Notere gittim. Adıma Antalya'dan bir satış aracılığı için vekalet verilmiş. Antalya'daki noter vekalet ücretini almış vekaleti bu dijital dünyada sisteme taramış. Bunu ne için yapmış? Türkiye'nin neresinde olursa olsun bu vekalet sistemden alınsın ve kullanılsın diye. E peki ne oldu?
Ben notere gittim vekaleten satış vereceğim. Noter katibine
"sistemde vekaletim var" dedim.
Katip "Olsun beyefendi biz burada nüsha çıkarıp aslı gibidir yapmak zorundayız" dedi
"yapın o zaman" dedim.
"1592 lira ücreti var" dedi.
"nasıl ya? biz zaten vekalet ücreti verdik 1800 lira"
"yapacak bir şey yok kurallar böyle"
Uzatmayacağım bu ülkede sağmal inek muamelesi görüyorum ve sahibim yok. Ben bu sistem için para söğüşleme aracıyım.
İtiraz ettiğimde ise aldığım cevap şu: İşine gelmiyorsa yapma!!!
Benim adım yok. Biliyorum yalnız değilim.
Memduh Dede ne güzel özetlemiş;
"KHK’lılar, Cumhuriyet Türkiye’sinin en nitelikli ve en vasıflı bürokratlarıydı.
KHK ihraçlarından sonra ülkedeki kurumlar bozulmaya başladı ve bugün gelinen tablo içler acısı."
#KHKlınınBayramı
Si los acusados en estos archivos #Epstein fueran de países del tercer mundo, habríamos visto sanciones internacionales y acciones militares. Pero porque son líderes occidentales, los hechos son borrados en sangre fría.
Patara plajının kumlarını çaldılar.
Öyle üç beş kürek değil, 2 bin 168 kamyon dolusu çaldılar.
Göz göre göre talana herkes göz yumuyordu. Bir kişi hariç… Namuslu bir orman muhafaza memuru, sessiz kalmadı, hırsızlığı yargıya taşımak üzere zabıt tuttu.
Akp'nin Kaş ilçe yöneticisi müdahale etti, sakın zabıt tutma, biz bölge müdürünü aradık, sen burnunu sokma dedi.
Orman muhafaza memuru kabul etmedi, “değil bölge müdürü, cumhurbaşkanı bile gelse ben bu zaptı tutarım” dedi.
Vay sen misin bunu diyen…
Kaş kaymakamı derhal devreye girdi, orman muhafaza memuru derhal görevden alındı, cumhurbaşkanına hakaretle suçlandı, apar topar lojmanından bile atıldı.
E yok öyle tabii… Bu defa, Tarım Orman İş Sendikası'nın namuslu yöneticileri müdahale etti, Kaş kaymakamı geri basmak zorunda kaldı, orman muhafaza memuru görevine iade edildi.
Olay medyaya yansıdı.
Patara kumlarının nereye götürüldüğüne dair, hangi özel plaja döküldüğüne dair haberler çıktı.
Vay sen misin bu haberlere sebep olan… Hadi bakalım, müfettiş raporu bile olmadan, orman muhafaza memuru yine görevden alındı.
Bölgedeki diğer muhafaza memurları tehdit edildi, "sesinizi kesmezseniz, sizin sonunuz da aynı olur" filan denildi.
Namuslu orman muhafaza memuru geri adım atmadı, sendika aslanlar gibi direndi. Kaş kaymakamı hakkında suç duyurusunda bulunuldu, olay iyice dallanıp budaklandı, üstü örtülemez hale geldi, mecburen savcılık soruşturması açtılar.
Böylece, hırsızlığın çok daha büyük boyutlarda olduğu ortaya çıktı.
Depolanmış halde 3 bin kamyon kum ele geçirildi.
Namuslu orman muhafaza memuru ikinci defa görevine iade edildi.
Bu memur olmasaydı,dünya varolduğundan beri duran, mitoloji hazinesi, antik çağın başkenti, insanlığın mirası, Türkiye'de eşi olmayan yer, carettaların evi Yağmalanıyordu.
Bu memurun yüreği sayesinde her şey duyuldu ve durduruldu.
Tek başına başkaldıran bu namuslu orman muhafaza memurunun ismi ne biliyor musunuz?
Umut!
Umut Utku.
Vatana millete hayırlı evlat olsun temennisiyle yetiştiren annesi babası, geleceğe dair beklentilerini isim olarak vermişler oğullarına… Oğulları da isminin hakkını vermiş.
Hani bazen karamsarlığa kapılıp soruyorsunuz ya, umut var mı diye? Var dostlarım.
Umut'ları var bu ülkenin. Böyle yiğit, onurlu şerefli insanları hala var bu ülkenin.
Bir kişi bile kalsa, her şeyi değiştirmeye gücü yeten Umut'ları var...
Aysel Serap Gez <<Yazmış..
CUMHURBAŞKANI’NA MEKTUP!
Sayın Cumhurbaşkanım!
"Karınlarını biz doyuruyoruz, oy vermiyorlar" diyorsunuz da; siz kaç yıldır elektrik faturası ödemiyorsunuz?
Doğalgaz mesela, hiç böyle bir fatura gördünüz mü?
Peki, hiç arabanızı benzin istasyonuna çekip, kendi benzininizi aldınız mı? Hem de kendi paranızla ama...
Mesela siz, çocuğun bu sene yurt masrafı ne olacak diye düşündünüz mü? Sınava giriş ücretini ödeyemediğiniz için, sınava sokamadığınız evladınız oldu mu?
Doğru söyleyin lütfen, Emine hanım, pazarda peynirin kilosunun kaç tl olduğunu bilmeyeli kaç sene oldu?
İlk evinizi nasıl aldınız?
Kaç senedir kira ödemiyorsunuz?
Sıfırdan gelip, kaç mülkünüz oldu?
O milyonluk araçlara sahip olmadan önce, onları ilk ve ancak rüyada görebiliyor olmanızın üstünden kaç sene geçti?
Adına kesilmiş tek bir fatura görmeden 30 yılı aşkın bir zaman ya��amak nasıl bir duygu?
Tatile ya da doğduğun yerlere giderken bütçe planlaması yapmak zorunda olmadan kaç yıl geçirdiniz?
"Elbette ki en lüks uçak bana ait olmalı" diyecek ruh haline ve imkânlara sahip olalı kaç sene oldu?
Bunların hiç biri artık sizin sorununuz değil, neden mi? Çünkü o faturaların hepsini biz ödüyoruz.
Boğazınızdan geçen her bir lokmanın ücretini biz ödüyoruz. Size saraylar yaptırıyoruz. Dünyanın en pahalı makam uçaklarını alıyoruz size. Dünyanın en pahalı arabalarını alıyoruz size ve çocuklarınıza. Çocuklarınızın hepsini yurtdışında, en pahalı okullarda okuttuk mesela, hem de bizimkiler sınava girecek parayı bulamazken. Siz her gün bu milletin çocuklarının geleceğini tehlikeye sokarken, biz sizin çocuklarınızın hepsinin geleceğini garantiye aldık. Başka devletlere itibarınız olsun diye, eşiniz hanımefendi alışverişini rahat yapsın diye, Belçika gavur ellerinde cadde kapattık. Sizin yedikleriniz içtiklerinizin adını bile bilmediğimiz, telaffuz edemediğimiz halde hepsinin bi tamam paralarını biz ödedik. Siz son otuz senede hiç fatura görmeyip, herhangi bir ödeme yapmadığınız için hepsini biz ödedik. Ee, bunları birileri ödeyecekti elbet, biz ödedik. Hatta siz alınmayın diye birçok şeyi de "örtülü ödenek" den ödedik.
Biz kim miyiz?
Mesela aramızda yerin 500 m altında asgari ücretle çalışan madenciler de var. Berber, kasap, mobilyacı, mimar, doktor da var. Artık ürün ekemeyen çiftçiler, hayvan yetiştiremeyen köylüler de var, iş adamları da var aramızda.
Meselâ iş çıkışı biraz gezeyim derken tecavüze uğrayan, sonra da size yakın kişiler tarafından "o saatte sokakta ne işi vardı" denilen kadın var ya, o da çok faturanızı ödedi sizin.
Şehit aileleri bile, içtiğiniz o ejderha meyvesi suyunun parasını ödedi. Millet yani yahu, millet. Yani bizler. 30 senedir biz bakıyoruz size. Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik. O iş öyle sizin dediğiniz gibi değil, siz bizim karnımızı doyurmadınız, biz sizin karnınızı doyurduk. Hatta görülüyor ki başka bir insan olmanızı da sağlamışız. Sizin bu söyleminiz dünya siyasi tarihi için yabancı değil, 'sizi ben yarattım' deme noktasına gelmenize sanırım az kaldı.
Murat Bekici..
Şu habere erişim engeli gelmiş.
Duyurunda kimse paylaşmasın emi.
Diyanet’te Skandal‼️
DUYDUK, DUYMADIK DEMEYİN‼️
Söz konusu CHP olunca ahlak bekçiliğini kimseye bırakmayan villada oturan gasteciler neredeler❓
Düşünsenize, Diyanet’e fakirler için bağış yolluyorsunuz, onlarda eskort çağırıp yiyor bağış paralarını‼️
Diyanet’te "yalan, iftira" denilerek reddedilen eskort skandalı sonunda resmî ağızdan doğrulandı, yani o kadar inkardan sonra olay tam olarak patladı❗️❗️❗️
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı, dernek gelirlerinin eskortlara harcandığı iddialarına yönelik "İnsanın olduğu yerde birtakım hatalar olabilir" diyerek skandala karışan personelin ilişiğinin kesildiğini açıkladı. "İftira" denilen her şeyin gerçek çıkması ve bu durumun "insani hata" diyerek geçiştirilmesi gerçekten inanılır gibi değil; E hani her şey uydurmaydı?
📍VE TUTUKLANDI!
Başlığı okuyunca suçlu, kriminal biri sandınız di mi? O halde dikkatle okuyun:
— AKP Aydın Milletvekili Seda Sarıbaş'ın 12. sınıfta okuyan oğlunun okula silahla geldiği, silahı okul arkadaşlarına doğrultarak fotoğraf çektirdiği iddia edildi.
— Bu iddiayı haberleştiren yerel gazeteci Yelis Ayaz hakkında halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak suçlamasıyla soruşturma açıldı, apar topar gözaltına alındı.
— Ancak gazeteci, 4 öğrencinin durumu CİMER'e şikayet ettikleri ortaya çıkarttı ve CİMER şikayetleri savcılık dosyasına sunuldu!
— Peki ne mi oldu? Öğrencilerin CİMER şikayetleri dosyaya sunulmasına rağmen Gazeteci Yelis Ayaz az önce “yalan bilgi yaymaktan” tutuklanarak cezaevine gönderildi! (Aydın Post-Etkili Haber)
Yani şahıs gözaltına alınacağına, olayı haber yapan gazeteci Yelis Ayaz tutuklanmış! Yelis hanımı soğuk betonlarda yalnız mı bırakacağız?
Bu yanlıştan dönülmeli, Yelis Ayaz derhal serbest bırakılmalı!
Devlet okulunda, milletin çocuğuna ilahi okutan Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın çocuğunun okuduğu Ankara Charles de Gaulle lisesinde noel kutlaması yapıldığı görüldü.
Anasının s.çıp sokağa attığı ağır takıntılı bir sapık bir tacizci bırakıyorum burada!
Tam adı : SÜLEYMAN ÖZCAN
Şu görmüş olduğunuz sıfatsız iğrenç mahlukat beni ve ailemi tam 3 senedir taciz ediyor. Hakkında defalarca kez şikayetçi olduk , Hakkında adam yaralama dahil tam 17 açılmış dava var.
İçinde bulunduğumuz Türkiye Cumhuriyeti devletinde bu ahraz tacizciden bizleri koruyan bir @adalet_bakanlik veya @TC_icisleri YOK.
Bu ülkede insanların kızlarını, eşlerini taciz edenlere karşı bir yaptırım ceza YOK!
Ben ve ailem Allah'a emanet yaşıyoruz.
Çoluğunuzu çocuğunuzu bu akıl hastası pedofili tacizci iğrenç heriften koruyun!
AKP'li Özlem Zengin'in oğlunun THY'de çalıştığına yönelik habere erişim engeli geldi.
Haberde şu ifadeler yer alıyordu:
• Özlem Zengin'in 1991 ABD doğumlu oğlu Salih Ahzem Topal, 2013 yılında Bilkent Üniversitesi’nden mezun olmuş ve hemen THY'ye girmiş.
• THY Miami Müdürlüğünde Satış Şefi olmuş, sonra Havana Müdürlüğü yapmış.
• 2023 yılında THY Bologna ofis müdürlüğüne atanmış.
🔴 İstanbul Pendik’de yaya geçidine yaklaşırken hızını kesmeyen ve önünde duran bir motorcuya hızla çarpan sürücü, görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasından ardından polisten kaçamadı.
Az önce Ayşe Arman’ın instagram hesabında paylaştığı bir vahşeti okudum.
Arkadaşlar, bu artık “duyduk geçtik” denecek bir şey değil.
Konya’da bir ilkokulda, 2. sınıfta okuyan 8 yaşındaki bir çocuk.
Ders saatinde, sınıfın ortasında, üç yetişkin tarafından dövülüyor.
Yanlış okumadınız: Sınıfın içinde. Ders sırasında. Küçücük bir çocuğa.
Bu çocuk istismarıdır, şiddettir, suçtur.
Ve bu olay bir okulun içinde oluyorsa, burada herkesin sorumluluğu vardır.
Milli Eğitim Bakanlığı’na soruyorum, bu okulda olay yaşanırken öğretmen nerdeydi? Bu nasıl bir denetimsizlik? Nasıl bir ihmalkârlık? Biz çok yakın bir tarihte katliam yaşamadık mı? Veliler bu şekilde ellerini kollarını sallayarak nasıl sınıflara (ders saati zamanında) girebiliyorlar?
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na soruyorum, bu çocuklar kimlerin elinde, bu aile yapısı ne durumda? O ilan ettiğiniz “Aile Yüzyılı” ne alemde?
Bu işin üstü örtülemez.
“Bir anlık sinir” diye geçiştirilemez.
Üç yetişkinin bir çocuğa saldırması vahşettir.
Bugün o çocuk, yarın başkası..
Sustukça, görmezden geldikçe bu düzen böyle devam edecek belli.
Bu olayın sonuna kadar takipçisi olunmalı. Sorumlular hesap vermeli.
O çocuklar korunmalı.
Sessiz kalmayın. Çünkü bu mesele hepimizin meselesi. Bu arada #yusuftekini̇stifa
@tcmeb@Yusuf__Tekin@tcbestepe@tcailesosyal
Soldaki Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü bitiren ve torpili olmadığı için iş bulamayan babasının yanında ayakkabı tamircisi olarak çalışan Büşra.
Sağdaki de Mustafa Destici’nin TBMM’de programcı olarak işe giren edebiyat bölümü mezunu kızı Hilal Destici...
İnanılır gibi değil...
Allah aşkına böyle bir şey nasıl reddedilir?
Neyi kimden saklıyorsunuz?
Müslüman bir ülkede, pedofili sapıkların araştırılması nasıl reddedilir?
Benim aklım almıyor. Sizin alıyor mu?