Gazi University Industrial Technology Teacher Graduate/Teknoloji ve Tasarim ögr.IMKB Ekinyolu Ortaokulu.KAMU-iş (Birlesik Konf).ve
EĞİTİM İŞ-BİNGÖL il Başkani
Genel Örgütlenme Sekreterimiz Sadık Doğrul, Bağlı Sendikalarımızın Genel Başkan ve MYK üyeleri, Eğitim-İş Sendikamız tarafından Milli Eğitim Bakanlığı önünde düzenlenen "Eğitimi Kuşatan Şiddete Karşı Alanlardayız" basın açıklamasına katıldı.
Cumhuriyetimizin büyük devrimcisi, Köy Enstitüleri’nin kuramcısı ve kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’u ölümünün 66. yılında sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz.
Tonguç’un bozkıra ektiği aydınlanma tohumları, bugün laik ve bilimsel eğitim mücadelemizde yeşermeye devam ediyor.
#ismailhakkıtonguç #köyenstitüleri
Emekle, alın teriyle, sevgiyle evlatlarını büyüten; onlara yalnızca yaşamı değil, yaşamın değerlerini de öğreten tüm babaların Babalar Günü’nü kutluyoruz.
Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, aydınlık yarınlara omuz veren eğitim emekçisi babalarımıza minnetle.
#babalargünü
12 Haziran, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 2002 yılında “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir.Bugün dünya genelinde milyonlarca çocuk; tehlikeli, yaşlarına uygun olmayan ve insanlık dışı koşullarda çalıştırılarak sömürülmektedir.
Küresel ölçekte işleyen sömürü çarkları; sermaye birikimini büyütmek ve kâr hırsını doyurmak için çocukları hedef almaktadır. ILO ve UNICEF verilerine göre dünya genelinde 138 milyonu aşkın çocuk işçi bulunmaktadır. Her yıl ortalama 15 milyon çocuk tıbbi müdahale gerektirecek kadar ağır yaralanmaktadır.
Türkiye’de ise durum farklı değildir. 2025 yılı boyunca en az 94 çocuk, iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 41. Maddesi “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler alır” derken; 50. Maddesi ise “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz” hükmüyle çocukların her türlü istismardan korunmasını anayasal güvence altına almaktadır.
Ancak AKP iktidarı, gerici ve piyasacı politikalarıyla bu anayasal hükümleri açıkça çiğnemektedir. Bir yanda tarikat ve cemaatlerle imzalanan sayısız protokolle çocuklarımızın zihni karanlığa hapsedilirken, diğer yanda ise sermaye ile kurulan çıkar ilişkileriyle çocuklarımız ucuz iş gücü olarak kullanılmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı, asli görevi olan kamusal eğitim yerine, eğitim politikalarını sermayenin talepleri doğrultusunda şekillendirmekte, çocuk işçiliğinin yasal kılıflarını hazırlamakta ve zorunlu eğitim süresini dahi tartışmaya açmaktadır.
Laik, bilimsel, nitelikli, kamusal ve parasız eğitimin tasfiye edilmesi, yoksul halk çocuklarını eğitim sistemi dışına iterek sömürü çarklarına mahkûm etmektedir. Eğitim hakkını gasp eden bu uygulamalar yoksulluğu derinleştirmekte, eşitsizliği büyütmekte ve işçi sınıfının çocuklarını nesilden nesile işçileşmeye kurban etmektedir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/f4mJG7MgTE
Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Irmak öğretmenimizin Ağrı’nın Hamur ilçesinde bulunan Soğanlıtepe’de görev yaptığı okul ve Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde açıklamalarda bulundu.
@yeliznaz1978
Hayatının ve mesleğinin baharında, 24 yaşında hayattan koparılan öğretmenimiz Irmak Koparan’ı anmak ve son yolculuğuna uğurlamak için İzmir ve Ağrı’daydık.
Genel Başkanımız Kadem Özbay, İzmir 1 No’lu Şube Başkanımız Özgür Şen, İzmir 2 No’lu Şube Başkanımız Yılmaz Dalgalı, İzmir 3 No’lu Şube Başkanımız Barış Düdü, İzmir 4 No’lu Şube Başkanımız Elbey Kale, İzmir 5 No’lu Şube Başkanımız Yusuf Kaya, İzmir 6 No’lu Şube Başkanımız Rıza Gürbüz, İzmir 7 No’lu Şube Başkanımız Mustafa Gök, Aydın Şube Başkanımız Şaban Özdemir, Denizli Şube Başkanımız İlker Zengin, yöneticilerimiz ve üyelerimiz, Irmak öğretmenimizin İzmir Torbalı’daki cenaze törenine katıldı.
Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreterimiz Yeliz Toy, Ağrı Şube Başkanı Hüseyin Akboğa, Erzurum Şube Başkanımız İbrahim Sami, yöneticilerimiz ve üyelerimiz ise Irmak Koparan’ın görev yaptığı okul ve Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde açıklamalarda bulundu.
Irmak öğretmenimizi ölüme sürükleyen; çığlıklarına kulak tıkayan yerel idareciler ile bu liyakatsiz düzeni inşa eden, mobbingi ve baskıyı kural haline getirerek kurbanları sindiren, failleri ise cesaretlendiren zihniyettir.
Eğitim-İş olarak Irmak öğretmenimizi saygı, sevgi ve özlemle anıyor; ailesine, yakınlarına ve eğitim camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Sürecin tüm yönleriyle aydınlatılması, makamını gencecik öğretmenlerin üzerinde bir güç aracı olarak kullananların adalet önünde hesap vermesi için adli ve idari sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı bir kez daha kamuoyuna duyuruyoruz.
Devamını okumak ve fotoğrafları görmek için tıklayınız:
https://t.co/iGvUe3MK2K
Ağrı’nın Hamur ilçesindeki Soğanlıtepe İlkokulu’nda görev yapan 24 yaşındaki gencecik meslektaşımız Irmak Koparan’ın ölüm haberi, tüm eğitim camiasını derinden sarsmıştır.
Gencecik bir öğretmenin hayattan kopuşu; sistematik mobbingin, fiziksel boyutlara ulaşan şiddetin, öğretmenin yıllardır içine itildiği derin psikolojik ve ekonomik bunalımın bir sonucudur. Bu acı kayıp, öğretmeni değersizleştiren ve yalnızlığa mahkûm eden politikaların bir eseri olarak tarihteki yerini alacaktır.
Bugün eğitim emekçileri; giderek ağırlaşan geçim derdiyle ekonomik, okulları sarmalayan şiddet ve can güvenliğini tehdit eden saldırılarla fiziksel, liyakatsiz yönetici kadrolarının baskı ve mobbing uygulamalarıyla da psikolojik şiddet görmekte, her türlü şiddetin kıskacında meslek onurunu korumaya çalışmaktadır.
Eğitim-İş olarak soruyoruz:
Öğretmenleri yoksulluğa, güvencesizliğe ve ölüme mahkûm eden bu düzenin değişmesi için daha kaç meslektaşımızın hayattan kopması gerekiyor?
24 yaşında hayattan koparılan öğretmenimiz Irmak Koparan’a rahmet; ailesine, sevenlerine ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.
Henüz ömrünün ve mesleğinin baharında olan Irmak öğretmenimizi ölüme sürükleyen sürecin tüm yönleriyle aydınlatılması, makamını gencecik öğretmenlerin üzerinde bir güç aracı olarak kullananların adalet önünde hesap vermesi için adli ve idari sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.
NEFES IRMAK ÖĞRETMENİN DİLEKÇELERİNE ULAŞTI
Bir eğitim emekçisi daha yalnız bırakıldı.
Öğretmenleri korumayan, liyakati değil itaati ödüllendiren, mobbingi görmezden gelen bir düzenin sonucu 24 yaşındaki bir öğretmeni hayattan kopardı.
Yetmedi, hayat tarzı nedeniyle mobbinga maruz kaldı. Okul müdürü tarafından şiddete ve hakarete maruz kaldı. Ancak ilçe milli eğitim, okul müdürünü değil, Koparan’ın görev yerini değiştirdi.
Irmak öğretmen yetkili makamlara defalarca sorunlarını bildirdi. Her gün 100 km yol yaptığını belirterek, “Taksi giderleri maaşımı aşacak düzeyde” dedi.
ve öğretmeni ölüme sürükleyen düzen sorgulanmalı, ölümünün arkasındaki gerçek ortaya çıkarılmalı…
Irmak Koparan’ın şüpheli ölümünün peşini bırakmayan
@HseyinAkbo96922 “bir öğretmenin 60 bin TL yol masrafıyla bu yükün altından kalkması mümkün değildir” diyor…
#Irmaköğretmeniçinadalet
#IRMAKÖĞRETMENİÇİNADALET
@egitimis@egitimsen
Bugün okulları ve eğitim sistemini kuşatan yapısal sorunlar; öğrencilerin, öğretmenlerin ve tüm eğitim emekçilerinin sağlıklı, güvenli ve nitelikli bir eğitim ortamına erişimini ciddi biçimde engellemektedir. Unutulmamalıdır ki, güvenli ve sağlıklı eğitim ortamı tüm öğrenci ve eğitim emekçilerinin en temel kamusal hakkıdır.
Eğitim kurumlarının sağlıklı bir yapıya kavuşturulması, yalnızca fiziksel koşulların iyileştirilmesiyle sınırlı değildir. “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim”; sağlık hizmetleriyle, psikososyal destek mekanizmalarıyla ve eğitim sistemine entegre edilmiş sosyal hizmet ağıyla birlikte örülmesi gereken, devletin en temel kamusal sorumluluğudur.
Tüm öğrenci ve eğitim emekçilerinin hakkı olan güvenli ve sağlıklı eğitim ortamına erişebilmesi için acil taleplerimiz:
· Okullarda revir ve sağlık görevlisi bulunmalıdır.
· Okul girişlerinde kadrolu güvenlik görevlisi görevlendirilmeli, girişlerde denetim sağlanmalıdır.
· Okullarda yeterli sayıda kadrolu temizlik personeli görevlendirilmelidir.
· Her öğrenci için ücretsiz, sağlıklı okul yemeği ve temiz içme suyu sağlanmalıdır.
· Her okula rehber öğretmen atanmalı, öğrenci sayısına göre rehber öğretmen sayısı artırılmalıdır. Rehber öğretmenlerin raporları dikkate alınmalıdır.
· Ülkemizdeki sosyal hizmetler sistemi geliştirilmeli ve okullarla sosyal hizmetler arasında ilişki kurulmalıdır.
· CİMER üzerinden öğretmenler üzerinde kurulan baskıya son verilmelidir.
· Kalabalık sınıflar azaltılmalı, yeni okul binaları ve derslikler yapılmalıdır.
· Sanat ve spor dersleri güçlendirilmeli, okul takımları ve sanat kulüpleri yaygınlaştırılmalıdır.
· Tüm okullar TSE güvenlik ve fiziki koşul standartlarına uygun hale getirilmelidir.
Eğitim-İş olarak; eğitim hakkının kamusal, eşit ve güvenli koşullarda sağlanması için tüm üyelerimizi, eğitim emekçilerini ve velileri bu haklı mücadeleyi büyütmeye çağırıyor; “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” için başlattığımız imza kampanyasına destek olmaya davet ediyoruz.
İmza Kampanyamıza Katılmak İçin Tıklayınız:
https://t.co/4nSVZN7gBl
Okul ve kurum yöneticilerimiz, asli görevlerinin yanı sıra yoğun bir şekilde *muhakkiklik* göreviyle yükümlendirilmektedir. Görevle ilgili yasal ve idari düzenleme talebimiz için MEB'e başvuruda bulunduk.
Taleplerimiz nettir:
• Muhakkiklik görevi inceleme aşamasıyla sınırlı tutulmalı, soruşturma süreçleri Eğitim Müfettişlerine devredilmelidir.
• Her muhakkiklik dosyası için *10 saat ek ders ücreti* ödenmelidir.
• Görev, yöneticilerin rızasına bağlı olmalı; gerekli eğitim ve harcırah desteği sağlanmalıdır.
Eğitim yöneticilerimizin üzerindeki idari yükün azaltılması, disiplin süreçlerinin kalitesinin artırılması ve çalışma barışının korunması için taleplerimizin takipçisi olacağız.
Başvuruyu görmek için tıklayınız:
https://t.co/2cknEfqFxv
İş insanı Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında anlattığı, kadınları ve Kürt kimliğini aşağılayan sözde “fıkra”, toplum vicdanında haklı bir öfke yaratmıştır. Kadınların onurunu, kimliğini ve yurttaşlık hakkını hedef alan bu tür ifadeler kabul edilemezdir. Mizah adı altında nefretin, ayrımcılığın ve cinsiyetçiliğin normalleştirilmesine asla izin verilemez.
Ancak altını özellikle çizmek gerek, bu tepki, ikiyüzlü bir siyasal dilin parçası haline de getirilemez. Bugün kadınların yaşam hakkını koruyamayan, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkan, nafaka hakkını tartışmaya açan, kadın cinayetleri karşısında etkili ve caydırıcı politikalar üretmeyen, kız çocuklarını tarikat ve cemaatlerin insafına terk eden bir iktidarın “hassasiyet” söylemi samimi değildir. Kadını aile içine hapseden, emeğini güvencesizleştiren, bedenine ve yaşamına müdahaleyi meşrulaştıran politikaların mimarı olan AKP, bugün kimden gelirse gelsin söze itiraz ederken kendi sicilini de görmek zorundadır.
Eğitim-İş olarak tutumumuz nettir. Kadını hedef alan, yurttaşları kimlikleri üzerinden aşağılayan her sözün ve her politikanın karşısındayız. Ne sermaye gücü ne siyasal iktidar, bu ilkesel duruşumuzu değiştiremez. Kadınların eşit, özgür ve güvenceli bir yaşam sürmediği; tüm yurttaşların eşit kabul edilmediği bir toplumda demokrasi de, adalet de olmaz.
DERİN YOKSULLAŞTIRMAYI ARTIK TÜİK BİLE SAKLAYAMIYOR!
Yanlış ekonomi politikalarında ısrar sonucu ülkenin içine itildiği ekonomik kriz günden güne derinleşiyor. Bu acı tabloyu güzelleme görevini üstlenen TÜİK ise her açıklamasıyla daha da aciz duruma düşmektedir.
Kamuoyunda adeta "Tayyip Erdoğan’ı Üzmeyen İstatistik Kurumu" gibi çalışan TÜİK’in mayıs ayı enflasyonunu aylık yüzde 1,71, yıllık ise yüzde 32,61 olarak açıklaması dikkat çekmiştir. Bu oran çarşıdaki, pazardaki günlük fiyat artışlarıyla, yani hayatın gerçekleriyle tamamen alakasızdır! Ancak buna rağmen TÜİK, 2026 yılında enflasyonun üçüncü kez arttığını itiraf etmek zorunda kalmıştır. Yani sökük o kadar büyüktür ki, artık yama tutmamaktadır!
Sokağın enflasyonu kor, TÜİK’in enflasyonu ise dekordur.
TÜİK’in açıkladığı bu ısmarlama oranlar, bağımsız kuruluşların verileriyle yine taban tabana zıtt��r. Aynı dönemde TÜİK yıllık TÜFE’yi %32,61 olarak açıklarken; İstanbul Ticaret Odası (İTO) %36,77, ENAG ise %53,13 seviyesini işaret etmektedir.
Üstelik AR-GE birimimiz Kamu-Ar’ın son verileri gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır:
Açlık sınırı 37.655 TL’ye, Yoksulluk sınırı ise 113.845 TL’ye yükselmiştir!
Açıklamanın devamı için: https://t.co/IDTsbB0WWs
Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen torba yasadan Atatürk ilke ve devrimleri ifadesinin çıkarılması; hukuki bir “muğlaklık” tartışması değil, doğrudan Cumhuriyetle hesaplaşma girişimidir.
Bu girişimin, Hüda-Par’ın itirazları ve Nurcu çevrelerin yayın organı Yeni Asya’nın “Geri çekin” manşetiyle eşzamanlı biçimde gerçekleşmesi ise tesadüf değil.
Cumhuriyetin kurucu felsefesini hedefe koymak, özgürlük değil; açık bir karşı-devrimci hesaplaşmadır.
Hüda-Par’ın “ifade özgürlüğü” gerekçesiyle yaptığı açıklama, gerçekte Cumhuriyetle olan ideolojik husumetin açık bir itirafıdır.
AKP’nin “muğlaklık” bahanesiyle düzenlemeyi geri çekmesi ise, meselenin hukuki değil tamamen siyasi olduğunu göstermektedir. Muğlak olan Atatürk ilke ve devrimleri değil, iktidarın kendi yönelimleridir. Net olan şudur: Tarikatların, cemaatlerin ve gerici odakların rahatsız olduğu her yerde Cumhuriyet vardır. Ve bu çevreler, Cumhuriyetin adının dahi yasal metinlerde yer almasından açıkça rahatsızdır.
Bu ülkenin basını, “özgürlük” kisvesi altında Cumhuriyet düşmanlığını meşrulaştırma alanı değildir. Devletin bağımsızlığına, ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine açıkça karşı duran bir yayın çizgisi, demokratik çoğulculuk değil, anayasal düzene meydan okumadır.
Atatürk ilke ve devrimleri bu ülkenin pazarlık konusu değildir. Cumhuriyet, tarikatların onayına sunulamaz.
Laiklik, “geri çekin” manşetleriyle tasfiye edilemez.
#atatürk #cumhuriyet #Türkiye #laiklik
ANA MUHALEFETE BUTLAN, DEMOKRASİYE DARBEDİR; KABUL EDİLEMEZ!
Türkiye demokrasisi karanlık bir eşikten geçmektedir.
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi tarafından verilen 'tedbirli mutlak butlan’ kararı, açıkça hukukun siyasete alet edilmesidir. Bu karar, mevcut parti yönetimini anti-demokratik yollarla uzaklaştırma ve ana muhalefeti yargı eliyle dizayn etme operasyonudur.
Mahkemenin bu kararının; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “seçim startı” olarak yorumlanan konuşmasının hemen ardından gelmesi, zamanlama açısından tesadüf olamayacak kadar dikkat çekicidir.
Büyük resme baktığımızda; CHP’li belediyelere atanan kayyumlar, şantaj iddialarıyla gündeme gelen siyasi ‘transferler’, güçlü cumhurbaşkanı adaylarına yönelik yargı kıskacı ve diploma iptalleriyle örülen bu süreç, Türkiye’yi adım adım bir "seçimsizleştirme" girdabına sürüklemektedir. CHP’ye yönelik butlan kararı, bu tehlikeli süreci daha da hızlandırmıştır.
Her zaman adaletten ve Cumhuriyetimizin asırlık demokrasi kültüründen yana olan Kamu-İş olarak altını çiziyoruz: Son seçimlerden birinci parti olarak çıkmış ana muhalefet partisinin yargı eliyle hizaya getirilmeye çalışılması asla kabul edilemez. Bu karar; hem köklü demokrasi kültürümüze hem de halkın seçme ve seçilme hakkına indirilmiş ağır bir darbedir.
Bu butlan kararı, bu ülkenin asil vatandaşlarına; "Senin oyunun da tercihlerinin de bir önemi yok; sen iktidarı bırak, muhalefeti bile değiştiremezsin" demektir. Bu hamle, "milli iradeyi" dillerinden düşürmeyenlerin, kendi elleriyle milli iradeyi yok saymasıdır.
Sandıkta bulunamayan ‘irade’, mahkeme salonlarında aranmaz!
Demokrasiye ve Anayasa’ya aykırı bu kararı şiddetle kınıyor; bağımsız ve tarafsız bir yargının tesis edilmesinin ülkenin her bir ferdi için nefes kadar acil bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha yüksek sesle vurguluyoruz.
Kamu-İş Konfederasyonu Merkez Yönetim Kurulu
Bugün kamuda aktif 17 memur konfederasyonu arasında, "Atatürk ve Cumhuriyet'in Temel Değerleri Mücadelesine", tüzüğünde yer veren tek bir Konfederasyon var…
Emek, Cumhuriyet ve Tam Bağımsız Türkiye için kararlılıkla mücadele eden...
Sinmeyen, geri çekilmeyen, vazgeçmeyen...
Bağımsızlık meşalesinin yakıldığı o ilk günün kararlılığıyla; 19 Mayıs, Atatürk'ü anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
Kamu-İş Konfederasyonu
Tekirdağ Çorlu’da görevleri başında şehit olan polis memurlarımız Erkan Tütüncüler ve Emrah Koç’un acı haberini derin bir üzüntüyle öğrendik.
Şehitlerimizin kederli ailesine ve ulusumuza başsağlığı diliyoruz.
#Çorlu#Şehit
SOMA'YI UNUTMADIK!
13 Mayıs 2014’te Soma Maden Faciası ile yitirdiğimiz 301 madenciyi unutmadık, unutturmayacağız. Soma’da yaşananlar bir “kaza” değil; ihmallerin, denetimsizliğin ve insan hayatını hiçe sayan çalışma düzeninin sonucuydu. Aradan geçen yıllara rağmen sorumluların hak ettikleri cezaları almaması, adalet duygusunu derinden yaralarken; işçi güvenliğini maliyet kalemi olarak gören anlayışın da cesaret bulmasına neden oldu. Madencilerin ekmek uğruna can vermek zorunda bırakıldığı bu düzen kabul edilemez.
Bugün hâlâ dünyanın en ağır ve en tehlikeli işlerinden birini yapan madenciler, yeterli önlem alınmadan, insan onuruna yakışmayan koşullarda çalıştırılmaya devam ediyor. Soma’yı anmak yalnızca geçmişe ağıt yakmak değil; benzer acıların bir daha yaşanmaması için hesap sormak ve mücadeleyi büyütmektir. Kamu İş olarak iş cinayetlerinin kader olmadığını biliyoruz. Güvenli çalışma koşulları, gerçek adalet ve işçinin yaşam hakkı için ses çıkarmaya devam edeceğiz. Soma’yı unutmadık, affetmedik.
KAMU İŞ MERKEZ YÖNETİM KURULU