#İTİRAF
A. Öcalan
“Haziran 2024’te, Barzani ABD ve İsrail’in Esad’a yönelik bir plan hazırladığını öğrendim. PYD ile görüşmeler yapılmış, destek ve silah hazırlıkları istenmişti.
Hemen Mazlum Abdi ile görüştüm. Açıkça karşı çıktım. Ona söyledim böyle bir savaşın sonunda Barzani ve İsrail Suriye’de egemen güç haline gelir. İtiraz ettim, geri çekilmelerini söyledim. Beni dinlediler, plan boşa çıktı.”
Kaynak: Öcalan’ın İmralı görüşme tutanakları, ikinci bölüm.
Apocu çete tarafından 6 Temmuz 2005 tarihinde katledilen Hikmet Fidan’ı unutmadık.
Emri veren Murat Karayılan’ı,
Ambulans gitmesine izin vermeyen Osman Baydemir’i, “hainlere sahip çıkmayın” diyen Mustafa Karasu’yu da unutmayacağız.
🟢 İBRAHİM GÜÇLÜ: “1925 KÜRDİSTAN MİLLİ HAREKETİ BAĞIMSIZLIK HEDEFİYLE ORTAYA ÇIKTI”
👤 Hukukçu, siyasetçi ve Kürt milliyetçisi İbrahim Güçlü, katıldığı programda 1925 Kürdistan Milli Ayaklanması, Azadî (İstiklal) Örgütü’nün kuruluş süreci ve PKK’nin tarihsel yaklaşımına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
🌀 Programın ilk bölümünde Güçlü, 1925 Kürdistan Milli Ayaklanması’nı ortaya çıkaran siyasal ve toplumsal koşulları ele aldı. Azadî (İstiklal) Örgütü’nün kuruluş sürecini, programını ve tüzüğünü değerlendiren Güçlü, hareketin liderleri Şeyh Said Efendi ile Cibranlı Halit Bey’in kişisel özellikleri ve liderlik vasıfları üzerinde durdu. Şeyh Said Efendi ile birlikte idam edilen 47 kişinin de hareketin önder kadroları arasında yer aldığını ifade etti.
📌 Güçlü, 1925 Kürdistan Milli Hareketi’nin amacının bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak olduğunu belirterek, bunun Şeyh Ubeydullah öncülüğündeki Kürt milli devlet mücadelesinin devamı olduğunu söyledi. Hareketin İngilizlerle ilişkili olduğu yönündeki değerlendirmeleri reddeden Güçlü, bunun hareketi içeride manipüle etmek amacıyla ortaya atılan bir söylem olduğunu ifade etti. Güçlü, uluslararası kamuoyunda hareketin “gerici ve dinci”, Türkiye’de ise “bölücü ve Kemalizm karşıtı” olarak tanıtıldığını belirterek, dönemin devlet uygulamalarının hukuk dışı olduğunu, katliamlar ve idamlar yaşandığını dile getirdi.
📌 Programın ikinci bölümünde PKK’nin 1925 Milli Kurtuluş Hareketi’ne yaklaşımını değerlendiren Güçlü, PKK’nin kuruluşundan itibaren bu harekete bakışının Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi tezleriyle örtüştüğünü söyledi. Güçlü, PKK’nin Şeyh Said Efendi’ni “gerici” ve “İngiliz işbirlikçisi” olarak nitelendirdiğini ifade etti.
📌 İbrahim Güçlü, ayrıca 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan’ın yaptığı açıklamaların ardından, Öcalan’ın Şeyh Said Efendi ve diğer Kürdistan milli liderlerine yönelik söylemlerini sertleştirdiğini belirtti. Güçlü, Öcalan’ın Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925 Milli Ayaklanması’nı bastırmasını haklı gören bir yaklaşım benimsediğini söyledi.
🌀 Program boyunca 1925 Kürdistan Milli Hareketi’nin tarihsel arka planı, siyasal hedefleri ve günümüze uzanan etkileri üzerine değerlendirmeler ve analizler paylaşıldı.
Kaynak: https://t.co/FkDi9kjh1p
Hakkiten bu çete ve uzantılarının ölümüne sebep oldukları Kürtlerin sayısı ve yaşasaydılar aileleriyle oluşturacakları yekûn bugünkü D. Bakır’ın nüfusundan fazla olurdu.
Apocu müridlerin demokrasi havarisi ve ifade özgürlüğü nutukları, kendi kutsal figürleri Apo üzerinden yapılan mizahi bir paylaşımın altında yatan hakaret, küfür, tehdit ve iğrenç iftira selinde bir anda çöküveriyor. "İbne,sülaleni sikerim, çukurun dibisiniz, geber, art niyetli, ananı"gibi ilkel ve seviyesiz saldırılarla yanıt vermek, Apocu kesimin demokrasi anlayışının ne kadar sahte ve seçici olduğunu en çıplak haliyle ortaya seriyor. Deniz Göktaş'ın hiciv ve komedisi "özgür sanat" diye alkışlanırken, aynı özgürlük alanını kullanarak Apo figürünü ironik bir biçimde eleştiren bir içeriğe karşı sergilenen bu linç kültürü, tam bir ikiyüzlülük abidesidir. Gerçek bir demokratik kültür, mizahı ve eleştiriyi kaldırabilecek olgunluğa sahip olmaktır. Kişilik kültü etrafında örgütlenmiş, müridlik üzerine kurulu bir ideoloji ise, kendi liderinin hicvedilmesine tahammül edemediği anda otoriter, totaliter ve ilkel reflekslerini kusmaktadır. Bu refleksler, "bizim mizahımız özgürlüktür, sizin mizahınız düşmanlıktır"mantığının ta kendisidir. Demokrasi, karşıt görüşün ve hatta onun alay edilmesinin var olma hakkını tanıyan bir rejimdir. Bunu tanıyamayan, her eleştiriyi "düşmanlık" ve "provokasyon" olarak gören zihniyet, aslında demokrasiyi değil, kendi ideolojik diktasını savunmaktadır.
Apocu kesim bu postuma yönelik iğrenç linçiyle bir kez daha kanıtlamıştır ki,onların demokrasisi, yalnızca kendi hegemonyalarına hizmet ettiği sürece vardır. Aksi takdirde susturma, hakaret ve tehdit mekanizması devreye girer. Bu zihniyet, özgürlük değil, yeni bir baskı ve fanatizm aracıdır.
Fikirle baş edemeyenlerin küfür ve tehdide sarılması, onların entelektüel ve ahlaki iflasının en somut kanıtıdır.
Jin, Jiyan, Azadî safsataları, Demokratik Entegrasyon ve komünal yaşamla Rojava’da büyük bir devrim gerçekleşmişti.
Bugün o devrimin sonucu olarak daha önce memleketlerinden çıkarılan binlerce Kürt, Heseke’ye geri dönmeyi bekliyor.
Kürt karşıtı bir aklın kurduğu fitne ve fesat yuvası olan PKK medyası behemehâl lağvedilmelidir!
PKK medyasının tek bir özelliği var: yalan, demagoji ve iftira.
İstiyorlar ki, Kürdistan Bölgesinde huzursuzluk hakim olsun. Onlarda bu huzursuzluktan faydalanıp, kirli amaçlarına ulaşsınlar.
#SONDAKİKA
A. Öcalan:
“Hayatım boyunca bu ilkel Kürt milliyetçileriyle mücadele ettim. Şam’a geldiklerinde de onlara söyledim. Kemal Burkay, İbrahim Güçlü… Bana çok yüklendiler, ancak onlara karşı duruşumdan taviz vermedim. Burkay federasyonu, İbrahim ise bağımsızlığı istiyordu; ben ise bunu şiddetle reddettim.”
Kaynak: Öcalan’ın İmralı görüşme tutanakları, ikinci bölüm.
📌Haseki'de gösteri: Serê Kaniyeliler topraklarına geri dönmek istiyor...
🔴 "Artık göçerliğe son, topraklarımıza dönmemiz daha ne kadar ertelencek" sloganları atan Serê Kaniyeliler Haseki'de bir araya geldi. Dönüşlerin engellenmesinden Şam ve PYD yönetiminin konuyu tali bir mesele gibi görmesini sorumlu tutan halk bir an önce topraklarına dönmek istiyor.
🟢 MÜFİD YÜKSEK: “SEYYİD TAHA’NIN İNGİLİZ İŞBİRLİKÇİSİ OLDUĞU İDDİASI TARİHİ BELGELERLE ÇELİŞİYOR”
👤 Sosyolog ve tarihçi Müfid Yüksek, Birinci Dünya Savaşı döneminde Kürtlerin topluca İngilizlerle işbirliği yaptığı yönündeki iddiaların tarihi belgelerle örtüşmediğini belirterek, Şemdinanlı Seyyid Taha (Taha-yı Sânî) hakkında dikkat çekici bir Osmanlı arşiv belgesini paylaştı.
📌 Yüksek’in aktardığına göre, İngilizlerle işbirliği yaptığı öne sürülen Rewandız Kaymakamı II. Seyyid Taha, 23 Ocak 1920 tarihli telgrafında Sadrazamlığa hitaben Osmanlı Hilafeti ve Saltanatı’na bağlılığını açıkça ifade etti. Telgrafta, ailesinin asırlardır hilafet makamına sadakatle hizmet ettiğini vurgulayan Seyyid Taha, savaş yıllarında gösterdiği fedakârlıklara rağmen hakkında ortaya atılan suçlamalardan büyük üzüntü duyduğunu dile getirerek, kendisine yöneltilen ithamların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
🔖 Belgede ayrıca, Dâhiliye Nezareti’nin 5 Şubat 1920 tarihli şifre yazısıyla Van Vilayeti’nden Seyyid Taha’nın hilafet makamına bağlılığı konusunda bilgi ve değerlendirme talep ettiği de yer alıyor.
SÜRGÜN YILLARI
📌 Müfid Yüksek’in paylaştığı bilgilere göre, Seyyid Taha daha sonra İngilizler tarafından İran’a sürgün edildi ve Rıza Han döneminde rehin tutuldu. 1930 yılında Tahran’da hayatını kaybetti. Oğulları Seyyid Mazhar (Kevkes) ile Seyyid Salih daha sonra Erbil’e geçti; 1961’de Türkiye’ye döndü. 1970’li yıllarda Milli Selamet Partisi’ni destekledikleri ve Necmettin Erbakan ile birlikte siyasi faaliyetlerde bulundukları belirtilirken, 1980 darbesinin ardından yeniden sürgüne gönderildikleri ifade edildi. 1991-1992 yıllarında ise dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın davetiyle İstanbul’a yerleştikleri kaydedildi.
📌 Yüksek, söz konusu arşiv belgeleri ve tarihî süreç ışığında, Seyyid Taha’nın “İngiliz işbirlikçisi” olduğu yönündeki iddiaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu. @mufidyuksel
Tarihte Bugün
5 Temmuz 1991 📆
📌Diyarbakır HEP Partisi il başkanı Vedat Aydın, Diyarbakır'da Jitem tarafından tutuklanıp öldürüldü.
📌Ölümünden 5 gün sonra düzenlenen cenaze töreninde asker ve polisler tarafından 23 kişi öldürüldü.
Hasan Atilla Uğur:"Sorgunun ikinci günü sabahı mülakata başlamadan önce Apo, 'benim söylediklerime, söz verdiğim hususlara inanıyor musunuz?' diye sordu. Ben cevap vermeyince kalktı ve arkasındaki duvara asılı Türk bayrağını öptü." 2011
Abdullah Öcalan: "Yakalandığımda da Türk bayrağına karşı saygımı öperek gösterdim." 3 Nisan 1999
Belgeler 👇👇
Görüntülerdeki o çocuk yaştaki kızların donuk gözlerine, titreyen ellerine ve çökmüş omuzlarına bakın.Kürt halkına "önder"diye yutturulmaya çalışılan bu figür, aslında kendi kişisel iktidarı ve sapkın arzuları için binlerce Kürt kızının hayatını karartan suç şebekesinin mimarıdır
🔴 PKK MEDYASINA SERT TEPKİ: “YALAN VE PROPAGANDA MAKİNESİ, LAĞVEDİLMELİ”
🔫 PKK’ye yakın medya organlarına yönelik tepkiler sertleşiyor. Yapılan açıklamalarda, söz konusu yayın organlarının gazetecilik faaliyeti yürütmediği, sistematik biçimde propaganda, manipülasyon ve dezenformasyon yaptığı öne sürüldü.
🔖 Açıklamada, PKK medyasının kamuoyunu yanıltmaya yönelik “yalan, demagoji ve iftira” temelli yayıncılık yaptığı iddia edilerek, bu yayın organlarının toplumsal barışı ve Kürdistan Bölgesi’nin istikrarını hedef aldığı savunuldu.
📌 Eleştirilerde, PKK’ye yakın medya kuruluşlarının kriz ve kaos ortamını derinleştirmeye çalıştığı, toplumda kutuplaşmayı körüklediği ve gerilimi tırmandıran yayın politikası izlediği ileri sürüldü.
📌 Açıklamanın sonunda, “Gazetecilik kisvesi altında yürütüldüğü iddia edilen propaganda faaliyetlerine son verilmesi ve kamuoyunu yanıltan bu yayın mekanizmasının lağvedilmesi gerekmektedir.” ifadelerine yer verildi.
PKK’nin tetikçi dijital medyası, Alaa Emin hakkında ortaya attığı iddialarla vahşi cinayetin üzerini örtmeye çalışıyor.
Alaa Emin’i işkenceyle katleden çeteler, aylardır Mazlum Abdi tarafından ortaya çıkarılacaktı. Öyle anlaşılıyor ki Mazlum Abdi de bu cinayetin suç ortaklarındandır.
Bu zihniyet, binlerce Kürdü bu alçakça iddialarla infaz etti.
Bu yapı, kendisine muhalif olan herkes için doğrudan hayati bir tehdit oluşturuyor.
📌 Eski bir PKK üyesi, eğitim kampına sığınan bir Kürt kızının yaşadıklarını anlatıyor.
📌 Kardeşini çatışmada kaybeden, 13 yaşlarındaki bir Kürt kızının eğitim için geldiği kampta Öcalan’ın tacizine uğradığı...
📌 Geldiği ilk günden itibaren 4-5 yıl boyunca tacize maruz kalan kızın yaşadıkları, Öcalan’ın “Şehitler için yaşıyoruz.” söylemiyle yüzlerce genç kızın hayatlarının nasıl karartıldığı anlatılıyor.
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi @vahap_coskun’un kaleme aldığı “Xaltîka Sosê’nin komün ile imtihanı” yazısı PKK ve DEM Parti medyasının hoşuna gitmemiş.
https://t.co/Vp8OPt1IV9
İnsan olan, azıcık Kürt kanı taşıyan her Kürdün;
Videodaki 12-16 yaş aralığındaki çocukların gözlerindeki korkuyu ve sindirilmişliği görüp, bu çocukların nasıl böyle taciz ve tecavüzleri ile anılan birisinin ellerine teslim edildiğini sorgulaması gerekir.
Bu kişiye tapanların durumu ise psikiyatrinin konusudur.