Baba İlyas,Yunus Emre,Ahi Evran,Şeyh Bedrettin,Niyazi Mısri,Mirza Küçük Han ve Sultan Galiyev'lerin izinde müslüman bir Türk komünistiyim Allah'a şükür!
İnsana dair en derin hususiyetleri onda gördüm; benim derviş babam, hayat ve meslek hocam; ruhun şad olsun.
Bu vesileyle meslektaşlarımın Avukatlar gününü kutlar; hakkı arama, tüm engellere rağmen hakkı savunma yolunda tüm avukatlara başarılar dilerim.
(Foto: Ruhsat töreni-2003)
Bu zatın gösterisine bir davetiye gelmişti, gidip izlemiştik. Zeki, muzip biri olarak görmüştüm fakat sona doğru İmamoğlu ve diğer hırsızları olumlayan şakaları nedeniyle gösteri bitmeden itibarı silinmişti zihnimde. Hala belediyeleri sokuşturuyor sözlerine. Görev icra ediyor.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
@bahattinyucel 1924’te Atatürk tarafından kurulan Diyanet işleri Bşk’lığında sünni dini inanç ve akaid dışındaki diğer mezhep ve yollar kendine yer edinebildi mi ?
Bu durumda Özgür Özel’i savunanlar onun yurtdışından yardım dilenmesini destekliyor anlamı çıkıyor basit mantıkla. Oysa Özel-İmamoğlu destekçilerinin ekseriyeti böyle bir dilenciliğin ortağı olmayı zul sayacak, buna karşı çıkacak kişiler. Yanılıyor muyum?
@AhmetGunestekin Bu kişi 6-7 Eylül olayları ve hendek-mayın iş savaş denemesiyle Suriye iç savaşını Türkiye’ye taşıma, bu yolla Suriye ve Türkiye’den koparılacak topraklar üzerinde bir ucu Akdeniz’e çıkacak ABD güdümünde bir Kürt devleti kurma projesinin ana aktörüdür. Cezası neyse çekecek!
Mustafa Kemal de bir ittihatçıydı. Yeni ittihatçılık dediğiniz oldu Atatürk’ü dışlayarak tesis edilemez; nitekim böyle bir dışlama çabası da görmüyoruz. 12 Eylül sonrası, hele hele 1990 sonrası her anlamda can çekiştiği gözüken devlet reorganize oluyor.
Ülkemiz Türkiye'ye Gezi kalkışmasının maliyeti 200 milyar $,
📍15 Temmuz'un maliyeti 350 milyar $
📍Pandeminin maliyeti 150 milyar $,
📍EYT'nin maliyeti 200 milyar $,
📍Depremin maliyetı 400 milyar $,
📍Terörün maliyeti 150 milyar $,
📍Toplam 1 trilyon 450 milyar $,
Bütün bunlar 10 yıl içerisinde gerçekleşti.
El insaf el Vicdan bu kadar ağır bir Yükün altından Hangi iktidar kalkabildi? Ya Chp iktidarda olsaydı ne olurdu?
Bu Ülkenin ve Milletin halini hiç
düşündünüz mü?