir artık.
👉Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalamışız.
👉Bizim de yeni haberimiz oldu.
🖊️Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan bu anlaşmaya göre;
➖Üç ülkeden herhangi birine saldırı olursa, üçüne yapılmış olacak.
🇺🇸Bu anlaşmanın arkasında ABD var, çok net.
🇮🇷İran’a karşı bir Sünni hattı oluşturmak isteniyor.
👉Çok ciddi riskler ve endişeler var;
🇸🇦Suudi Arabistan, İsrail ile normalleşme görüşmeleri yapıyor.
➖İsrail'in güvenliği için kurgulanmış "İbrahim Anlaşmaları'na" Suudi Arabistan da katılırsa ne olacak?
➖Biz de bu durumda İsrail safında mı yer alıyor olacağız?
🇮🇷İran, Suudi Arabistan'a saldırırsa, bu durumda Türkiye'ye de saldırmış olacak.
➖NATO'nun 5. maddesi işletilir mi? Saldırı aynı zamanda NATO'ya karşı yapılmış sayılır mı?
🇸🇦Suudi Arabistan uzun süredir Husilerle çatışma halinde;
➖Husiler güneyden Suudi Arabistan'a saldırırsa, bu saldırı bize de yapılmış sayılacak. Suudilerin yanında biz de savaşa girer miyiz?
🇵🇰Pakistan, Afganistan'la savaş halinde;
➖Bizi yardıma çağırırsa Pakistan'ın yanında savaşa girecek miyiz?
➖Bu durumda Türkiye'deki 600 bin kaçak Afgan bizim için bir güvenlik tehdidi olur mu?
🇵🇰Pakistan ve Hindistan iki düşman ülke, ara ara çatışmalar oluyor;
➖Eğer savaş olursa biz de Pakistan'ı korumak için Hindistan'a karşı savaşa girecek miyiz?
❓Bunun gibi daha onlarca soru…
👉Bu anlaşma BOP'un Orta Doğu'yu dizayn etme planının bir parçasıdır.
🇹🇷Türkiye bu anlaşmada olmamalıdır.
👉Anayasa'nın 90. maddesine göre de mutlaka Meclis'e getirilmeli ve tartışılmalıdır.
@mansuryavas06 Sn.Yavaş size bir kanun adamı olduğunuz için sormak istiyorum; dağlardan inen devletimize, askerimize silah sıkmış insanlar ben silah sıktım ama hedef gözetmedim, kimseyi öldürmedim dese, bu çerçevede söylediklerini kim nasıl kanıtlayacak da neye göre affedecek? Kimse sormuyor.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
@Yilmaz_Ozdill Yılmaz hoca gariban insanların atalarından kalma evleri üç kuruşa kamulaştırma ile alıp otopark yaptı. Evsiz bıraktı. 50 metre ilerde ki şehrin kodamanlarına ait kullanılmayan villa ve eski ambarına da dokunmadı.Ahı çok.Birşey bildiğin yok.Varlığı ile onur duyar mış. Hadii be.
@cemkarakecili Yılmaz hoca gariban insanların atalarından kalma evleri üç kuruşa kamulaştırma ile alıp otopark yaptı. Evsiz bıraktı. 50 metre ilerde ki şehrin kodamanlarına ait kullanılmayan villa ve eski ambarına da dokunmadı.Ahı çok.Birşey bildiğin yok.Varlığı ile onur duyar mış. Hadii be.
"Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler."
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Gençliğe Hitabe, Nutuk, 1927)