@olumsuzsehitler Bu ülkenin egemen olmadığını sömürge olduğumuzu herkes https://t.co/JzbaMwesWfşuna kafayı bozmayın anlayın artık ülke zaten işgal edilmiş sadece savaşmaya cesaretleri yok içerden kendi belirleyip size seçtirdikleri siyasilerle iyice dengenizi bozup sizinle alay ediyorlar.
Zorunlu Aşı Teklifinini meclise kimlerin verdiği belli olmuşken Ben de Bebeğime Kayyum Atandığı Süreci Anlatayım
Konu açılmışken şunu sormak istiyorum:
Zorunlu aşıları Meclis’e kim verdi? Hangi vekiller, hangi isimler?
hepsi belli .
Çünkü ben de bebeğime kayyum atandığı dönemde yaşadıklarımızı anlatacağım.
Geçen seneden bu yana ne dediysem, hepsinin arkasındayım.
Bebeğe kayyum atandığı zaman, özellikle topuk kanı vermediğimiz için yaşanan süreçte, olayı basına taşımayı en son tercih olarak görüyordum. Çünkü ben meseleyi bağırarak değil, önce usulünce çözmek istedim.
Önce STK’lara ve bazı vekillere ulaştık.
“Bebeğe kayyum atandı, sağlıkta zorunluluk olmaz” dedik.
Fakat kimse ses çıkarmadı. Tepki gelmeyince, en son çare olarak konuyu basına taşımaya karar verdim.
Basına çıktıktan sonra avukatım Cüneyt Bülent Şeker, bazı vekillere haber yolladı, görüştü, temas kurdu. Buna rağmen yine de konu Meclis’e taşınmadı.
Ben de o dönem, içinde Mehmet Aşıla ilk defa meclisde olan toplamda 4 vekili bulunan bir partiye bile haber yolladım. Meclis’te konuşmayı bırakın, bir tweet bile atmadılar.
O dönem sessiz kalanlar, bugün de yine sessiz.
O süreçte kimler çıktı?
Kimler topuk kanını gündem ederek yayınlara katıldı?
Hak Bir Genel Başkanı Erkan Trükten
Kemal Özer
Dr. Uğur Yılmaz (TV100’de “ailemizin hekimi” olarak programa katılmıştı)
Prof. Dr. Alişan Yıldıran
Doç. Dr. Cüneyt Konuralp
Bu isimler o dönemde konu gündem olunca yayınlara çıktılar, konuşmalar yaptılar.
Allahu alem, özellikle Prof. Dr. Alişan Yıldıran’ın üstüne o dönemden sonra daha fazla gitmeye başladılar. Zaten bu konuyla ilgili kendisinin ses kaydı da var.
Ama en acı olan şuydu:
O dönem sessiz olanlar, bugün de yine sessizliğe bürünmüş durumda
Bak sen
10.12.2025 tarihinde tbmm verilen zorunlu aşı kanun teklifinde kimin imzası var
Sema Silkin Ün !
Hani
Bu vekil
CHEMTRAİLE karsı !
Küresel iklim kanununa karşı !
Siyonist planlara karşı !
Ama zorunlu aşılamayı mRNA’yı destekliyor.
Ah ah bu ne yaman çelişki
@aliosmanonder34
@hayyamomr@1buraker Bu adamı 4-5 ��nce satın dedi dinlemedim tahmini tuttu satmadım zarar ettim.3 hafta önce kırılım gelmeden altlar yükselmeden önce tehlikeli sinyaller var bu sefer dinleyeyim dedim sattım bu seferde yükseldi benim şansızlığım sanırım
ŞAŞIRDIK MI ???!!!...
*****
Mayıs 1993…
Pkk azmıştı.
Hergün pusu, hergün karakol baskını, kan gövdeyi götürüyordu.
150 kişilik ağır silahlı terörist grup, Elazığ-Bingöl karayolunda şehirlerarası otobüsü durdurdu, kimlik kontrolü yaptı.
Malatya'dan usta birliklerine giden sivil kıyafetli, silahsız 36 er indirildi.
Geceyarısı saat 03'tü.
Aslanlarımızı yol kenarında yan yana dizdiler, kolkola girin diye bağırdılar, Kalaşnikoflarla, Bixi tabir edilen ağır makineli tüfeklerle taradılar.
Dakikalarca, şarjörleri değiştirip değiştirip boşalttılar.
Delik deşik cansız bedenlerin yanına gelip, suratlarına sıkmaya devam ettiler.
33 askerimiz orada şehit oldu.
3'ü öldü sanılarak bırakıldı.
*
Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu.
*
Her evladımıza 44'er mermi sıkmışlardı.
*
Memleket ayağa kalktı.
Birilerinin bir şey yapması gerekiyordu artık.
*
Bir şey yapılmalıydı ama, bir şey yapması gereken generallerin çoğu çeşitli bahaneler ileri sürerek, bölgeye tayinini engelliyordu.
Neredeyse Hakkari Dağ Komando Tugayı'na gönderecek komutan bulunamıyordu.
Terfi bekleyen 80 tuğgeneral vardı, isim isim vermek istemem ama, mazeretin bini bir paraydı, istifa ederim diyen bile vardı.
*
Haziran 1993…
Genelkurmay başkanının kapısından içeri bir tuğgeneral değil, bir kurmay albay girdi. Üstün sicilliydi. Kara kuvvetleri komutanı da odadaydı.
*
Genelkurmay başkanı 45 dakika alakasız konulardan bahsetti, muhtemelen gene bahaneler duyacağı endişesiyle mevzuya bir türlü giremiyordu, sonra lafı evirdi çevirdi, “seni Hakkari'ye gönderelim mi?” diye sordu. Hiç tereddütsüz “emredersiniz” cevabını aldı.
Mazeret duymayınca rahatlayan genelkurmay başkanı bu defa “ne zaman katılırsın?” diye sordu. “Hemen” cevabı geldi.
Kuvvet komutanı o güne kadar aldığı mazeret cevaplarından olsa gerek, albaya açık kapı bıraktı, “önce ailenle konuş istersen” dedi. Albay kararlıydı, “hemen gideyim” cevabını verdi.
*
Hemen gitti.
*
Terörle mücadele tarihinde görülmemiş başarı sağladı.
Bin ila 5 bin askerin katılımıyla, 857 defa vurucu operasyon yönetti.
21 defa sınırötesi harekat yönetti.
Pkk'yı bekleyen değil, Pkk'yı kovalayan konuma geçti, örgütün dağ kadrosunu yarı yarıya imha etti.
Askerleriyle birlikte omuz omuza vuruştuğu için, çatışmalara bizzat katıldığı için, emrindeki askerler tarafından “efsane komutan” adı verildi.
Buzul Dağı'nda mesela, beklemedikleri anda baskın yapabilmek için 3500 askeriyle birlikte eksi 40 derecede buzda yattı, tipiye yakalandılar, çanak benzeri bir arazide beş gün mahsur kaldılar, üçüncü gün erzakları bitti, donuyorlardı, “çantalarınızı, hatta tüfeklerin dipçiklerini bile yakın” emri verdi, neticede ummadıkları anda mağaralarda saklanan yüzlerce teröristi basmayı başardılar.
Birinci Dereceden Altın Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası aldı, ayrıca iki defa Üstün Cesaret ve Feragat Nişanı aldı.
Beş defa Üstün Birlik Yetiştirme Nişanı aldı, Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde beş defa Üstün Birlik Yetiştirme Nişanı'na sahip tek kişi oldu.
Tümgeneral'ken önü kesildi, emekli edildi.
*
Osman Pamukoğlu.
*
günlerden bir gün…
Değerli eşi hanımefendi, kendisi gibi bazı komutan eşi arkadaşlarıyla birlikte Ankara'da bir askeri sosyal tesiste buluşacaklardı.
Osman Pamukoğlu “yolumun üstünde, ben götüreyim” dedi, aracıyla askeri sosyal tesisin nizamiyesine geldiler, eşinin girişi için kendi kimlik kartını çıkardı, bariyerde görevli astsubaya uzattı.
Osman Pamukoğlu girmeyecekti, sadece eşine kolaylık olsun diye aracından inmiş ve kendi kimlik kartını uzatmıştı.
Bariyer açılacak, hanımefendi geçecek, Osman Pamukoğlu aracına binerek, randevusuna gidecekti.
Ama bir tuhaflık vardı…
Kapıda görevli astsubaylar kartı makineye sokuyor, kendi aralarında mırıl mırıl konuşuyor, bariyer açılmıyordu.
Pamukoğlu “hayrola oğlum?” diye sordu. Astsubayların utançtan yüzü kızarmıştı, komutanın gözüne bakamıyor, cevap veremiyorlardı.
“Hayrola?” diye bastırınca, esas duruşta yere bakarak, utana sıkıla cevap vermek zorunda kaldılar.