Ekrem İmamoğlu, iki kez beraat aldığı ve istinafın bozduğu davada, hakim değiştirilmek suretiyle mahkum edildi.
Ortada hukuktan söz edilebilecek bir durum yok.
Ancak yine de, meselenin hukuksuzluğunu, hukuki terimlerle anlatmak gerekiyor.
Tuzla eski belediye başkanına hakaret iddiasıyla açılan davada, İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi daha önce iki kez beraat kararı vermiştir.
Kararlar, CMK’nın 223/1-b maddesine dayandırılmıştır. Bunun anlamı, Mahkeme’nin, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu sonucuna ulaşmış olmasıdır.
Bölge Adliye Mahkemesi ise CMK 280/1-e kapsamında, sanığın sorgusunun yapılmamış olmasını bozma gerekçesi yapmıştır.
Bozma gerekçesi kanuna açıkça aykırıdır.
Çünkü CMK 193/2-b; “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” hükmünü taşımaktadır.
Hukuk nosyonu taşıyan herkesin kolayca değerlendirebileceği üzere, kanun koyucu, sanık lehine sonuç doğması durumunda, sorgusunun yapılmamış olmasını karar vermeye engel görmediğini açıkça ifade etmiştir.
Kanun bu kadar açıkken, Bölge Adliye Mahkemesi, kanuna aykırı tutum alarak bozma kararı verebilmiştir.
Bu noktada bir hususu kamuoyuna bir kez daha anımsatmakta yarar bulunmaktadır.
Bir önceki duruşmada Ekrem İmamoğlu Silivri’den cezaevi aracıyla Anadolu Adliyesi’nin bulunduğu Kartal’a doğru yola çıkarılmış, yolun yarısında aracın bozulduğu iddia edilerek araç durdurulmuş, Kartal’a gidiş iptal edilmiş, “bozulan araçla” Silivri’ye geri dönülmüştür.
Şimdi, bu aracın yolda aniden neden bozulduğunu anlamak mümkün hale gelmiştir..
Skandallar bununla da bitmemiş, davaya bakan Hakim aniden Edirne’ye gönderilmiş, yerine atanan hakim, Asliye Ceza Mahkemesi’nde tek hakim olarak, 2 yıl 1 ay mahkumiyet ve siyasi yasak kararı vermiştir.
Karar istinaf ve temyiz süreçlerine açık.
Anlatılanlar, uygulanan ikili hukuk sistemini, tereddüte mahal bırakmayacak netlikte ortaya koyuyor.
Bütün bunlardan sonra bir kez daha soralım:
Ekrem İmamoğlu siyasi tutuklu değil, öyle mi??
İki kez beraat ettiği dosyada #Ekremİmamoğlu’na bu kez 2 yıl 1 ay hapis cezası ve siyasi yasak verildi!
İmamoğlu kararı dinlemeyi reddederek seyircilere haykırdı:
“Hepinizi öpüyorum. Benim adıma Türkiye'de karar verecek hiçbir mahkeme yoktur. Benim adıma karar verebilecek hiçbir mahkeme yoktur. Hiçbir mahkemede de atanan hiçbir hakim benim adıma karar vermek için buraya gelmedi. hakkımda karar veremez. Ve yere düşen Türk yargısına sağlam bir tekme vurulmuştur. Hakimler yok hükmündedir. Moralinizi yüksek tutun.”
Hakim ise bu sözler üzerine İmamoğlu’nun zorla salondan çıkarılmasını istedi.
İki beraatten sonra gelen mahkumiyet, söze karşı zor kullanma talimatı… Bugün yalnız Ekrem İmamoğlu değil, yargının itibarı da o salondan zorla çıkarıldı!! @CA_iletisim@yenipartiyiz
Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını kesen İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi, “Toparlayalım, konunun özüne dönelim” dedi. İmamoğlu savunmasına devam etti.
“Böylesi bir manzara değil Türkiye tarihi, dünya siyasi ve hukuk tarihinde yoktur” diyen İmamoğlu, “Karşımızda siyasi iktidarın iradesi ve etkisi altında hareket eden, hukuku siyasi rekabetin arasına dönüştüren bir düzen var. Burada her gün usulsüz, düzensiz ve sürekli değişen kararları, kuralları ile duruşmalar devam ederken ülkenin Adalet Bakanlığı benim girdiğim duruşmaların içeriğine müdahale edecek bir biçimde beyanlarda bulunmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Üsküdar olayı öyle böyle bir olay değil.
İdarenin, yargının ve siyasetin bir bütün olarak içinde yer aldığı bir operasyon.
İktidarın "ne pahasına ve ne yöntemle olursa olsun kazanma" hırsı ve bunun böyle aleni yapılabilmesi korkutucu.
İBB davasında Gözdem Ongun'un avukatı Rahşan Sertkaya, iddianamede yer alan itirafçı beyanlarının yapay zeka uygulamasıyla çoğaltıldığını belirtti.
Sertkaya, savunmasında söylediği sözler ve duruşma salonunda yansıttığı görseller şöyle:
“Müvekkilim Gözdem Ongun hakkında bir kontrol tedbirinin uygulanması ve hakkında bir suç isnadında bulunulması nasıl mümkün olacak? Tabi ki Mürettebat, KMD Reklam, ED İletişim, SYK Roll, LAP Turizm ve Aslım Reklam şirketlerinin yetkilileri Eray Demir, Mert Saraç, Mustafa Değercan, Özcan Demirci, Serkan Yıldız ve Ali Can Akün savcılık makamına kendi ayaklarıyla gelip ifade verecek. Bu ifadeler dayanak gösterilerek hem Müvekkilim hakkında tutuklama tedbiri istenip adli kontrol tedbiri uygulanacak hem de suç isnadında bulunulacak. Böylece istenen kurban alınmış olacak. Peki savcılık makamına aynı gün kendi ayaklarıyla gelen bu şirket yetkilileri ifadelerinde neler söylemiş ona da bakalım. Rica etsem görseli ekrana yansıtabilir misiniz? (GÖRSEL 4) Şu an ekranda bu 6 şirket yetkilisinin verdiği ifadelerden birer bölüm görüyorsunuz. Ben bunlardan birisini aldım ve en bilinen yapay zeka uygulamalarından birisi olan ChatGPT’ye sordum.
Bu ifadeyi hangi farklı alternatifle çoğaltabilirsin diye? Aldığım cevabı şimdi göstereceğim. Rica etsem görseli ekrana yansıtabilir misiniz? (GÖRSEL – 5) Chatgpt diğer beş şirket yetkilisinin verdiği ifadeyi bana alternatif olarak sundu. Meğer Savcılık makamında bu altı şirket yetkilisi değil yapay zeka vermiş ifadeyi. Şaka değil yapay zeka ile beyan çoğaltıldığının kanıtıdır budur. Yani bu altı şirket yetkilisinin verdiği ifadeler özünde ifadeyi verenlerin gerçek iradesini yansıtmıyor. Bu kişiler yapay zeka tarafından hazırlanan ve önlerine konulan ifadeleri imzalamışlar. Bu da Türk hukuk tarihine geçsin!”
https://t.co/yPxnOXCLHA
Naylon faturalarla soyulan Yunus Emre Vakfı'nda yaşanan yolsuzluklar Macaristan’a uzandı. Macaristan basınında, Macaristan vatandaşları hakkında gerçeğe aykırı faturalar düzenlendiği ve bunun “Uluslararası bir skandalın parçası olabileceği” belirtildi
MURAT ONGUN'UN EŞİ OLDUĞUM İÇİN BURADAYIM...
YAPTIĞIM ŞATIŞLARA RÜŞVET DENİLİYOR...
Gözdem Ongun (Murat Ongun'un eşi) savunmasına başladı:
Neden, konu bana nasıl geldi? belediyede çalışmıyorum. belediyede iş yapmıyorum. 6 yılda bir elin parmaklarını geçmez. kimin eşi olduğuma bakarak savcılık yapmış.
Geriye benden sadece Murta Ongun'un eşi sıfatı bırakılmış.
Ne İBB ile alakam, ne de bu salonda konuşulanlar ile ilgim var.
Şirketimden alınan ürünleri rüşvet olarak göstermişler.
Akıllı saatler için doğal taşlar kullanılanarak kayışlar tasarladım, takılar tasarladım.
Markalaşma sürecinde adım adım ilerledim.
Vergilerimi eksiksiz, düzenli ödedim. Çalıştım, ürettim. Bunların hepsini ben yaptım, Murat değil.
Ahlak sınırlarını aşan mesajlar yüzünden şirketin sosyal medya hesaplarını bile kapatmak zorunda kaldım.
Benim yaptığım satışların rüşvet olduğu söyleniyor.
Dijital medyada ürünlerimi satışa sunarım, müşteri beğenir, alır. Faturasını keserim. Bana sipariş veren müşterinin kim olduğunu bilemem.
Bu iş bana nasıl geldi? Emrah Bağdatlı arkadaşımızdır. Tüm arkadaşlarımız gibi bana destek oldu. Doğumgünlerinde ürün almak yada çalışanlarına hediye vermek için sipariş verdi, bütün dostlarımız gibi.
#ibbdavası
Cumhurbaşkanlığı'na aday olan bir siyasetçi elbette yolsuzluktan yargılanabilir. Ama bu siyasetçi mahkûm olmadan bu kadar uzun süre cezaevinde tutuluyor, kendini mahkemede savunmasına izin verilmiyor, aile üyeleri bile hapse atılıyor ve dijital mecralarda dahi susturuluyorsa, o davanın siyasi niteliği olduğu açıktır.
Bunu @kilicdarogluk da tabii ki biliyor. Buna rağmen birçok iktidar temsilcisinin bile kullanmadığı bir kesinlikle konuşmasının, İmamoğlu nedeniyle CHP genel başkanlığını kaybetmesiyle ilgisi olduğu çok belli. O koltuğa yeniden oturmak için yaptığı siyasi tercihler, bugün onu muhalefeti içeriden zayıflatan ve iktidar medyasının bu davada sağlayamadığı meşruiyete katkı sunan bir pozisyona sürüklüyor.
Böylece siyasi rekabet yalnızca yargı yoluyla değil, muhalefetin içinden devşirilen destekle de bastırılmaya çalışılıyor. Bugün gördüğümüz şey, sandıkta kaybeden aktörlerin bu tercihi siyaset dışı araçlar ve muhalefet içinden verilen destekle tersine çevirmeye çalışması.
Karşımızda giderek daha açık biçimde 2024 yerel seçimlerinde kaybeden siyasi aktörlerin işbirliği var.
Dün şu fotoğrafta yer alıp halkın seçimine saygı göstereceğim diyen 2 kişi, gizlice AKP adayına oy vermiş. Yaptıklarının ne derece etik dışı olduklarını bildikleri için gizleniyorlar. Er ya da geç ortaya çıkacaktır.
Siyaset; şerefle ve halkın teveccühü ile yapılmalı!
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, YÖK'e gönderdiği 2 Eylül tarihli yazıda memurların YouTube ve benzeri mecralardan elde ettiği geliri 657 sayılı kanunun 28. maddesindeki ticaret yasağı kapsamında saydı. Süreci YÖK'ün 17 Haziran'daki görüş talebi başlatmış.
Kararı okurken şunu merak ettim: bu düzenleme aslında kimi ilgilendiriyor? Bunun yanıtı derli toplu bir yerde yoktu, ben çıkardım.
Derleyebildiğim kadarıyla kendi kanalı olan öğretim üyesi sayısı 146. On binlerce öğretim üyesi içinde 146 kişi. YÖK kendisi üniversitelerde bilim iletişim ofisleri açtırırken, bilgisini paylaşmak için YouTube'u kullanan bu kadar az kişiye engel getirmesi bir çelişki.
Kazanılan para da fazla değil. Devlet kadrosundaki kanalların yıllık reklam geliri 9 ile 18 milyon lira. Üstelik devlet vergisini zaten alıyor, banka yüzde 15 stopajı kaynağında kesiyor.
Bu yapılan, yoksa @istatistikvean1 gibi kanalların içeriğinden hoşnut olunmadığı için mi?
Şu anda resmi iznimden kullanıp Çin'e geldim çekim yapmaya, burada bile bilgi üzerinden içerik üretimi destekleniyor. Üstelik kazancı da hocaya kalıyor... Benim ise cebime tek kuruş girmiyor ama buna rağmen muhtemelen soruşturma geçireceğim ve yine ceza alacağım :) şu an dünyanın bütün gelişmiş ülkelerden akademisyenlerin içerik üretmesi destekleniyor, tek bir gelişmiş ülke örneği yok bunun aksi durumu olan bildiğim kadarıyla... Neyse.. Diyecek çok şey var ama yoruldum artık :) son kararı yine siz takipçilerimize soracağım siz ne derseniz o olacak bugüne kadar olduğu gibi :)
Torun Center’dan bahseden Mehmet Torun, “Ne kadar dikkat etsek de başımıza işler geldi. Binanın iç tefrişatında hafif tadilat ruhsatı gerekiyormuş. Biz de belediyeye müracaat ettik. İşi anlattık. Bize de hafif tadilat ruhsatını verdiler. Sonra bize bir ceza yazıldı, mühürleme vesaire oldu. Belediye başkanıyla görüştüm. Karara itiraz ettik sonrasında cezada indirime gidildi. İlçemizin belediyesidir kavga etmek istemedik” dedi.
Mehmet Torun, iddianamede yazanların aksine “Bu işin karşılığında para talep edilmedi” dedi. İddianamede, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın, Mehmet Torun’dan rüşvet istediği öne sürülmüştü.
@haskologlu Korsan taksicilik yapan kişinin emekli polis olduğu görsel ve yazılı basında var. Gözünüzden kaçmış olmasını mümkün görmüyorum. Geçirebilmek için korsan taksi yapmak zorunda kalmış emekli polis, hükümet emeklilere geçinebilecekleri maaşı vermek zorunda, ekonomiyi düzeltmeli.