MEĞER ROMA’YI YAKAN DA
KILIÇDAROĞLU’YLA, ÖZEL’MİŞ,
EKRAN ZORBALIĞINA, TERÖRÜNE HAYIR (I)
(....)
–gördün ! Cem Küçük ne dedi?
–o değil de Saymaz nasıl da geçirdi Barış’a.
–izlemedin mi? helal olsun adama “Butlan”cıların ağzına etti.
–Yılmaz ‘da bir saydırmış ki Özel��e,
–Ahmet Hakan bile karşı…
konuşmalarının rutinleştiği kolektif bir "Folie à Plusieurs" Paylaşılmış Cinnet Histerisinde, düşünme yetisini de, bu gaspçı ekran diktatörlerine devrettiğinden;
–Eyy Tanrım ! azıcık merhamet et, acı şu kuluna, kabus gibi– her yerde Fatih Altaylı gibi düşünen, Ebru Baki , Fulya Öztürk gibi konuşan, Ece Üner gibi emir yağdıran, Ali Kulat, İbrahim Uslu gibi anket paylaşan tiplemeler; sağa dönüyorsun Fatih Atik, sola dönüyorsun Fatih Altaylı, İsmail Saymaz, Batı’da Cevheri Güven, Ruşen Çakır, Cem Küçük; Doğu’da Can Dündar, Melih Yiğit; köşe başında Özlem Gürses, Hande Fırat, Adem Metan, Cüneyt Özdemir..., …
Neyse ki tersine mühendislik planıyla dışarıya çıkmayıp, ekranları ve sokakları, kafeleri parsellemiş onlarca Kübra ve Barış ve Fuat ve Hacı ve Pınar’la karşılaşmayarak akıl sağlığını korumanın gururunda;
(...)
Rukiye-Gülsen FEROĞLU
18.06.2026
Not :Fotograf Yapay zeka yapımıdır
:
@ahmetsaymadi İnsanda azıcık utanma olur ya...utanma...rezilsiniz hepiniz...koca bir ülkeyi kilitlediniz.bu kadar yalancı vr güvenilmezdi niye halkı manipüle ettiniz? Çünkü olur a kazanırsa cumhurbaşkanı yardımcılığı cepteydi değil mi?
Ahlaksızlık diz boyu...hepiniz Sarayın aparatısınız..ayıp
TikTokçu Siyasetçilerin Devrimci Kimlik Hırsızlığı
CHP’nin Game of Thrones (Taht Oyunları) (II)
yarın da… her devrin kendi dalkavuklarını, cellatlarını yarattığı; faturanın da her zamanki gibi gerçeğin peşine düşenlere, direnenlere ödetildiği bu topraklarda;sahipsiz bırakıldığından yanında saf tutulmadığı kesin; hukuk, demokrasi, eşitlik ve özgürlük hariç; her konuda kimin nerede, hangi taraf ve çizgide pozisyon alacağının öngörülemediği bugünden daha iyi olmayacağı kötümserliğindeki o bilinmez yarında;
idealleri “Bağımsız… gerçekten demokratik bir Türkiye… Halkların Kardeşliği… sömürüsüz bir dünya” şiarlı mücadele yolunda asılan, katledilen, işkencelere uğrayan, duvar yazısı yazar, afiş asarken vurularak öldürülen, hapishanelerde tutsak edilen; özel mülkiyete karşı olduklarından, şahsi menfaat görülecek her türlü makam, mevki ve rantı (ne milletvekilliği, ne belediye başkanlığı, ne ihale, ne başka bir şey) kendilerine, yoldaşlarına ve halka ihanet sayıp hiçbir pazarlığa girişmemiş devrimcilerin, hevallerin ve de Gezi direnişinde hayatını kaybetmişlerin;
o sarsıcı, hüzün yüklü yaşam öykülerini, onurlu duruşlarını, kendilerine ikbal ve itibar sermayesi yapma sevdasındaki siyasilerin ve kişilerin maskesini düşürerek; riyakarlıklarını yüzlerine çarpmak;her şeyden önce hiçbir güce boyun eğmeyen o canlara, ödenen o bedellere karşı bir namus borcudur.
Zira, kapitalizmin kalbi Amerika’da ömrünü; Wall Street milyarderlerine, dev şirketlerin sömürüsüne karşı işçi sınıfının, ezilenlerin yanında durarak geçiren, sistemin rantını elinin tersiyle iten çizgisinden milim sapmayan Bernie Sanders’ın; İngiltere’de Jeremy Corbyn’in, Uruguaylı Jose Mujica, son nefesine kadar direnen Allende ve bugün Macaristan’da yıkılmaz denilen Orban diktatörlüğüne karşı halkını arkasına alarak zafer kazanan Péter Magyargibi onlarca siyasetçinin edindiği saygınlığın öyle kolayca hak edilmediği ortadayken;
Türkiye de kendini Atatürkçü, Kemalist, liberal, sol, sosyal demokrat ve devrimci konumlandıranların; toplumsal mücadele tarihinde eğrisi, doğrusuyla hayatları pahasına yerini almış; onca Harun Karadeniz, Mahir Çayan, Sinan Cemgil’lerin, Uğur Mumcuların, ideoloji ve görüşlerini, mahkemelerdeki savunmalarını, nasıl bir Türkiye istediklerini, …, …, bilme, öğrenme zahmetine katlanmadan, bıraktıkları mirası kendi düşünce ve ideolojik kalıplarına,sevgençliklerine göre yorumlayıp;
“Aşırı solcudur aşk...
Bu yüzden insanların sol yanını hedef alır.
Ve aşk bu kadar solcuyken,
İçinden sağ çıkmak imkansızdır.”
anonim aforizmasını Deniz Gezmiş mahlasıyla yağmalayarak kendilerine konfor alanı yaratan illüzyon endüstrisine…Ve de asırlardır süregiden kirli satranç oyununda, şahı korumak adına mevcut sistemin yardakçısı haline getirilerek piyonlaştırılmış siyasilerin, parti ve örgüt yöneticilerinin, halka hep kaybettiren riyakar tezgahlarınakarşı durmak; esamesi okutulmayan erdem, ahlak ve vicdanın da en büyük haysiyet sınavıdır.
Bugün Türkiye de bırakın Marx, Engels, Lenin ve Troçki’nin kitaplarının kapağını açmak, Maksim Gorki, Yaşar Kemal , Sevgi Soysal’a ait bir romanın, bir makalenin tamamını okumadan Google’dan, yapay zekadan devşirdikleri iki satırlık özetlerle teorisyen kesilen;
solculuğu, devrimciliği havalı bir imaj, paylaşılacak bir story , şov nesnesi gören geçmişin barikat ve kütüphanelerinden damıtılmış devrimci kültürünü, darağaçlarını, zindanları ve o kanlı katliamlarla yok edilen gencecik ömürleri, o yarım kalmış bırakılmış hayatları romantik popüler kültür figürüne indirgeyen dijital ekran kuşağının, "anında tüketim" sığlığıyla harmanladığı, etik ve ahlaktan da bihaber vaziyetteki post-modern TikTok Solcuları ile botokslu, dolgu dudaklı, Estetik Sosyalistlerin;
sadece bir marşın nakaratına eşlik ederek, sol yumruk havada, zafer işareti yaparak, 68’in barikatlarında ilk kurşunu göğüsleyenlerden Vedat Demircioğlu, Taylan Özgür; darağacında asılan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Erdal Eren ve nicelerinin; Kızıldere’de katledilen Cihan Alptekin ve Ömer Ayna’nın mezarlarını ziyaret edip çektikleri selfieleri ve alıntıladıkları sözleri sosyal medyada paylaşmayı ya da bir TOMA’nın üzerine çıkıp tepinmeyi, kendilerini kolayca devrimci yapmaya yettiğini sanma yüzeyselliğini ve yüzsüzlüğünü; Schopenhauer’in 'Karakteri zayıf insanlar, entrikayı zekâ zanneder.' sözü bile anlatmaya yetmez.
Elbette dünya kolektif hafızasına kazınan Martin Luther King, Gandhi, Fidel Castro, Che Guevara ve Pablo Neruda’ların posterlerinin duvarlara asılması, simgelerinin onur nişanesi sayılması ve anma toplantılarında öğretilerinin tartışılması son derece doğal olup, demokrasi ve kurumlarının oturduğu gelişmiş ülkelerde, bu evrensel değerlerin ve tarihsel mirasın, siyasetçiler tarafından çapsızlıklarını gizleyen ucuz manevralarına kalkan olarak kullanıldığı pek görülmemiştir.
Ancak, gelişmemiş ülkelerde tersine bir mantıkla; kurucu kadrolar dahil tarihsel kişiliklerin mücadelelerine duyulan saygıyı manipüle ederek oy devşirmek ya da kendi çapsız liderliklerine sahte birer devrimci prototipi yaratmak gibi aciz, bildiğin kasaba tüccarlığı tavırlar; her zaman revaçta ve geçerli olmuştur.
Vizyonsuzluğun ve pespayeliğin zirve noktası olan bu tüccarlık; Mahirlerin ve Denizlerin emeğin kurtuluşu ve halkın iktidarı adına, emperyalizmin ve faşizmin barikatlarına karşı canlarını ortaya koydukları 6. Filo protestolarını, Zap Suyu'na kurdukları köprüyü, köylünün tütünü için verdikleri o hakiki, militan mücadeleyi; yani eylemin kendisini değil, eylemin görüntüsünü tüketim nesnesine dönüştürecektir.
İşte bu hesapçı kurnazlığın beslediği post-modern 'fast-food' devrimcilik simülasyonuyla; tarihin onurlu kavgasından süzülüp gelen o yalın, kutsal mirası ucuz bir vitrin süsüne, istismara ve gösteriş malzemesine indirgeyen; geçmişin hala hesabı sorulmadığı için kanayan yaralarını bugünün şöhret budalalığına, kişisel menfaatlerine ve kirliliklerine yem eden bu çiğlik ve onursuzluk;
en ufak bir fayda beklemeden, yalnızca ideallerine ve inançlarına dayanarak yaşanası, bağımsız bir Türkiye kurma ülküsünde faşist darbe mahkemelerinde, “Halkımın mutsuzluğuna ve ülkemin sömürülmesine karşı çıkan profesyonel bir devrimciyim” diyen yoldaşların, hevallerin o tavizsiz, yalınayak kavgalarını birer sosyal medya dekoru haline getirirken; kendi içinde derin bir aptallığı da barındıran bu cüretkarlık; kuşkusuz ve düpedüz, devrimci kimlik hırsızlığının da ta kendisidir!
Rukiye-Gülsen FEROĞLU
6.06.2026
NE ALİ’LER GÖRDÜK, OSMAN ÇIKTILAR
CHP’nin Game of Thrones (Taht Oyunları) (I)
Ey okuyucu, ne yazık ki, bu diyarda , fikirlerin, ideolojilerin tartışıldığı medeni ülke ve ortam söz konusu olmadığından…Ve yine ne yazık ki, Ortadoğu’nun biat kültürünün etkisinde, parti, örgüt , dernek veya herhangi bir yapıda “gerçek” dışlanarak; “baba, başkan, lider, reis, Piro, dede, Paşa” sıfatlı egemen kimse onun yandaşı olunduğundan…işte bu yüzden, birkaç bölümlük bu yazıyı sonuna kadar okumadan –ki kitleyi memnun eden, sebep- sonuç bağlantısından kopuk, sloganvari ve kısa yazılar yazmadığımdan okunmayacağını da bilerek söylüyorum– yazının bütünlüğünü algılamadan , linçleme zahmetine kalkışmanın, kimseye faydası yoktur.
Az biraz sakinlik, telaşa mahal yok ! Nihayetinde CHP’de, Mutlak Butlan sonrası yaşanan taht kavgasının tarafgirliğinin, yandaşlığının ne sana , ne de CHP’ye bir şey kazandırmadığını, daha kaç kez tecrübe edeceksin? Bu memlekette asırlardır “Ne Ali’ler gördük, hep Osman çıkmadılar mı?
Leylaklar artık solmaya yüz tutmuşken Ankara’da , hepimiz de biliriz ki “Güneşi kimse balçıkla sıvayamaz. “ Nitekim, o şen şakrak mitinglerin başrol oyuncuları, –Kılıçdaroğlu dönemi dahil erkteki– CHP’li oligarklar; yılardır Erdoğan’dan kopyaladıkları ve pek bir sevdikleri “tek adam” yönetimine, uygulamalarına karşı çıkanları derhal disipline sevk edip , “sarı zarf” pardon beyaz zarf tebliğleriyle ihraç ederek; kendilerine biat etmiş il, ilçe yönetimleri ve üyelerle CHP’ni dikensiz gül bahçesine dönüştürürken, %60 oy oranını cepte saydıkları Ülkeyi kurtarmak için bütün gün heder olduklarından, akşamüstleri Fado’da iki tek atıp gevşeyerek, yorgunluklarını atarlarken;
her dönemde yapılmış delege pazarlıklarıyla, bir saat içinde koltuğun el değiştirmesinin dayanılmaz hafifliğinin kahrını çeken eks, sabık yönetim ile“Erdoğan’ı yıkalım, sonrasına bakarız” muğlaklığında, Millet İttifakıyla aldığı %48 oyluk mirasını bol keseden harcayan, hayırsız evladına kızgın, kenarda bekleyen baba Kılıçdaroğlu’nun, AKP yargısının “Mutlak Butlan” kararıyla bir anda yeniden “en” olması yüzünden, şenlik dağılınca; CHP’de alttan alta devam eden Game of Thrones (Taht Oyunları) su yüzüne çıkmasın mı?
Dersimli Kemal, Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybedince, yıllarca partiyi birlikte yönettiği kadrosu Ekrem, Özel , Günaydın, Akdoğan, Bulut, …, …, ve parti meclisi bir gecede nasıl değişimci, yenilikçi oluverdiyse, Mutlak Butlan sonrası, aynı kadro yağmurlu bir günde, CHP Genel Merkezinde başkanlık makamında, kameralar önünde mızmız çocuk gibi; mutlak butlan kararını yırtan;
Ankara 42. Asliye Hukuk "mutlak butlan"ı reddettiğinde "demek ki bu ülkede az da olsa, kırıntısı da kalsa hâlâ hukuk var…." diyen;Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi “mutlak butlan” kararı verince de “yargı darbesi” feryadını ederek, kararların kendi aleyh ya da lehteliğine göre AKP yargısına pozisyon biçen, ancak reddettiği karardaki hukuki durumunu kabullenip apar, topar CHP Grup Başkanvekili seçilmeyi ihmal etmeyen ikircikli tavrı da çoktan “okey”lenen;
barikat kurma, kapıyı kilitleme, polise kapı kırdırtma gibi devrimci yöntemlerle "direniş" sergileme mizanseninden çıkardığı mağduriyetle şahlanmış, aramıza da hoş, safa gelmiş; devrimci yoldaşımız Özgür Özel’in güncellediği; ideoloji ve amacı;
“Yoldaşlar , politika, strateji , artı değer, emek sermaye çelişkisi falan, hepsi hikaye ; yeter ki CHP’yi Dersimli Kemal’den kurtaralım. Görün bakın nasıl hoooop diye nasıl iktidardayız” söyleminden ibaret devrimci inançta –“hak, hukuk, adalet” le yollara düşen– babasıgibi aynı kilometre kadar olmasa da, yağmur altında iktidara yürüyüşünü Meclis’te tamamlamasını seyrederken “lider budur işte”yle gururlanan ortalama zekayı bile, dibe çeken bir görüntü yansımasın mı, ekranlara?
Fe Sübhanallah ! O da nedir öyle; faşistlerin kurt, devrimcilerin zafer işaretinin gölgesinde, TOMA kapısında sol yumruğunu havaya kaldırmış, gömleğinin ıslaklığında kararlılığının simgesi görülecek, Türkiye yüzyılı devrimci liderlerinden yoldaş, hevalımız Özel’in arkasında sıralanan; devrimcilere karşı “ya sev, ya terk et” sloganlı faşist, ırkçı ideolojisini savunarak “ülkeyi komünistlere teslim etmemek için” pusu kurmuş, hayatından etmiş çatışmaların tarafı, servetini de bu kirli ve vahşi ve otokratik müesses nizam sayesinde, mafyatik yöntemlerle elde etmişlerin, darağaçlarında hayatını kaybeden, işkencelerden geçirilen devrimcilere ait;
Gün doğdu hep uyandık
Siperlere dayandık
Yurdumuza faşist dolmuş ,
Vurun kardaşlar vurun”
marşını avazları çıktığı kadar söyledikleri koroda bulunmayan Mansur Yavaş’ın da, aralarına katılacağı günü iple çeken kitlenin coşkusuyla, hidayete ererek devrimci mücadeleye baş koyan ülkücülükten, sağcılıktan devşirme bu yeni Türkiye yüzyılı devrimcilerinin; Dersimli Kemal’i CHP’den tekmeleyerek atma ülküsüyle ovada yaptıkları siyaset sonuç vermezse… maazallah, haklarını aramak için dağda silahı mücadele dönemine geçiş ihtimallerini de göz ardı etmemek lazımdır, değil?
Bu devrim için öznel ve nesnel şartların oluştuğu durumda öncülük de –nedense, yüzde yüz Saray Darbesi Can Atalay’ın tutukluluğunun devamına karşı böylesi büyük çapta bir eylem örgütlememiş olmalarına ya da yapılan eylemlerde CHP’den destek görmemelerine rağmen – an itibariyle, ittifak yoluyla birkaç milletvekili koparmak adına destek verip, faşist ve ırkçı niteledikleriyle kol kola “Hain Kemal” sloganlarıyla yürüyen sol tandanslı DEM, HK, EHP , EMEP , SOL Parti ve TİP’e düşer.
Yoldaşlar, hevaller; bu koreografinin tek eksiği – PR uzmanı Burhanettin Bey’in aklına gelmediğinden olsa gerek– Che Guevara şapkası ve Deniz Gezmiş’in yeşil parkasıydı. Halbuki, bu eksiklik de tamamlanmış olsaydı “Faşizme karşı omuz omuza”yı ülküdaşı devrimcilerle sırtlamış , TOMA’da çekilmiş ve anında afiş yapılmış fotoğrafıyla, daha daha etkileyici bir kahramana dönüşecek yoldaşımız Özel’in meğer devrimci karakteri ve proletarya diktatörlüğüne tutkunluğu; küçük burjuva kaypaklığı olarak gördürdüğünden; sosyal demokrat ilkeleri elinin tersiyle itmiş, parti içi demokrasiye geçit vermemiş. Ancak, politik bilinci PR hamleleriyle uyuşturulmuş o piyon üyeler, bu teorik ihaneti fark edecek vizyondan çok uzaklarmış.
Sonuçta CHP kurucusu Mustafa Kemal’in vasiyetinin de yerine getirileceği “muasır medeniyete” ulaşılması için , 1789 Fransız İhtilali’nin fitilini ateşleyecek Bastille Hapishanesi'ne doğru yürüyen, Paris halkının “Liberté, égalité, fraternité; Özgürlük, eşitlik, kardeşlik” sloganları duyulmadığından aydınlanma sürecini atlamış memlekette, önderliğini yoldaş Özel’in yaptığı böylesi ulvi bir isyan hareketinin elzemliğine , kim hayır diyebilir ki.
Ama, işte hak, hukuk ve adaletin, gelir ve fırsat eşitsizliğinin, nepotizmin, ötekileştirilmenin nedenlerinden biri olan Cumhurbaşkanlığı rejimine; korkunçluğunu düşünsenize, ancak ortaçağda vuku bulacak…21 yaşında bir genç kızın Gülistan’ın, devletin valisi başkanlığında bütün bir şehrin elbirliğinde yok edilmesine; bir çocuğun devletin polisinin silahını kullanarak baskın yaptığı okulunda 10 arkadaşını öldürmesine; her tarafı sarmış kara para, uyuşturucu ticareti, pedofili, fuhuş karşısında “temiz toplum, temiz siyaset” için KILINI KIPIRDATMAMIŞ pek bir vicdanlı ve adaletli sağcı, solcu kalabalık, bunca olay için değil de, şimdi yaşamlarına katkısı sıfır “Mutlak Butlan” yüzünden cinnet geçirmektedir.
Bu cinnet geçiren pek bir pürü pak kalabalık; gücünün yeteceğini bildiğinden, daha dün Cumhurbaşkanımız olsun diye ardına düştükleri, neyi çağrıştırdığını bildiklerinden o gün kullanmaktan imtina ettikleri, “Dersim”i isminin başına getirerek, karşılarında Evren, Şahinkaya, Pinochet, Franco gibi bir siyasi figür ve de yaşça büyük biri değil de çocukları varmışçasına ve kişinin hayatına, kararlarına, hatasına müdahale hakları yasal olarak tanınmışçasına sınırlarını aşıp ayar verdikleri “Hain Kemal’”e “ Sarayın Adamı, o olmasaydı…” yaftasını vurmaktan çekinmeyerek, bir nevi hedef şaşırtmayla “Saraya” nefes aldırma operasyonunun ayağını tamamlayacaklardır.
Bir süre daha devam edeceği belli bu taht kavgasından geriye kalan enkazın dumanında boğulmak; her zamanki gibi bu ceberut düzenin altında ezilerek yoksulluğa, haksızlıklara, geleceksizliğe mahkûm edilmiş; her seçim dönemi omuzlarına basılarak yükselinen ama sandıklar kapanınca yüzlerine kapılar kapatılan fabrikada, tarlada, madende, sokaklarda siyaseten sahipsiz, kimsesiz bırakılan halkın payına düşecektir.
Bir deja vu gibi.. Ahmet Kaya nasıl “Kürtçe şarkı yapacağım “ der demez çatallar, bıçaklarla linçlenip sokağa çıkmaz hale getirilip, ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldıktan ve iş işten geçtikten sonra eyleme katılanların özrü bir işe yaramadıysa, yarın da…
Rukiye -Gülsen FEROĞLU
30.05.2026
BÜTÜN ŞEYTANLAR BURADA…
Ta 1600'lu yıllarda "Cehennem boş, bütün şeytanlar burada" demiş ya William Shakespeare, yıl 2025, güya dünya medenileşmiş , 12 dakikada uzaya seyahat ediliyor.
Peki ya insani değerler, iyilik, barış, merhamet…
https://t.co/6cRkK4WiD8