Protokol gelecek diye Atatürk Caddesi'ni asfaltlamışlar. Antakya'ya gelecek herkes bilsin ki; anma adı altında gerçekleşecek şova aldanmayın, inanmayın. 2 senedir yalnızca yıl dönümlerinde şehri makyajlıyorlar. Sorunları yazmaya kalksak burdan saraya asfaltsız yol olur.
6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçti.
Sorumlular yargılanmadı, adalet yerini bulmadı, deprem dirençli kentler için seferberlik başlatılmadı.
Unutmamak için...
Antakya'da yollarından cadde ışıklarına kadar 6 Şubat "şıklığı" var. Tabi medya önünde şık görünmek önemli. Bakalım ortaya nasıl pozlar çıkacak.
#hatay
“Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk, O'nu yükseltecek ve sürdürecek sizlersiniz.”
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Şok olacağınız bir bilgi vericem size evcil hayvan sahipleri iyi okuyun burayı EVCİL HAYVANLARINIZ YURTDIŞINA GİDEBİLİYOR VE İNANIR MISINIZ SİZDEN DAHA KOLAY ŞEKİLDE GİDEBİLİYOR :)
bakın tabii ki o masum hayvanların, yavru kedilerin hatta kargaların (ulan insanın kargayla ne gibi bir sorunu olabilir) öldürülmesi bir vahşet ama olayın ayrı bir boyutu var; o keto-propofol öyle eğitimsiz tiplerin eline verilip kullanılacak bir ilaç değil, o şeref yoksunlarından birisi bir enjektörü cebine atıp çıkarsa dışarı insan da soyar, insan da öldürür, tecavüz de eder o ilaçla. satması konusuna girmiyorum bile...kendisi de kullanır hatta başka amaçla.
veteriner bozmaları vermişler ilaçları abuk sabuk tiplerin eline o barınakta ki inanılır gibi değil...
---şu anda Gebze belediyesi bir mal beyanı yaptı: onlar Gebze'de ölen köpek ve kedilermiş de poşete koyup çöpe atılmak için barınağa getirilmiş.
ulan biraz ana baba çocuğu olsanız, biraz beyniniz olsa ya biz ölü köpeklere neden enjektörle ilaç yapıyoruz o zaman diye düşünür, bu hayvanlar poşetlerin içinde canlı bulunmuş der...
topunuzun yedi ceddini...
Önde, Sakarya'da kırık kaburgalarıyla vatanı koruyan Mustafa Kemal, arkasında gelecek nesil.. Bu görsel bana şu sözü hatırlattı:
Biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır. İstikbal ümidinin aydınlık çiçekleridir onlar.
Aralık 1919, Sivas...
Sigarasını yakıp yerinden kalktı. Asabi şekilde yürüyerek söylendi: “Bir taraftan vatanın kurtarılması için uğraş, bir taraftan da İstanbul’un entrikalarıyla! Millet İstanbul’da düşmanın kahır ve zulmü altında inlerken, başta bulunan bazı vatansızların, ecnebilerden aldığı paralarla her türlü melanet icrasından geri durmadıklarını hep biliyoruz.
Bunlar, bu beyinsizler şahsımız ile uğraşıyorlar. Bilmiyorlar ki şahsımız ile değil; millet ile, vatan ile uğraşıyorlar. Niçin bilmem... Biz hizmetle uğraşıyoruz. Bunlar hizmetimizi takdir etmiyorlar. Pekâlâ amma bari kendileri bir iş görseler, biz de çekilirdik. İş görmek yok! Yalnız emir verecekler. Buna da pekâlâ. Fakat emirler makul ve mantıki olsa. İşgalcilerin emir ve fermanlarını tebliğden ibaret olmasa."
Konuşması bitince Mazhar Müfit’e dönüp olanları hatıralarında yazmasını söyledi: “Ben yazamazsam sen yazarsın. Başımıza neler örülmek istendiği görülmeli ve gelecek için ibret olmalıdır.” Birden durdu. O an gözleri yaşarır gibi oldu. “Zaten her şey unutulur,” dedi:
Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır. İstikbal ümidinin aydınlık çiçekleridir onlar.
Mazhar Müfit, onun hiddetine ilk kez tanık olmuyordu ama ilk defa onu bu kadar duygu dolu görmüştü. O da duygulanmış ve gözleri yaşarmıştı. “Paşam,” dedi, “kim isterse unutsun. Tarih ve gençlik bu yaratıcı dehanızı, bu vatana hizmetinizi asla unutmaz.”
Yarının Adamı yerine oturup iç çekercesine cevap verdi: “Mesele ben değilim. Vatandır. Gittiğimiz yoldur. Benim, senin, şunun, bunun ne önemi var? Biz olmasak başkaları bunu yapmayacak mıydı?"
“Hayır!” diye haykırdı Mazhar Müfit: “O başkaları nerede? O başkaları değil midir ki bizi öldürtmek ve kendi menfaatleri için namus ve vicdanlarını satmak yolunu tutmuşlardır?”
Mazhar Müfit haklıydı. Mustafa Kemal de bunu çok iyi biliyordu. Ama başarıyı kendisine mâl edemezdi. “Bütün ümidim gençliktedir!” demekle yetindi.
Biz bu ülkenin kadınları olarak her gün
"ya sıradaki bensem" korkusu yaşarken
bir kadının tec4vüze uğradığı, iki kadının parç4lara ayrılarak k4tlediği gün devlet kurumları sosyal medya hesaplarından kadınların bebeklerini nerelerinden çıkarmaları gerektiğini paylaşılıyor.
Siyasiler sessiz.
Kurumlar sessiz.
Yaşatılanlar cezasız.
Kadın cin4yetleri politik!
Bu benim sokak çocuğum Garip'in hikayesi.
Kapımın önünden ayrılmadığı için Gardiyan da diyorum.
Şehrin dışına terk edilmiş bir çocuk. Bulduğumda bir deri bir kemik, üstünden araba geçmiş, yürüyemiyordu. Ön bacağında açık yarası vardı. Ve en son o yara kurt ve larvalarla doldu.++