Jay Cinco explains why he only spends 1 day out of the month with his daughter , says that ever since Twitch lowered his income to only $40,000 per month that he's had to stream twice the hours a day 😬
Fanum explains why he doesn't like this new era in streaming where new streamers are expecting to get paid for their work , says that when he started out he was only making $20,000 a month 😢
Kai Cenat shows off his $400,000 movie theater room, says even though he's never actually watched a movie in it that it's still cheaper than paying for movie subscriptions anyways 😮
Kıymetli dostlar, herkese merhaba. İlk kitabım “Beyazın Körlüğü” @Landokitap etiketiyle sizlerle buluştu. 15 öyküden oluşan bu kitabı, edebiyat yolculuğumun ilk adımı olarak siz değerli okurlara emanet ediyorum. Kitap temini için bağlantıdaki linkten sipariş verebilirsiniz.
@engundem Voleybolda ülkemiz birinci oldu inşallah basketbolda da aynı performansı göreceğiz ben yürekten inanıyorum ve oyuncularımızı şimdiden tebrik ediyorum yolu bahtlaro açık olsun
Yerel basının coşkulu manşetlerini, polyannacılığın daimi müdavimlerinin alkışlarını, kemik kadronun mekanik teşekkürlerini, organizasyonların standart konu mankenli toplu fotoğraflarını ve birbirine övgüler dizmek için her türlü hava koşulunu fırsat bilenlerin konuşmalarını bir kenara bırakalım müsaadenizle...
Müsaade elbette muhakame ile işin özüne de bakma cesareti ve aklı gösteren de!
Bir sorunu ne kadar çok alkışlarsanız, onu çözme ihtimaliniz de o kadar azalır dersem anlar herkes bence.
Gaziantep Ticaret Odasının düzenlediği toplantının uzun zamandır yapılan en önemli toplantılardan biri olduğunu "düşünüyorum..." öyleyse varım ben de!
Sanayicinin, ihracatçının, bankacının, belediyenin ve kamunun aynı masada buluşması önemli elbette.
Ancak burada "küçük" bir ayrıntı var; kafa yoralım artık samimiyetle!
Biz, memleket olarak bir süredir toplantıları sonuçla, sözleri icraatla, iyi niyeti de başarıyla karıştırıyoruz.
Bazen memleketin kaderini bir küçücük kelime belirliyor; umutları ezercesine!
"Eğer"
Eğer sözler tutulursa...
Eğer krediler açılırsa...
Eğer yapılandırmalar yapılırsa...
Eğer üretim devam ederse...
Eğer fabrikalar ayakta kalırsa...
Eğer istihdam korunursa...
Lakin gerçek hayat, kürsülerdeki gibi okşamıyor gururunu, ruhunu!
Güm diye çarpıyor makamlı makamsız, arkalı arkasız ayırtetmeksizin tüm insanları...
Dahası ve en önemlisi konuşulmayan başka bir gerçeğin varlığı!
Hastaya ilacı öldükten sonra vermenin anlamı yok diyen Tuncay bey'in işletmelerin neden hasta olduğuna yönelik ne tür araştırmaları ya da geribildirimleri oldu, oldu mu, oldu ise hastalığın teşhis ve tedavisine dair ne tür çalışmalar yapıldı?
Yapıldı mı?
Bu tablonun sorumlusunun yalnızca bankalar olduğunu düşünenler var ise, aynı kafa ile ne ticarete girsinler ne siyasete ne de uzmanım diye konferans konferans gezip israf etsinler milletin zamanını!
Bankalar masum kelimesi ile yan yana gelmek için pek sabıkalı lakin ekonomi yönetimi de sütten çıkmış ak kaşık gibi ortalarda dolaşmamalı.
Odalar da sorumlu şirketler de, yöneticiler ve patronlar da başrol oyuncusu...
Yıllardır aynı film vizyonda, dönüyor hep aynı senaryo!
Peki neden finansal disiplin, risk yönetimi, insan kaynakları, verimlilik, liyakat erteleniyor da kurumsallaşmıyor şirketler, soran yok mu?
Sonra yine gün geliyor ve izliyoruz bankaların kapısını aşındıran kalabalıkların enflasyonunu!
Tam da aklımda Gaziantep'in çok güzel bir sözü yankılanıyor ve aklıma geliyor, "Başta dövüşek, sonra anlaşak." diyerek hakikati bilen eskilerin ustalığı...demekki zamanında varmış önce dürüstçe konuşup iğneyi kendine çuvaldızı dengine saplayanların cesur bir duruşu!
Şimdi ise tam tersi söz konusu...
Herkes herkesle samimi ama kimse kimseye ne acı ne de acık söylüyor; çay içip kahve ikram edip havadaki neme bile suç buluyor "haksız" haklı...
Herkes memnun herkes şikayetçi herkes mağdur, peki nerede bu işin faili?
Elbette kabul edilemez telefonlara çıkmayan banka yöneticisi!
Ancak bir şehrin ekonomisi, tek bir kişinin telefonuna cevap verip vermemesinden ibaret de değildir ki!
Eğer öyle olsaydı, mesele zaten çok kolay çözülürdü...öyle değil mi!?
Esas mesele Gaziantep, ürettiği değer kadar finansmana ulaşabiliyor mu?
Bankalar, topladıkları kaynakları aynı cömertlikle üretime aktarabiliyor mu?
Şirketler, kredi dışında başka bir gelecek planı kurabiliyor mu?
Odalar, yalnızca sorunları mı anlatıyor yoksa çözümün takibini de yapacak kadrolar kurabiliyor mu?
Ve en önemlisi...
Bu şehir, hakikate kulak veriyor mu?
Velhasıl Gaziantep iş dünyası finansmana erişim sorununun artık münferit birkaç şirketin şikâyeti olmaktan çıkıp sistematik bir üretim ve sürdürülebilirlik problemine dönüştüğünü en üst seviyede ilan etmiştir ve evet bu önemli adımı tebrik ederim!
Yazının devamı için 👇
https://t.co/0vsVJrEO3v