Yaklaşık 2,5 yıl süren bir iç yolculuğun sonunda; satır satır büyüyen bir kitapla buradayım.
Kendine Varmayan Bütün Yollar Gurbettir artık sizlerle.
Umarım okurken kendi sessizliğinize de dokunur.🌿
#KendineVarmayanBütünYollarGurbettir#HalilAkınKalkan#psikohak
En acı olan boşanmak değil. Bir zamanlar hayatını emanet ettiğin kişinin, vedayı bile önemsememesi. İnsan bazen karşısındaki kişiyi değil, zihninde kurduğu ihtimali sever. Gerçekle yüzleşmek ise en zor yaslardan biridir.
Boşanma günü mahkemeye bile gelmedi. Sözde ameliyatı varmış, yine ameliyattaymış. Yerine yalnızca avukatı duruşmadaydı. Bizi, o gün mahkemeye gelmeye bile layık görmeyen biriyle evlilik yapmışız. Asıl hata onun değil, bizim yanlış kişiye değer vermemizmiş.
Bir insanın sınır koyması değiştiğini değil, kendine değer vermeyi öğrendiğini gösterir. Çünkü herkesi mutlu etmeye çalışmak çoğu zaman iyilikten değil, reddedilme korkusundan beslenir.
Bazı insanlar öz güvenini kaybetmez; zamanla kendi sesine güvenmeyi bırakır. Sürekli eleştirilen bir zihin, en doğru kararında bile kendinden şüphe etmeye başlar.
Sürekli "Ben hallederim." diyen insanlar, çoğu zaman en fazla desteğe ihtiyaç duyanlardır. Çünkü yıllarca kimseye güvenemeyen biri, yardım istemeyi değil yalnız mücadele etmeyi öğrenir.
İnsan bazen karşısındaki kişiyi olduğu gibi değil, olmasını umduğu haliyle sever. Hayal bittiğinde ise aslında sevdiği kişinin değil, kurduğu geleceğin yasını tutar.
Bazı insanlar sevgiyi hak etmek için sürekli bir şeyler yapmak zorunda olduğunu düşünür. Çünkü oldukları haliyle sevilmeyi hiç tam anlamıyla öğrenememişlerdir.
En ağır yorgunluk fiziksel olan değil, sürekli kendini toparlamak zorunda kaldığın duygusal yorgunluktur. İnsan bir noktadan sonra yaşadıklarını değil, hep güçlü kalmaya çalışmayı taşıyamaz hale gelir.
İnsan bazen affettiğini sanar ama aynı davranışla tekrar karşılaşınca içinde hâlâ ne kadar kırgın olduğunu fark eder. Çünkü bazı acılar unutulmaz, sadece bir süre sessiz kalır.
Bazı insanlar çocukken duygularını rahatça yaşayamadığı için büyüdüğünde ne hissettiğini anlatmakta zorlanır. Üzülür ama belli etmez, kırılır ama susar. Çünkü zamanında anlaşılmayan bir kalp, zamanla kendini saklamayı öğrenir.
Bazı insanlar “bir şey yok” demeyi o kadar iyi öğrenmiştir ki, zamanla gerçekten ne hissettiğini kendisi bile anlayamaz. İçine atılan duygular sustukça kaybolmaz, sadece insanın içinde yön değiştirir.
Sürekli terk edilmekten korkan insanlar, çoğu zaman gitmeye niyeti olmayan insanlara bile fazla tutunur. Çünkü mesele sevgi değil; bir gün yine yalnız kalma ihtimalidir.
İnsan bazen geçmişte yaşadığı bir olayın etkisini yıllar sonra fark eder. Çünkü bazı yaralar o an acıtmaz; insanın ilişkilerine, korkularına ve kendine bakışına yavaş yavaş yerleşir.
Bazı insanlar herkese iyi gelmeye çalışırken kendine tamamen yabancılaşıyor. Sürekli başkalarını toparlamaktan, kendi içindeki kırılmış tarafları görmeye bile vakit bulamıyor.
Bir noktadan sonra insan yorulduğunu ağlayarak değil, hiçbir şeye heyecan duymayarak anlıyor. Çünkü tükenmişlik bazen sessiz gelir ve insanın içindeki yaşam hissini yavaşça azaltır.
Kendini sürekli yetersiz hisseden insanların çoğu, aslında hayatı boyunca sadece yeterince görülmemiştir. Çünkü insan en çok da çabaları fark edilmediğinde kendinden şüphe etmeye başlar.
Bazı insanlar “fazla hassas” değildir; sadece uzun süre güçlü kalmak zorunda bırakılmıştır. İçinde biriken şeyler büyüdükçe, en küçük olay bile taşırmaya başlar insanı.
İnsan bazen ��ocukluğunda alamadığı sevgiyi, büyüdüğünde herkesten almaya çalışıyor. Bu yüzden en küçük ilgide bağlanıyor, en küçük mesafede ise değersiz hissediyor.
Sürekli her şeyi içinde çözmeye çalışan insanlar, bir noktadan sonra yardım istemeyi bile unutuyor. Çünkü yıllarca kendi kendine toparlanmak zorunda kalan biri, kimseye tam anlamıyla güvenemiyor.