5. Strazburg Adalet Buluşması'nda konuşan Avrupa Konseyi Fransa Milletvekili Sandra Regol:
"Davanızdan ve adalet talebinizden asla vazgeçmeyin."
Merci beaucoup, Mademe. @sandraregol 💚🙏
#AYMninAİHMsınavı
https://t.co/KQ4ZhkzGmP
Sicakta terledik , bunaldık! Günlerce planlamalar yaptık. Onlarca insan bu iş için mesai kavramı olmadan çalıştı. Çok şükür güzel bir program oldu. Emeği geçen herkese ve bizi yalnız bırakmayan vicdanlı insanlara binlerce teşekkürler!!
Adaletİçin SesVer
#JusticeMarch
Anne kokusundan, baba şefkatinden, aile sıcaklığından mahrum bırakılan çocuklar var.
Hukuksuz tutuklamalar, sadece yetişkinleri değil onların çocuklarını da cezalandırıyor.
Strazburg'da toplanan insanlar yaşanan bu acılara sessiz kalmadı.
@PelinKesebir
Adaletİçin SesVer
Bir aktivistin cezaevinde bulunan insanlara mesajı:
“Bizim burada sizinle ilgilenmediğimizi sakın düşünmeyin. Asla öyle bir şey yok. Gece gündüz sizi düşünüyor, sizin için ne yapabileceğimizi değerlendiriyoruz.”
@bulenttezcan#AdaletBuluşması#JusticeMarch
“Ailem paramparça oldu. Biri Senegal’de, biri Almanya’da, biri Fransa’da. Abim ve yeğenim hapiste. Allah bizleri bu zulümden kurtarsın. İnşallah bu son yürüyüş son olur.”
#AdaletBuluşması#JusticeMarch
"KARANLIK BİR HÜCREYE KAPATILDIM, İŞKENCE ODASINA GÖTÜRÜLMEKLE TEHDİT EDİLDİM"
Bugünün en etkiliyici konuşmalarınan birini, ev hanımı Gurbet Karabağ yaptı. Lütfen dinleyin, okuyun.
"2017 yılının Mart ayında, Afyonkarahisar’da bir ev hanımıyken, henüz 40 günlük olan küçücük bebeğimle gözaltına alındım. Emniyette bana ağır psikolojik baskılar yapılarak ifadem alındı. En vahşisi ise kucağımdaki kundaklı yavrum üzerinden yapılan tehditlerdi. Polisler sürekli "Seni içeri atarız, çocuğunu ancak 12 yaşında görürsün!' diye bağırdılar. Onur incitici hakaretler ettiler. Bir anne için daha kırkı çıkmamış evladıyla sınanmak, ölümden daha zordu.
Daha sonra, pandemi döneminde tutuklanarak Afyon Cezaevi’ne gönderildim. Kapıda bizi karşılayan ilk şey, insan onurunu ayaklar altına alan çıplak arama uygulaması oldu. Ardından, ağır suçluların cezalandırıldığı tek kişilik, karanlık bir hücreye kapatıldım. Duvarlarına insan pislikleri sürülmüş, elektriği olmayan, tuvaleti kokan o hücrede 75 gün kaldım
Yan hücrelerdeki adli suçluların sürekli ettiği hakaret ve küfürlere, demir parmaklıklardan bile daha ağır geliyordu. Bir kadın ve bir anne olarak cezaevi yönetimine dilekçe yazıp sadece daha insani bir ortam talep ettim. Ertesi gün başgardiyan hücre kapımı açtı; dilekçemi buruşturup yüzüme fırlattı. Bana bağırarak, "Bir daha böyle bir dilekçe yazarsan seni yumuşak odaya (işkence odasına) alırım, akıllı ol!' diyerek tehdit etti.
Tam bu çıkmazın içindeyken, beni savunması gereken kendi avukatım bile üzerimde yoğun bir psikolojik baskı kurdu. İsim vermem ve 'etkin pişmanlık' yasasından yararlanmam için beni sürekli sıkıştırıyordu. Ben ise suçsuz olduğumu biliyordum ve bunu kabul etmeyeceğimi açıkça ifade ediyordum. Hem gardiyanın tehdidi hem de avukatımın bu itirafçılık baskısı arasında kendimi tamamen yalnız, çaresiz ve dipsiz bir kuyuda hissettim. Defalarca ölümü diledim.
İşte tam o karanlıkta, yan hücreden bir ses yükseldi: "Sen kimsin?" Kendimi tanıttığımda, bir ablamız, "Biz seni çok uzun zamandır arıyoruz. Gurbet, sana ulaşmaya çalışıyorduk, hakkını helal et" dedi.
O sesi duymak o birkaç cümleyi duymak, o pis ve karanlık hücreyi benim için bir anda cennete çevirdi. neden biliyor musunuz? Çünkü emniyette ifadem alınırken sürekli herkes gidip kurtardı kendini olan senin gibi gariplere oldu demişlerdi. O an yalnız olmadığımı, dışarıda birilerinin benim için çabaladığını ve dua ettiğini hissetmek bana yeniden yaşama gücü verdi.
Bugün burada bu acıları anlatmamın tek bir sebebi var: Türkiye’de hâlâ aynı pis hücrelerde bu zulmü yaşayan, unutulmamayı bekleyen binlerce insan var. Biz bu zorlukları göğüslediysek, içeridekilerin sesi olmak zorundayız. Gelin içeridekileri de dışarıdakileri de yalnız bırakmayalım, yaralarımızı birlikte saralım. Çünkü biz birlikte güçlüyüz!"
Adaletİçin SesVer
https://t.co/er9cgGOq6U
Hak arayışı, insanın en tabiî hakkıdır.
Bu hakka sahip çıkanlara omuz vermek,
insan olmanın asgarî gereğidir.
Zira insan,
en azından bu tavrıyla safını belli eder.