🔴PARA TOPLAMAK BAŞKA, ÜLKE YÖNETMEK BAŞKADIR.
🔴EKONOMİ YÖNETİMİ Mİ, TAHSİLAT DAİRESİ Mİ?
Sayın Mehmet Şimşek göreve geldiği günden bu yana millete sürekli aynı sözü verdi: “Sabredin, düzelecek… Enflasyon düşecek… Yarın daha iyi olacak…”
Aradan yıllar geçti.
Peki bugün memnun olan kim var?
Esnaf mı?
Çiftçi mi?
İşçi mi?
Memur mu?
Emekli mi?
Milletin büyük bir kısmı hayat pahalılığı altında ezilirken, üretici maliyetlerin altında kalırken, esnaf kepenk kapatma noktasına gelirken, emekli ay sonunu getiremez hâle gelmişken hâlâ millete “biraz daha sabredin” demek artık kimseyi ikna etmiyor.
Vergiler arttı…
İdari para cezaları arttı…
Denetimler arttı…
Yeni yükler geldi…
Peki bütün bu fedakârlıkların karşılığında milletin refahı arttı mı?
Benim kanaatime göre hayır.
Devletin kasasına para toplamak elbette önemlidir.
Ancak ekonomi, sadece para toplama sanatı değildir.
Ekonomi; üretimi artırmak, yatırımı teşvik etmek, istihdam oluşturmak ve milletin refahını yükseltmektir.
İyi bir finansçı olmak başka şeydir; iyi bir ekonomist olmak bambaşka bir şeydir.
Finansçı bütçeye para bulur.
Ekonomist ise millete umut, üretime güç ve ülkeye refah kazandırır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, sadece vergi tahsilatını artıran bir anlayış değil; üretimi büyüten, çiftçiyi ayağa kaldıran, esnafı rahatlatan, sanayiciyi güçlendiren ve emeklinin yüzünü güldüren yeni bir ekonomik vizyondur.
Sayın Mehmet Şimşek’le kişisel hiçbir problemim yoktur.
Kendisinin iyi niyetinden de şüphem yoktur.
Ancak iyi niyet tek başına yeterli değildir.
Sonuç üretemeyen politikalar, zamanla hem uygulayanı hem de siyasi iradeyi yıpratır.
Bu nedenle Sayın Şimşek’in artık şu olgunluğu göstermesinin hem kendisi hem de ülkemiz açısından daha doğru olacağı kanaatindeyim:
“Ben para toplamayı biliyorum; ancak üretimi artıran, adaletli bir refah düzeni kuran ekonomik modeli hayata geçirmeyi başaramadım.”
Bunu söyleyip görevi bırakması; hem kendisi için, hem ülkemiz için hem de Sayın Cumhurbaşkanımız için hayra vesile olacaktır.
Benim kanaatim şudur:
Artık “yarın düzelecek” demenin değil, milletin bugününü kurtaracak adımlar atmanın zamanıdır.
Millet daha fazla yük değil, nefes almak istiyor.
Millet daha fazla ceza değil, umut istiyor.
Millet daha fazla vergi değil, refah istiyor.
Artık karar verme zamanı gelmiştir.
ORHAN BABA’DAN GÖNÜL DOLUSU TAKDİR..
Dün akşam A Haber’deki programımı, dışarıda olmasına rağmen cep telefonundan takip eden kıymetli Orhan Gencebay abimiz, programı çok beğendiğini ifade ederek yayın sonrası beni aradı ve çaya davet etti.
Kendisiyle çok güzel ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Başta kültürümüz, Osmanlı tarihi ve geçmişimiz olmak üzere pek çok konuda konuştuk.
Orhan abi, tarihimize olan hâkimiyeti ve engin birikimiyle insana gerçekten çok şey öğretiyor.
Yıllardır eşsiz sesiyle söylediği unutulmaz eserleri dinleyerek büyüdük. Ancak tarih bilgisi, kültür, sanat birikimi ve Türkiye sevdası da en az şarkıları kadar etkileyici.
Misafirperverlikleri ve samimi sohbetleri için kıymetli Orhan abime ve değerli Sevim ablama gönülden teşekkür ediyor, sağlık, huzur ve hayırlı ömürler diliyorum.
🅰️ BUGÜN ( CUMA)
20:50’DE
A HABER’DEYİM…
Bu akşam saat 20.50’de
A Haber @ahaber canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunacağım.
İzlemeniz dileğiyle,
hayırlı akşamlar.
🔴ÖNDER SAV, CHP
VE ADAĞIM..
18 YIL SONRA ALLAH’A VERDİĞİM SÖZÜ YERİNE GETİRDİM..
2008 yılında Allah’a bir söz vermiştim: “CHP, bir gün Önder Sav’dan kurtulursa bir kurban keseceğim.” demiştim.
Aradan tam 18 yıl geçti. Bugün, Önder Sav’ın istifa ettiğini öğrendim. Böylece CHP, Önder Sav’dan kurtulmuş oldu.
Ben de yıllar önce Allah’a verdiğim sözü yerine getirerek adağımı kestim. Rabbim kabul eylesin.
RAKI BARDAĞINDAN ABDESTE…
Bir zamanlar mezar başında elinde rakı bardağıyla verilen görüntüler konuşuluyordu. Bugün ise abdest alırken görüntüleniyor.
Eğer bu değişim samimiyse, bana göre en büyük yenilik de, en büyük kazanç da budur.
İnsan, hatasında ısrar etmek yerine doğruya yönelmeyi tercih ediyorsa bu takdir edilir.
Temennim; bu değişimin sadece objektiflere yansıyan bir kare değil, hayatın her alanına yansıyan samimi bir dönüşüm olmasıdır.
Çünkü millet, görüntüden çok samimiyete ve tutarlılığa değer verir.
DEVLETLE SAVAŞANLARIN SONU HEP AYNI OLMUŞTUR
Devlet; vatandaşının güvenliğini sağlayan, adaleti tesis eden, hayatını kolaylaştıran, eşitliği koruyan ve milletin ortak iradesini temsil eden dev bir organizasyondur.
Tarih boyunca devletle savaşmayı seçenler, eninde sonunda kaybetmeye mahkûm olmuşlardır.
FETÖ, yüzlerce ülkede örgütlendi.
Arkasına büyük devletlerin istihbarat örgütlerini aldı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne savaş açtı.
Sonuç ortadadır; kaybetti.
MİT krizinde, Gezi olaylarında ve 17/25 Aralık’ta, 15 Temmuz’da devlete savaş açanlar kaybetti.
Apo, binlerce Kürt gencini dağlarda ölüme sürükledi. Yıllarca birçok dış odağın desteğini aldı. Sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti karşısında başarılı olamadı.
Bugün görüyoruz ki;
Ekrem İmamoğlu da siyasi kisve altında, FETÖ’nün arkasındaki güçlerden ve onların uzantılarından destek alarak, Özgür Özel’i de bu süreçte kullanıp ekonomik sıkıntıları fırsata çevirmek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı savaş açmıştır.
Ancak bunun da sonu, diğerleri gibi hüsran olacaktır.
Rahmetli babamın söylediği bir söz hiç aklımdan çıkmazdı:
“Devlet tavşanı öküz arabasıyla yakalar.”
Yani devlet acele etmez; zamanı geldiğinde gereğini yapar.
Ne kadar hızlı koşarsanız koşun, ne kadar güçlü olduğunuzu sanırsanız sanın, devletle savaşırsanız bir gün o öküz arabasının altına girersiniz.
O gün geldiğinde de kurtuluş olmaz.
PROJE ÇOK BÜYÜK..
Siz olaya, CHP’nin bölünmesi ve yeni bir siyasi partinin ortaya çıkması olarak bakmaya devam edin.
Ancak ben öyle düşünmüyorum;
bana göre mesele bir parti meselesinden çok daha büyük, proje ise göründüğünden çok daha kapsamlıdır.
SUÇLARKEN KENDİLERİNİ
ELE VERİYORLAR!
“Kemal Kılıçdaroğlu AK Parti ile iş tutuyor.” diyenlerin, asıl FETÖ ve Türkiye karşıtı dış odaklarla aynı söylem çizgisinde buluşmaları dikkat çekicidir.
Samimiyet testini başkalarına değil, önce kendi durdukları yere uygulamaları gerekir..
CEM KARDEŞİMİN YANINDA DURMAK, HAKKIN VE VEFANIN GEREĞİDİR..
Cem kardeşimle uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz ve kardeşliğimiz var.
Kendisini tanıdığım ilk günden bugüne kadar; devletinin, milletinin, bayrağının ve vatanının yanında durduğuna bizzat şahitlik ettim.
Buna hem bu dünyada hem de ahirette şahitlik ederim.
Sayın Cumhurbaşkanımızın en zor dönemlerinde de duruşunu hiç değiştirmedi.
MİT krizinde, Gezi olaylarında, 17/25 Aralık sürecinde, seçim meydanlarında ve daha nice kritik dönemde aynı çizgide kaldı.
Birlikte sayısız televizyon programına katıldık.
Kamera önünde de kamera arkasında da söyledikleri samimiydi; inandığını konuşan, doğrularından taviz vermeyen bir Anadolu evladıydı.
Bugüne kadar kendisinden; vatan, millet, bayrak, devlet, birlik, beraberlik ve kardeşlik adına yanlış bir söz duyduğuma veya bu değerlere aykırı bir tavır sergilediğine hiç şahit olmadım.
İnsan bir kurumda çalışır, görev yapar; zamanı gelir ayrılır, başka bir yerde yoluna devam eder.
Bu hayatın ve çalışma hayatının doğal bir parçasıdır.
Asıl önemli olan, görev yapılan yerde bırakılan güzel izler, ortaya konulan emek ve memlekete sağlanan katkıdır.
Benim tanıdığım Cem kardeşim; rüzgâra göre yön değiştiren değil, gerçeklere göre dimdik duran; menfaatine göre konuşan değil, inandığı doğruları cesaretle haykıran bir insandır.
Rabbim yolunu açık etsin.
Nereye giderse gitsin; devletine, milletine ve ülkesine hizmet etmeye devam edeceğine yürekten inanıyorum.
Allah yar ve yardımcısı olsun.
Allah seni sevsin, sevdirirsin ve korusun CEM kardeşim..
CEM KARDEŞİMİN YANINDA DURMAK, HAKKIN VE VEFANIN GEREĞİDİR..
Cem kardeşimle uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz ve kardeşliğimiz var.
Kendisini tanıdığım ilk günden bugüne kadar; devletinin, milletinin, bayrağının ve vatanının yanında durduğuna bizzat şahitlik ettim.
Buna hem bu dünyada hem de ahirette şahitlik ederim.
Sayın Cumhurbaşkanımızın en zor dönemlerinde de duruşunu hiç değiştirmedi.
MİT krizinde, Gezi olaylarında, 17/25 Aralık sürecinde, seçim meydanlarında ve daha nice kritik dönemde aynı çizgide kaldı.
Birlikte sayısız televizyon programına katıldık.
Kamera önünde de kamera arkasında da söyledikleri samimiydi; inandığını konuşan, doğrularından taviz vermeyen bir Anadolu evladıydı.
Bugüne kadar kendisinden; vatan, millet, bayrak, devlet, birlik, beraberlik ve kardeşlik adına yanlış bir söz duyduğuma veya bu değerlere aykırı bir tavır sergilediğine hiç şahit olmadım.
İnsan bir kurumda çalışır, görev yapar; zamanı gelir ayrılır, başka bir yerde yoluna devam eder.
Bu hayatın ve çalışma hayatının doğal bir parçasıdır.
Asıl önemli olan, görev yapılan yerde bırakılan güzel izler, ortaya konulan emek ve memlekete sağlanan katkıdır.
Benim tanıdığım Cem kardeşim; rüzgâra göre yön değiştiren değil, gerçeklere göre dimdik duran; menfaatine göre konuşan değil, inandığı doğruları cesaretle haykıran bir insandır.
Rabbim yolunu açık etsin.
Nereye giderse gitsin; devletine, milletine ve ülkesine hizmet etmeye devam edeceğine yürekten inanıyorum.
Allah yar ve yardımcısı olsun.
Allah seni sevsin, sevdirirsin ve korusun CEM kardeşim..
10 yıldır görev yaptığım, kamera arkasından sahadaki muhabirine kadar, her biri alanında marka olan ekip arkadaşlarımla birçok ses getiren habere imza attığımız TGRT Haber ve Türkiye Gazetesi’yle yollarımızı ayırdık. 10 yıl az bir süre değil. Bu süre zarfında Türkiye'nin ve dünyanın geleceğini şekillendiren birçok olaya sizlerle birlikte şahitlik ettik. Desteklerinizi asla esirgemediniz.
Bu vesileyle başta siz değerli izleyicilerimize, desteğini özellikle en zor günlerde esirgemeyen Sayın Mücahit Ören'e ve Sayın Aslıhan Ören'e Şükran borçluyum.
Ayrıca TGRT Haber yayın yönetmeni @ErcanSeki ve Türkiye Gazetesi Yayın Koordinatörü @yucelkoc a, tüm editör, muhabir, kameraman, yönetmen, reji çalışanı, haber müdürü, temsilci vb yürekten teşekkür ediyorum. Her birinin yeri çok özel ve ayrı. TGRT Haber ve Türkiye Gazetesi benim evim gibi.
Ayrıca ayrılığımla ilgili yazılanların hiçbiri gerçeği yansıtmıyor. Yazılanlara sadece gülüp geçiyorum.
2012'den beri medya dünyasında görmediğim, deneyimlemediğim tecrübe, şahitlik etmediğim önemli olay kalmadı diyebilirim. Bu konuda müsaadenizle alçak gönüllü olamayacağım. İlk köşe yazımı yazdığım günden bu güne hep doğru bildiklerimi söyledim. Bazen zorluk yaşadım, bazen destek gördüm, bazen sessizlikle karşılandım. Ancak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a ve onun "Büyük ve Güçlü Türkiye" idealine olan inancım asla eksilmedi. bundan sonra da artarak devam edecek. Çünkü bizler bugün varız yarın yokuz. Geleceğe miras kalacak Büyük Türkiye ideali ise çocuklarımıza, torunlarımıza aktarılarak sürecek. Aslolan milletin selameti, devletin mevcudiyetidir. Hazreti Ömer'in dediği gibi, "Olmuş olana ne çok üzülürüm ne çok sevinirim, çünkü iyinin mi kötünün mü hayırlı olacağını sadece Rabbim bilir.”
🔴BAHT MI, TAHT MI?
Sayın Devlet Bahçeli’nin ve Abdullah Öcalan’ın bugün dile getirdiği bazı mesajlar, keşke 30 yıl önce konuşulabilseydi.
Belki de on binlerce insanımızı kaybetmeyecek, milyarlarca liralık ekonomik bedel ödemeyecek ve yıllarımızı acılarla tüketmeyecektik.
Biz yıllardır, Türk’üyle Kürt’üyle bu milletin kardeş olduğunu, sorunların silahla değil, akıl ve siyasetle çözülebileceğini savunduk.
Bunu söylediğimizde ise hem PKK tarafından hem de bazı çevreler tarafından “hain” ilan edildik, hedef gösterildik.
Bugün benzer ifadeler Abdullah Öcalan tarafından dile getirildiğinde ise aynı çevrelerin onu “barış elçisi” gibi sunmaya çalışmasını ibretle izliyoruz.
Biz söyleyince hain,
Apo söyleyince kahraman..
Boşuna dememişler:
“Baht mı, taht mı?”
DEM Parti'nin son İmralı ziyaretinde Abdullah Öcalan'dan aldığı mesaj:
➡️ Anadolu’da tarihsel bir hakikat olan ve tüm kritik aşamalarda birbirinden ayrılmayan Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini hukuki zemine dönüştürmenin arifesindeyiz.
➡️ ‘Kürt’ten Türk’ü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürt’ü ayırsan Türk kalmaz’ hakikati, ortak yaşam ve eşitlik hukukunun geliştirilmesini gerekli kılmaktadır.
➡️ Karşılıklı hassasiyetlerin gözetildiği yasal bir zeminin oluşturulmasının vakti gelmiştir. Sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak, basit, dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim.
➡️ TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı raporda da belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması, yepyeni bir sayfanın açılması için herkes elinden geleni yapmalıdır.
➡️ Kürt-Türk ittifakı, Anadolu’nun ortak geleceğinin temel taşıdır. Atılacak her adımda bu toprakların kültürünü esas almalıyız. Yasal düzenlemelerle bu ittifakı kalıcı hukuki güvenceye kavuşturmak ve demokratik bir cumhuriyette eşit ve özgürce birlikte yaşamak mümkündür. Negatif hukukun pozitif hukuka dönüşmesi gereklidir.
ÖZGÜR ÖZEL’İN ARKASINDAKİ KALABALIKLARIN SEBEBİ BUTLAN DEĞİL, MUTFAKTAKİ YANGINDIR!
📌Siyah zeytin 475 TL…
📌Sucuk 1.800 TL…
📌Kuzu kuşbaşı 1.295 TL…
📌Kuzu pirzola 1.950 TL…
Özgür Özel’in arkasındaki kalabalıkları doğru okumak gerekir.
Bunun sebebi ne “mutlak butlan” tartışmalarıdır ne de Özgür Özel’in siyasi performansıdır.
Asıl sebep; mutfakta tükenen bütçeler, pazarda ve markette durmadan yükselen fiyatlar, üreticiyi bunaltan maliyetler, esnafı ezen vergiler, SGK yükü ve vatandaşın sırtına binen ağır ekonomik yüklerdir.
Sayın Mehmet Şimşek’in uyguladığı ekonomi politikalarının sahadaki sonuçları artık
her mutfakta,
her pazarda ve
her alışveriş fişinde hissedilmektedir.
Vatandaşın tepkisi de esas olarak bu ekonomik tabloya yöneliktir.
Bütün bunlara rağmen milletin önemli bir kısmı hâlâ Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a güvenmeye devam ediyor.
Ancak bu güvenin, ekonomik sıkıntılar karşısında tek başına yeterli olacağını düşünmek büyük bir hata olur.
Sahadan yükselen ses iyi dinlenmeli, ekonomik politikalar yeniden gözden geçirilmeli ve vatandaşın omzundaki yük hafifletilmelidir.
Çünkü unutulmamalıdır ki; Özgür Özel’in arkasındaki kalabalığın asıl sebebi butlan değil,
mutfakta,
tarlada ve
market raflarında büyüyen ekonomik yangındır.
Bordrolarda eriyen ücretlerdir.
🔴 NOT: Etiketler, “En ucuzu bizde” reklamı yapan bir zincir marketin şubesinden bugün alınmıştır.
🔴 İMAMOĞLU UĞRUNA HERKESİ YAKTI, SIRA KENDİSİNE GELİYOR!
Özgür Özel, İmamoğlu uğruna;
☑️ Mahalle delegelerini yaktı.
☑️ İlçe kongre delegelerini yaktı.
☑️ İl delegelerini yaktı.
☑️ Mahalle temsilcilerini yaktı.
☑️ İlçe başkanlarını yaktı.
☑️ İl başkanlarını yaktı.
☑️ Gençlik kolları başkanlarını ve yöneticilerini yaktı.
☑️ Kadın kolları başkanlarını ve yöneticilerini yaktı.
☑️ Belediye meclis üyelerini yaktı.
☑️ İl genel meclis üyelerini yaktı.
☑️ Belediye başkanlarını yaktı.
☑️ Parti Meclisi üyelerini yaktı.
☑️ Yüksek Disiplin Kurulu üyelerini yaktı.
☑️ MYK üyelerini yaktı.
☑️ Grup başkanvekillerini yaktı.
☑️ Milletvekillerini yaktı.
☑️ Atatürk’ün mirasını çiğnedi.
☑️ CHP’ye umut bağlayanlara ihanet etti.
Sonunda CHP’yi de ağır bir krizin içine sürükledi.
Siyasette herkesi yakarak ayakta kalacağını sananlar, gün gelir kendi kurdukları düzenin altında kalırlar.
Benim kanaatimce bu gidişatın sonunda en büyük bedeli de kendisi ödeyecektir.
Temennim; bu siyasi hesaplaşmanın Türkiye’ye ve milletimize daha fazla zarar vermemesidir.
🔴RAKI SARHOŞLUĞU GEÇER,
SİYASİ SARHOŞLUĞUN
BEDELİ KALIR!
YENİ RAKI bunları da kesmemiş olacak ki, şimdi de “YENİ PARTİ” sarhoşluğuna kapılmışlar.
Öyle bir sarhoşluk ki; sokakta sağa sola çarpa çarpa yürüyen, önüne çıkan camı çerçeveyi indirip hâlâ doğru yolda olduğunu zanneden birinin hâlini andırıyor.
Günün sonunda bir köşeye sızıp ayıldıklarında ise, rakı sofrasının ertesi sabah yaşattığı pişmanlık gibi büyük bir pişmanlık yaşayacaklar.
Ama o gün geldiğinde artık çok geç olacak; çünkü bazı yanlışların telafisi vardır, bazılarının ise sadece bedeli…
Bugün alkış sesini gerçek sanıyorlar, yarın ise ayıldıklarında geriye sadece kırdıkları, döktükleri ve büyük bir pişmanlık kalacak.
Rakı sofrasından sonraki “Keşke bu kadar içmeseydim.” pişmanlığı nasıl sabahın ilk gerçeğiyse, “yeni parti” sarhoşluğunun da ilk sabahı ağır olacak.
Keşke içmeseydik yerine,
keşke kurmasaydık diyecekler.
Ama o sabahın bir farkı var…
Rakı sarhoşluğunun sabahı varsa; “yeni parti” sarhoşluğunun da sandığı vardır.
O gün geldiğinde anlayacaklar ki, son pişmanlık ne siyaseti geri getirir ne de millete verilen zararı telafi eder.
Allah bana sabır versin…
Mesele Süleyman Soylu’ya iftira atmak, hakaret etmek, sistematik saldırıda bulunmak ve kara çalmak olunca; e- CHP’li Murat Emir’den, aylardır aleyhimde yayın yapan sahipleri malum paçavra “yeni yaşam gazetesine”, oradan “halk tv”ye ve “dhkp-c nin halk okulu”müptezelliğine kadar “hepsi ittifak”
Hem de çok boyutlu şer ittifakı!!!
🔴AHA BURAYA YAZIYORUM..
Yıllardır siyasetin içindeyim. Bu işlerin sonunun nereye varacağını da çok iyi biliyorum.
Bunların sonu, AHBAP’tan da beter olacak.
Gün gelecek sokağa çıkamayacak, milletin yüzüne bakamayacak hâle gelecekler.
Çünkü bunlar bir parti kurmuyor;
Ekrem İmamoğlu muhafız alayını kuruyorlar…
Bunun siyasi ve toplumsal bedeli çok ağır olacak.
Benden söylemesi…