Bu olaya sebep olan kişilerin neyi amacladigi belli. ama o konuya girmeden yüzeysel bakalım...
Sanki 100 senedir her maça Atatürk posterli tişörtle çıktınız ya... Sanki Almanya'da oynadiginiz süper kupa finallerine de öyle çıktınız ya....
Dünya Kupasında Senagalciyiz arkadaşlar.
Muhteşem bir teknik direktörleri var.
Bugünkü basın toplantısı harikaydı.
Gazeteci: Bugün New Jersey eyaletinde şiddetli rüzgarlar vardı ve güvenlik heyeti, güvenliğiniz için dışarı çıkmamanızı istedi ama siz neden namaza çıktınız?
Babı Thiaw: Namazdan daha önemli bir şey var mı?? Bence bu senin bana soracağın bir soru değil. Buna hakkın yok. Sen rüzgardan korkuyorsun, biz rüzgarı yaratan Allah'tan korkuyoruz. Biz buraya eğlence amaçlı bir oyun için geldik ama Allah'a ibadet için yaratıldığımızı unutamayız. Eğer bugün Dünya Kupası finali olsaydı ve biz finalde olsaydık, Cuma namazı için gidersek şampiyonluğu kaybedecek olsak da Cuma namazını tercih ederiz, onun vakti belli çünkü. Bizim dinimizin ritüelleri hakkında bizimle böyle konuşamazsın��z.
Allah'ım, Güney Lübnan'da Siyonistlere karşı savaşan Hizbullah askerlerine yardım et. Onlar herkesin sustuğu bir zamanda Gazze için savaşanlardır. Onlar yeryüzünün onurunu, insanlığın haysiyetini koruyanlardır. Evlatlarını, eşlerini, annelerini babalarını şehit verenlerdir. Direniş bayrağını düşürmemek için en kıymetli varlıklarından vazgeçenlerdir. Sen onları muzaffer kıl Allah'ım. Bu mübarek günlerin hürmetine dualarımızı kabul et. Şüphesiz ki Senin her şeye gücün yeter.
Bu marş, "Ey Şehid!" marşı, İran İslam İnkılabı'nın adeta simgesi gibidir. Bu marşın içinde kimler yoktur ki? Her biri küresel statükoya yumruklarıyla baş kaldırmış nice bildiğimiz ve bilmediğimiz şehidi selamlar bu marş. Bedeli kanla ödenmiş nice fedakarlığı selamlar.
28 Şubat günü, devrim lideri ve üst düzey kadrodan yetkililer şehid olduğunda pek çok kişi bir ütopyanın sonuna gelindiğini zannetti. Direnişin dostları kaygılandı ve düşmanlar sevindi. Fakat gördük ki, şehidler halkı 1979'a yeniden götürdü. Halk zamanın Yezid'ine bir kez daha biat etmedi. Devrim bir kez daha oldu. Kan kılıca bir kez daha galip geldi.
İmam Humeyni, Murtaza Mutahhari şehid edildiğinde "Dökün kanımızı hayatlarımız güç bulacak! Öldürün bizi milletimiz daha da uyanacak! Biz ölümden korkmuyoruz! Siz de öldürmekten vazgeçmeyeceksiniz." demişti.
Gerçekten de öyle oldu. Devrimi şehidler yaptı, şehidler korudu ve devrime bir kez daha onların kanı hayat verdi. Bir kez daha gördük ki, liderleri şehid olmuş bir halkı yenmez imkansızdır.
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.
6 Şubat 2023 depreminde İran Kızılayı hemen yardımımıza koşmuştu.
Bugün yoğun bombardıman altında olan İran'a insani yardım göndermekte oldukça geciktik.
Türkmenistan, Azerbaycan, Irak, Rusya ve Ermenistan yardımlarını çoktan İran'a ulaştırdı.
Bizim bu ataletimiz ve suskunluğumuz hayra alamet değil.
Konvoylarımız acilen yola çıkmalı.
Hayrettin Karaman hocama selam olsun!
"İran’a ve Gazze kahramanlarına karşı ABD ve İsrail’i desteklemek veya haklı bulmak kesinlikle Ehl-i Sünnet itikadına aykırıdır."
https://t.co/ymm8tgucxu
Allah'ım sana bütün kalbimle yakarıyorum! İran halkına, Filistin halkına, Lübnan ve Yemen halkına yardımcı ol. Onlar bize zulme, zillete ve kibre boyun eğmemeyi öğrettiler. Bütün bir dünyaya insanlık ve medeniyet dersi verdiler. Onları ve liderlerini zalimlerin, hainlerin, fitnecilerin ve hasedçilerin şerrinden koru. Direniş cephesini mesrur ve muzaffer kıl. Şüphesiz senin herşeye gücün yeter Allah'ım.
- Ehl-i Sünnet'e asıl zararı kimler veriyor?
- Bir savaşın çakma olmaması için ne olması gerekiyor?
- 'Ya İran Kazanırsa' korkusu yaşayanlara çağrımız..
Videonun tamamı ve daha fazlası için tıklayın ve ABONE OLUN 👇
https://t.co/G6Xceez3b0
Fatma es-Samadi: Savaş başlamadan kısa bir süre önce Devrim Muhafızları komutanlarından biri bana savaşın çıkma olasılığının %70 olduğunu söyledi. Ve devam etti: Dünya İran'ın sabırlı, sükunetli, hikmetli ve engin tutumuna alıştı fakat onun deli ve çıldırmış halini henüz görmedi.
Savaş başladıktan sonra da İran'daydım, yine Devrim Muhafızları komutanlarından biri bana şunu söyledi: Biz Ayetullah Ali Hamaney'e elimizde sizi nükleer bombadan bile koruyacak bir sığınak var, lütfen izin verin güvenlik protokolünü uygulayalım, dedik. O da bize tüm halka bu imkanı sunacak mısınız diye sorduktan sonra teklifimizi reddetti.
Savaş ilk ayını doldururken komşumuz İran'a yardım için doğrudan hükümetin destek ve yönlendirmesiyle kapsamlı bir insani yardım kampanyasının başlatılmamış olmasının doğru, gerçekçi ve izah edilebilir bir gerekçesi olamaz.
Özellikle tıbbi yardım ve askeri sıhhiye hizmetleri olarak alanda yardımcı olmak, yıkılan binalardan canlı kurtarmaya çalışmak ve böylece Türk bayrağını kardeş İran halkının yanında olduğumuz şeklinde göstermek savaştan sonra onlarca yıl boyunca yapılacak dostluk ve iyi komşuluk girişimlerinden daha etkili olur. Hafızalara kazılır.
Ayrıca böyle bir girişim özellikle CB Erdoğan'ın ifade ettiği tarafsızlık politikasının da başka bir göstergesi olur. Meclis'te temsil edilen partilerin bu konuyu dile getirmemelerini anlamak ise imkansız
Bu şavaşın en güzel neticelerinden birisi de mezhepçilik fitne ateşinin sönmeye yüz tutacağıdır. Bu fitnenin en büyük kaynağı emperyalistler ve siyonistlerdir.
Biz bu sözleri yürekten alkışlamayacağız da neyi alkışlayacağız.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bakın buradan içim kan ağlayarak soruyorum” dedi ve sordu!
“İsfahan'da, Tebriz'de, Tahran'da dökülen gözyaşlarının, Erbil'de, Amman'da, Bağdat'ta, Beyrut'ta, Sana'da, Doha'da, Riyad'da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerinde dökülenlerden Allah aşkına ne farkı var?
Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali olmasının, Mürteza olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? İster İran'da ister Körfez'de olsun, atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz?"
Bugün Cumhurbaşkanımız böyle dedi ve biz onu ayakta alkışladık; gözlerimiz yaşlı:
İçim kan ağlayarak soruyorum:
İsfahan'da, Tebriz'de, Tahran'da dökülen gözyaşlarının Erbil'de, Amman'da, Bağdat'ta, Beyrut'ta, Sana'da, Doha'da, Riyad'da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerde dökülenlerden ne farkı var? Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? İster İran'da ister Körfez'de olsun, atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Hiçbir ilke, değer gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan:
“İçim kan ağlayarak soruyorum; İsfahan'da, Tebriz'de, Tahran'da dökülen gözyaşlarının Erbil'de, Amman'da, Bağdat'ta, Beyrut'ta, Sana'da, Doha'da, Riyad'da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerde dökülenlerden ne farkı var?
Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var?
İster İran'da ister Körfez'de olsun, atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Hiçbir ilke, değer gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı?”
https://t.co/WL2WeeoH97
Ana akım Ehl-i Sünnet’e yakışan, orada kadın ve çocuklar öldürülürken, Şia’ya reddiye yazmak değil, zalime karşı olmaktır.
Bir yerde zulüm varken zalimden yana olmak,
İslam’ın karşısında olmaktır.
Bu da İrancılık değil, sünnet ahlakıdır.
Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, küresel savaşları yalnızca siyasi değil sosyolojik boyutuyla okuyan Müslümanların bu hadiselerden ibret çıkarmakla sorumlu olduğunu vurguladı; yaşanan dönemi Hz. Peygamber'in uyardığı "Rüveybida çağı" olarak nitelendirdi.
Görmez, "Siyonizm ve emperyalizmin Müslümanlara yönelik bu kirli savaşında hiçbir Müslüman emperyalizmin yanında yer alacak tavır içinde olamaz; bir zulüm başka bir zulmü, bir cürüm başka bir cürmü meşru kılmaz" diyerek Sünni-Şii çatışmasını körüklemenin de kabul edilemez olduğunun altını çizdi.
Ehli Sünnet'in Şiiliğin karşıtı değil "ana yol" olduğunu vurgulayan Görmez, "Namazımızı kılan, kıblemize yönelen, kestiklerimizi yiyenler bizdendir" hadisini hatırlatarak Müslümanların mezhep kaygılarına saplanmak yerine birlik içinde hareket etmesi gerektiğini söyledi.
Hz. Peygamber'in "Sadıklar yalancı, yalancılar sadık sayılacak; güvenilirler hain, hainler emin sayılacak; sadece Rüveybida konuşacak" hadisine atıfta bulunan Görmez, Rüveybida'yı "bayağı ve cahil ama her meselede konuşan kişi" olarak tanımladı.
"Dini hayata algoritmik şöhretlerle yön verilmez"
Görmez, Rüveybida'nın günümüzdeki karşılığının "algoritmik şöhretler" olduğunu belirterek "Dini ve ilmi hayata yön vermek; ihlasla, samimiyetle, emek vererek, diz çökerek, göz nuru dökerek ancak gerçekleşebilir" diyerek sosyal medya üzerinden din yorumlamaya çalışanları sert bir dille uyardı. Sonnet 4.6Extended