@mhmtbyrz85@smailKarag42440 Ben gidiyorum da kardeş siz yerinizde sayıyorsunuz. Şehid Seyid kutubu anlamamışsınız.
Ama tabi ismin önüne dr yada prof yazıldımı hemen atlama yaparsanız. Haa birde araya ehli sünnet vel cemaat da eklenince tamamdır değilmi.
@mhmtbyrz85@smailKarag42440 Ben gidiyorum da kardeş siz yerinizde sayıyorsunuz. Şehid Seyid kutubu anlamamışsınız.
Ama tabi ismin önüne dr yada prof yazıldımı hemen atlama yaparsanız. Haa birde araya ehli sünnet vel cemaat da eklenince tamamdır değilmi.
Bütün doğru cevapların cevabı doğru ve dürüst soru sormaktan geçer.
Bunun için soruyu soranda soruya muhatap olanda doğru ve dürüst olması gerekir. 🤔🫵
Tabi doğru dürüst ve adil bir cevap istiyorsanız.
Siyonistler İsrail Gazze’ye saldırıyor, Yemenli Müslümanlar İsrail’e saldırıyor, Müslümanlar ise Müslüman Yemene saldırıyor.
Kim kime hizmet ediyor acaba 🤔
ŞAM'DA DİŞİ DEVE OLAYI
Kufe'den bir arap, erkek devesi ile Şam'a gelir. Şam'da meşru halife İmam Ali’ye başkaldıran Muaviye vardır. Şam sokaklarında dolaşırken Şamlının birisi Kufelinin yanına yanaşarak; "Bu dişi deve benim" der. Kufeli devenin sahibi ise; "Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir." demesine rağmen Şamlı halen; "Bu dişi deve benim" demekte ısrarcıdır. Kufeli adam itiraz etse de dinletemez. Tartışma büyür.
Sorun Muaviye'ye intikal eder. Ahali de olaydan haberdar olur ve bir meydanda toplanır. Devenin erkek olduğunu elbette herkes görüyordur. Muaviye de meydana gelir ve ahaliye sorar; "Ey ahali, bu dişi deve Şamlınındır değil mi?" Ahali hep birlikte bağırır; "Evet dişi deve Şamlınındır." Kufelinin devesi Şamlıya verilir. Kufeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu yanına çağırır; "Ey Küfeli, şimdi beni dinle. Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil erkektir. Ama sen Kufe'ye dönünce gördüklerini Ali'ye anlat ve de ki: Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deve ile erkek deveyi ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 50 bin adamı var. Ayağını ona göre denk alsın."
Hak ve adalet ile güç ve cehalet arasında tarihi mücadele genel olarak yukarıdaki hikayenin ihtiva ettiği şekilde cereyan etmiştir. Güç ve politikanın kitleler üzerinde çok büyük etkiler bıraktığı malumdur. Özellikle kitlenin cahil olanı, gücü ve o gücü elinde bulunduranı kutsar. Eski toplumların bazılarında idarecilerin direk tanrı veya tanrının oğlu, ya da gölgesi olarak kabul edildiği bilinen bir hakikattir.
Güç ve siyaseti elinde bulunduran kişi, elinde bulundurduğu bu gücü kendisi ve yönettiği toplum için hayrın da, şerrin de kaynağı durumuna getirebilir. Güç, adil ve merhametli yöneticinin elinde halkın huzur ve güvenini sağlarken, zalim idarecinin elinde başkalarını ezme vasıtasına dönüşür. Zulmün dişlileri arasında hemen ölmekten korkanlar o güce teslim olma, bir süre sonra onu kabullenme ve hatta kutsama durumuna düşerler. Yani insanları etkileme konusunda gücün sihirli bir etkisinin olduğu kesindir. Ama sihir etkisi yapan bu etkileyici güç “Asay-ı Musa” ile ancak etkisini kaybeder.
Peygamberlerin en önemli gönderiliş sebeplerinin başında zalimin elindeki gücü alıp kontrol altına almak ve onu akıl, vicdan ve merhametin emrine, hizmetine vermektir. Buna karşı direnen otoriteyi değiştirmek, değişimi kabul etmeyen otoriteyi ortadan kaldırmak ve gerçek adaleti sağlamak da nebevi mücadelenin nihai sonucudur.
Bir insan, bir aile veya ırk, keyfince insanlara hükmetme yetkisi ve hakkı kendinde görüyorsa, bu bir tür uluhiyet iddiasıdır ve Kur’an diliyle şirk ve tuğyandır. İslam’ın temel hedefi, fesat ve tuğyan kalmayana kadar mücadeledir. Ancak mücadele fitne ve fesat üreten sistemledir, öyle olmalıdır. Yani hedef sivri sinek öldürmek değil, bataklığı kurutmaktır. Bataklık dururken sivrisinekle mücadele etmek hem çok yorucu, hem de sağlıklı bir sonuca ulaştırmaktan uzaktır.
Zulmeden iktidar sahiplerini devirmek, yok etmek ile onların sahip olduğu zalimane zihniyeti hedef alıp ortadan kaldırmak aynı şeyler değildir. Çoğu kez bir zulüm otoritesi kendisi gibi diğer biri tarafından devrilmiş veya yok edilmiştir. Ancak değişen tek şey, gelenin gideni aratması kabilinden bir şey olmuştur sadece. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Aslında Musa, firavunun şahsına değil, onun zulmüne karşı mücadele ediyordu. Yani Musa(as) firavunun elindeki iktidara talip olmadığı gibi ona tamah da etmiyordu. Musa (as), firavuna “hadi iktidarı bana terk et” demiyor, kendini düzelt diyordu.
Bugün İslam’a davet hizmeti yapan Müslümanların bu hakikati daha bir iyi anlamaları gerekir.
(Alıntı)
Sufyani Emevi siyasi zihniyetin islam dünyasına bıraktığı zihniyet şuan islam dünyasını yönetiyor. Sonuç mezhepçilik kavmiyetçilik din devlet işlerinde kayırmacılık vs.vs. ve son olarak saltanatçılık.
ŞAM'DA DİŞİ DEVE OLAYI
Kufe'den bir arap, erkek devesi ile Şam'a gelir. Şam'da meşru halife İmam Ali’ye başkaldıran Muaviye vardır. Şam sokaklarında dolaşırken Şamlının birisi Kufelinin yanına yanaşarak; "Bu dişi deve benim" der. Kufeli devenin sahibi ise; "Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir." demesine rağmen Şamlı halen; "Bu dişi deve benim" demekte ısrarcıdır. Kufeli adam itiraz etse de dinletemez. Tartışma büyür.
Sorun Muaviye'ye intikal eder. Ahali de olaydan haberdar olur ve bir meydanda toplanır. Devenin erkek olduğunu elbette herkes görüyordur. Muaviye de meydana gelir ve ahaliye sorar; "Ey ahali, bu dişi deve Şamlınındır değil mi?" Ahali hep birlikte bağırır; "Evet dişi deve Şamlınındır." Kufelinin devesi Şamlıya verilir. Kufeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu yanına çağırır; "Ey Küfeli, şimdi beni dinle. Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil erkektir. Ama sen Kufe'ye dönünce gördüklerini Ali'ye anlat ve de ki: Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deve ile erkek deveyi ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 50 bin adamı var. Ayağını ona göre denk alsın."
Hak ve adalet ile güç ve cehalet arasında tarihi mücadele genel olarak yukarıdaki hikayenin ihtiva ettiği şekilde cereyan etmiştir. Güç ve politikanın kitleler üzerinde çok büyük etkiler bıraktığı malumdur. Özellikle kitlenin cahil olanı, gücü ve o gücü elinde bulunduranı kutsar. Eski toplumların bazılarında idarecilerin direk tanrı veya tanrının oğlu, ya da gölgesi olarak kabul edildiği bilinen bir hakikattir.
Güç ve siyaseti elinde bulunduran kişi, elinde bulundurduğu bu gücü kendisi ve yönettiği toplum için hayrın da, şerrin de kaynağı durumuna getirebilir. Güç, adil ve merhametli yöneticinin elinde halkın huzur ve güvenini sağlarken, zalim idarecinin elinde başkalarını ezme vasıtasına dönüşür. Zulmün dişlileri arasında hemen ölmekten korkanlar o güce teslim olma, bir süre sonra onu kabullenme ve hatta kutsama durumuna düşerler. Yani insanları etkileme konusunda gücün sihirli bir etkisinin olduğu kesindir. Ama sihir etkisi yapan bu etkileyici güç “Asay-ı Musa” ile ancak etkisini kaybeder.
Peygamberlerin en önemli gönderiliş sebeplerinin başında zalimin elindeki gücü alıp kontrol altına almak ve onu akıl, vicdan ve merhametin emrine, hizmetine vermektir. Buna karşı direnen otoriteyi değiştirmek, değişimi kabul etmeyen otoriteyi ortadan kaldırmak ve gerçek adaleti sağlamak da nebevi mücadelenin nihai sonucudur.
Bir insan, bir aile veya ırk, keyfince insanlara hükmetme yetkisi ve hakkı kendinde görüyorsa, bu bir tür uluhiyet iddiasıdır ve Kur’an diliyle şirk ve tuğyandır. İslam’ın temel hedefi, fesat ve tuğyan kalmayana kadar mücadeledir. Ancak mücadele fitne ve fesat üreten sistemledir, öyle olmalıdır. Yani hedef sivri sinek öldürmek değil, bataklığı kurutmaktır. Bataklık dururken sivrisinekle mücadele etmek hem çok yorucu, hem de sağlıklı bir sonuca ulaştırmaktan uzaktır.
Zulmeden iktidar sahiplerini devirmek, yok etmek ile onların sahip olduğu zalimane zihniyeti hedef alıp ortadan kaldırmak aynı şeyler değildir. Çoğu kez bir zulüm otoritesi kendisi gibi diğer biri tarafından devrilmiş veya yok edilmiştir. Ancak değişen tek şey, gelenin gideni aratması kabilinden bir şey olmuştur sadece. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Aslında Musa, firavunun şahsına değil, onun zulmüne karşı mücadele ediyordu. Yani Musa(as) firavunun elindeki iktidara talip olmadığı gibi ona tamah da etmiyordu. Musa (as), firavuna “hadi iktidarı bana terk et” demiyor, kendini düzelt diyordu.
Bugün İslam’a davet hizmeti yapan Müslümanların bu hakikati daha bir iyi anlamaları gerekir.
(Alıntı)
@Shayrran@smailKarag42440 Sadece Ben de��il herkes herşeyi biliyor kendini o kadar kasma. Sufyanın kızı daha babası Müslüman olmadan önce Müslüman olmuş ve ilk hebeşistana hicret edenlerdendir. Kocası dinden çıkınca efendimiz nikahlamıştır.Hatta babası sufyan efendimizi öldürmeye çalışan azılı düşmanı iken
@Shayrran@smailKarag42440 Yalan söylüyorsun hz Ebubekir’in oğlu onu şehid eden ekibin içindeydi. Kusura bakma İslam tarihini bana anlatma çünkü yeterince hakimim. Ama senin nerden beslendiğini biliyorum merak etme.
@Shayrran@smailKarag42440 Yaygın rivayetlere göre Muaviye de, Hz. Hasan'ın eşi Ca'de'ye para gönderip onu oğlu Yezid ile evlendirme vaadiyle kandırmış ve kocasını zehirletmiştir.
@Shayrran@smailKarag42440 Vağ zavalı kardeşim ikisi aynı konu değil.
Hz. Osman’ın olayı faili meçhul kim olduğu ney değil ama Yezid lanetinin baş komutanı tarafından şehid edilen bir peygamber evladı var.
@myzccc Resulullahın dilinden o söylemiş gibi hadis uydurmak dinden çıkarır yeri garanti cehennemdir. Çok tehlikeli bir durum. Zira imanın karşısında hiçbir güç kavim duramaz ve övülemez. Bu hadis iman ve itikada zıt bir sözdür. Allah’ın dinini İslam gibi bir gücü küçümsemektir.
ŞAM'DA DİŞİ DEVE OLAYI
Kufe'den bir arap, erkek devesi ile Şam'a gelir. Şam'da meşru halife İmam Ali’ye başkaldıran Muaviye vardır. Şam sokaklarında dolaşırken Şamlının birisi Kufelinin yanına yanaşarak; "Bu dişi deve benim" der. Kufeli devenin sahibi ise; "Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir." demesine rağmen Şamlı halen; "Bu dişi deve benim" demekte ısrarcıdır. Kufeli adam itiraz etse de dinletemez. Tartışma büyür.
Sorun Muaviye'ye intikal eder. Ahali de olaydan haberdar olur ve bir meydanda toplanır. Devenin erkek olduğunu elbette herkes görüyordur. Muaviye de meydana gelir ve ahaliye sorar; "Ey ahali, bu dişi deve Şamlınındır değil mi?" Ahali hep birlikte bağırır; "Evet dişi deve Şamlınındır." Kufelinin devesi Şamlıya verilir. Kufeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu yanına çağırır; "Ey Küfeli, şimdi beni dinle. Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil erkektir. Ama sen Kufe'ye dönünce gördüklerini Ali'ye anlat ve de ki: Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deve ile erkek deveyi ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 50 bin adamı var. Ayağını ona göre denk alsın."
Hak ve adalet ile güç ve cehalet arasında tarihi mücadele genel olarak yukarıdaki hikayenin ihtiva ettiği şekilde cereyan etmiştir. Güç ve politikanın kitleler üzerinde çok büy��k etkiler bıraktığı malumdur. Özellikle kitlenin cahil olanı, gücü ve o gücü elinde bulunduranı kutsar. Eski toplumların bazılarında idarecilerin direk tanrı veya tanrının oğlu, ya da gölgesi olarak kabul edildiği bilinen bir hakikattir.
Güç ve siyaseti elinde bulunduran kişi, elinde bulundurduğu bu gücü kendisi ve yönettiği toplum için hayrın da, şerrin de kaynağı durumuna getirebilir. Güç, adil ve merhametli yöneticinin elinde halkın huzur ve güvenini sağlarken, zalim idarecinin elinde başkalarını ezme vasıtasına dönüşür. Zulmün dişlileri arasında hemen ölmekten korkanlar o güce teslim olma, bir süre sonra onu kabullenme ve hatta kutsama durumuna düşerler. Yani insanları etkileme konusunda gücün sihirli bir etkisinin olduğu kesindir. Ama sihir etkisi yapan bu etkileyici güç “Asay-ı Musa” ile ancak etkisini kaybeder.
Peygamberlerin en önemli gönderiliş sebeplerinin başında zalimin elindeki gücü alıp kontrol altına almak ve onu akıl, vicdan ve merhametin emrine, hizmetine vermektir. Buna karşı direnen otoriteyi değiştirmek, değişimi kabul etmeyen otoriteyi ortadan kaldırmak ve gerçek adaleti sağlamak da nebevi mücadelenin nihai sonucudur.
Bir insan, bir aile veya ırk, keyfince insanlara hükmetme yetkisi ve hakkı kendinde görüyorsa, bu bir tür uluhiyet iddiasıdır ve Kur’an diliyle şirk ve tuğyandır. İslam’ın temel hedefi, fesat ve tuğyan kalmayana kadar mücadeledir. Ancak mücadele fitne ve fesat üreten sistemledir, öyle olmalıdır. Yani hedef sivri sinek öldürmek değil, bataklığı kurutmaktır. Bataklık dururken sivrisinekle mücadele etmek hem çok yorucu, hem de sağlıklı bir sonuca ulaştırmaktan uzaktır.
Zulmeden iktidar sahiplerini devirmek, yok etmek ile onların sahip olduğu zalimane zihniyeti hedef alıp ortadan kaldırmak aynı şeyler değildir. Çoğu kez bir zulüm otoritesi kendisi gibi diğer biri tarafından devrilmiş veya yok edilmiştir. Ancak değişen tek şey, gelenin gideni aratması kabilinden bir şey olmuştur sadece. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Aslında Musa, firavunun şahsına değil, onun zulmüne karşı mücadele ediyordu. Yani Musa(as) firavunun elindeki iktidara talip olmadığı gibi ona tamah da etmiyordu. Musa (as), firavuna “hadi iktidarı bana terk et” demiyor, kendini düzelt diyordu.
Bugün İslam’a davet hizmeti yapan Müslümanların bu hakikati daha bir iyi anlamaları gerekir.
(Alıntı)